en güzel tanımınlarından birini sartre 'nin bulantı romanında bulan kavram. romanın kahramanı kitabını yazmak için her gün gittiği kütüphanede ilginç bir adam tanır. bu adamın özelliği okula "hiç" gitmemiş olması ama her gün kütüphaneye giderek kütüphanedeki kitapları alfabetik sıradan takiple okuyarak kendi kendini geliştirmeye çalışmasıdır. hatta bu yüzden romanın kahramanı roquentin bu elemana bir de "autodidacte" yani kendi kenine öğrenen diye bir ad takar. autodidacte önce kütüphanedeki a harfiyle başlayan kitapları okumaya başlamış sonra o bitince b harfiyle başlayanlara, o da bitince c harfiyle başlayanlara... bir gün roquentin kütüphaneye geldiğinde autodidacte'nin " l "harfiyle başlayan bir kitap okuduğunu görür ve hayret eder ona. içinden onun bu çalışma ve öğrenme azmini kıskandığını itiraf eder kendine. ama sonra yine içinden: " l harfine kadar gelmiş. sonra m, n, o... ve nihayet z harfiyle başlayan kitaplara gelecek ve birgün o da bitecek. peki ya sonra..." ...hiç
cümlenin olumsuzluğuna olumsuzluk katan üç harftir. keyfinize göre olumlu anlamlar yüklemek, pozitifliğinizden kaynaklı olacağından, yoğun bakım gerektirir.
hiç bestemiz olmadı, hiçbirşeyden daha güzel
hiçbir şeyi sevmedik, hiçbirşeyden daha fazla
hiçbir yere gitmedik dönmedik hiçbir yerden
hiçbir gerçeği yaşamadık, düşlerimizden daha gerçek
dünya bir sanı, sanı herşey, doğmadık öleceğiz
var olmadık hiçbir yerde, hiçliklerde yiteceğiz
hiçbir zaman eğilmedik, ezmedik hiçbir zaman
hiçbir şeye inanmadık, benliğimizden daha fazla
hiçbir zaman istemedik ama yaşadık hep tam içinde
birşeyleri ararken biz hiçiz, hiçbir yerde
bak; cihandan ne kazancım oldu? hiç
şu geçen hayatım da elimde ne kaldı? hiç
ben meclislerin ışığı idim;fakat bir kez sönünce ne oldum? hiç
ben cemlerin kadehi idim,fakat kırıldım…şimdi ne oldum ? hiç!
ispanyol yazar carmen laforet'in ilk romanı olup bir çok edebiyat ödülü almıştır. iç savaş'ın neden olduğu maddi ve manevi yıkımın etkilediği anne tarafından akrabalarının yanına üniversite okumak için gelen andrea ,aribau sokağında birbirinden sorunlu karakterlerle karşılaşacaktır.derin bir depresyonun hissedildiği romanda andrea giderek daha da içinden çıkılmaz bir ruh haline bürünmeye başlayacaktır.
insan etinin, ruhuna ağır gelmesi durumunda dönüşülmek istenen. ölümün gerçekliği ile yüzleşen insanın kendini aynada gördüğünde karşısına çıkan, aşkın iki yüzlülüğü karşısında hissedilen boşluk.