fena koyar. melankoli başlangıcıdır. gunesin dogacagını bildiginiz gibi onun gelmeyecegini bilirsiniz özlersiniz kovuşamayacagınızı bildiginiz halde aglamak istersiniz ama olmaz içinize gömersiniz göz yaşlarınızı.
kumların kızgınlığının ayakları yakması gibidir. ateş yüreğinin tamamını kapladığı anda özlem bütün ruhunu sarar. sancılı bir hastanın morfin için yalvarması gibi özlediğinize ağlarsınız ve yalvarırsınız. ama o hiç gelmeyecektir.
yakalanacağımı sanarak hep
elimi eteğimi çekerdim her şeyden
oysa yoktu ki
elleri
gecenin
----
deniz kızlarını boğarken gözlerim
diline düşüyordum
uzak denizlerin
----
yosun kokuyordu saçlarım
bile bile düşmüştüm uzun bekleyişlere
biliyordum sonunu
yine mızıka çalan ben olacaktım sokaklarda
çocuklar takılacaktı peşime.
ve belki de sen hiç gelmeyecektin
hayatın her döneminde hissedilen bir acıdır. geçmişe dönük, yarım yaşanır hayat, eğer gelmeyecek kişi anne ise. söylenememiş sözler kalır ağızda, yaşanamamış zamanlar ama en acısıdır, yürekte hissedilen boşluk. herşey değişirken zaman içinde, siz keşkelere takılı yaşanırsınız, acabaların gölgesi üzerinizde. hissedilmesin diye yaşanılan yanlızlık, ya gömülürsünüz dört duvar içine, ya boş kalabalıklarda geçirirsiniz ömrünüzü. sonra kıskançlık başlar içten içe, sizden 4 yaş büyük ablayı kıskanırsınız mesela, sizin yaşayamadığınız 4 yılı yaşadı diye, zaten bu yüzdendir, başınızı çevirisiniz, gördüğünüz her anneli kıza. tanrı ya kızarsınız bazen, bazen de o haddiniz olmayan nedenli sorularınız için af dilersiniz. zamanlar, zamanlar, zamanlar geçer, özlemeye bile alışırsınız, artık dokunmaz sanırsınız size hiç gelmeyecek olması. ta ki bir gün kapıdan girince farkında bile olmadan bağırırsınız anne diye, cevap gelmeyince anlarsınız aslında hiç alışılmadığınızı. yeniden içinizi kemirir özlem, çöküp olduğunuz yere, hiç bitmeyecek gözyaşları akıtırsınız.
dönüşü olmayan bir uzaklığa göçmüşse giden, bu zorunlu ayrılığın acısı daimi olacaktır yürekte. ve özlem umutsuzlukla kanayan bir yaraya dönüşecektir. umutsuzca umarak, özlenmekten vazgeçilemeyecektir.
sanırım romantistlikle bi ilgisi olmasa gerek,samimi insani duygular,geçici yokluğunda bile varlığını aratacak birinin terk-i diyarı aratır tabi ki eski günleri.ama aradığınla kalırsın.
gidenin gelmeyecğini bilmek, bilmekle bunu sindirmek arasındaki binlerce farktan sadece birtanesidir gideni özlemek, dönmeyeceğini bilerek özlemek, özlediğini bilmeyeceğini bildiğin halde özlemek. vazgeçmek zorunda olduğunuz bir çocuk masalından elinizde kalan son duygudur belki de özlem, o yuzden en çok da özlemekten alıkoyamazsınız kendinizi. bu kadar çok özlemi içinize sığdaramayacağınız bildiğiniz zamanlarda gözleriniz dolup dolup dururken, büyüdüm ben artık bir masalın ardından ağlamıycam diye kendinizi inandırmaya çabalarsınız, nafiledir her şey nafiledir. ve yahya kemal tam da bu durum için yazmıştır bu şiiri zannımca*
dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.
bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
hiç gelmeyecek olana, hiç okumayacağı mektuplar yazmaktır. kalabalıkta sıkılıp, yalnızlıkta o varmışçasına yaşamaktır. ve belirsiz bir zamanda bile olsa geleceğinden emin olunan herkesten daha çok özlenmesidir, hiç gelmeyecek birisini özlemek. yalnızlıktır.