klavyeye vuran monitör ışığında yazmaya başlayıp, arka fonda çalan
hiç gelme gideceksen isimli şarkının sözlerini tekrar etmektir beyinde. düşünce tarzını yakalayabildiğin zaman geçmiş zaman rivayet edilir ki cümleleriyle sana saldıran insanları da dinlemez hale geleceksindir. bir varmış, bir yokmuş diyecek masallar sana, eskiyen bir hayatı yaşadığının farkına varıp, biraz daha değer katmalıyım ona dediğinde, birisinin dostluğuna, seni sevmesine en ihtiyacın olduğu anda göreceksin onu. sonrası felaket.. her sabah onu görmek için erkenden çıkacaksın yola, ondan önce geleceksin onun durağına, ondan önce gireceksin sınıfına, ondan önce oturacaksın en sevdiği banka, ondan çook sonra terk edeceksin buraları, o gittikten sonra hayaller kuracaksın. ha o mu? o farkında olmayacak bunların, senin bazı yaptıklarına anlam veremeyecek belki, ama doğru kişi olmadığı için hiçbir şey bilmeyecek, anlamayacak. sen başka birisine tutulacaksın, aynı şeyleri onun için yaşayacaksın, sana yakın davranacak belki. aranızda bir şeyler olduğunu düşüneceksin, senin için vazgeçilmezler arasına girecek. bir gün, hiç olmaz dediğin bir şey olacak ve o başkasına gidecek.
oturup şiir yazacaksın, oturup ağlayacaksın, yıllar sonra açtığında defterini, pek çok insanın aynı şeyleri yaşayıp, aynı şeyleri yazdığını göreceksin. hepsinin de aynı derdi çektiğini, aynı cümleyi sarf ettiklerini göreceksin:
hiç gelme gideceksen. yaşanan, yaşanmış, gerçek bir şarkı olacak dinlediğin, sözlerini okuduğun. o kadar gerçek olacak ki, bu şarkıyı gidip birilerinin suratına bağırmak isteyeceksin. aynı şu an benim yapmak istediğim gibi, ama yapamayıp, oturup yazılar yazacaksın bir yerlere. sana göre sanat eseri, başkalarına göre aşk acısı- eleman- ilişkisinden doğan bir ucube.
baksana, saat
üç ayaktayım, uyku tutmadı. kara kara yazıyorum, kara kara düşünüyorum, düşüncelerim bitmiyor, tükenmiyor hevesim. kalabalığın arasında yalnızken, onu görüp de her seferinde aynı şeyi yaşadığın zaman, isterse saat
dört olsun, diyeceksin ki:
hiç gelme gideceksen.