|
|
- sayıklama
(lethe, 01.11.2004 00:52)
- ayrıca, saçmalık, saçma sapan konuşma anlamına da gelmektedir.
- "paylaşılmış hezeyan: o sırada benzer hezeyanlara sahip birisiyle gelişen hezeyandır."
(bkz: aşk)
- kimsenin gerçek hayatta kullanmayıp sözlükte sık sık kullandığı kelime. ayrı bi havası mı vardır nedir?
(adsız, 15.06.2007 16:15)
- kişinin gerçek olmayan bir düşünceye sarsılmaz bir şekilde inanması.
- gerçek dışı, akıl ve mantık yolu ile düzeltilemeyen yargı hataları. kaynağı şuuraltı dürtülerdir. şüpheci kişilerde gelişir.
- (bkz: türk kızını alacağıma eşekle sevişirim daha iyi)
- (bkz: sanrı)
- niye böyle yapıyoruz hüsnü? saati üçe çektirmişiz haber de vermiyorsun. bünyemiz bize kıyak mı çekiyor, yoksa ayıp mı ediyor? biz bu işe gireli üç yıl oldu; üç yıldır senin çük kalkmıyor. bir hareket problemin var, kabul et. kafan çok meşgul, biliyorum, biliyorum. herşeyle sen ilgilenmek zorundasın, onu da biliyorum. hatta büyük de bir stres altındasın; herşeyin farkındayım. ama biz "gerçek gerçek" diye duvarlara tırmanırken neredesin? hikâyelere ojeli kadınlar, telefon görüşmeleri sızarken? ve hastanede söz temsil, nişanlısının yanında, hayatının baharında aids olduğunu öğrenen bir kadının gerçekle yüzleşmesi sekansına ben hazırlanmaya kasarken neredesin söyler misin? bu ucuz, bildik ama nasıl oluyorsa köküne kadar orijinal hayatların içinde bir türlü yer bulamayışımı, o koca divana ufacık götümü sığıştıramamamı nasıl açıklıyorsun? bir biz mi kaldık divanesi bu uzay yolunun? biz mi dışındayız zamanın. bilinenin. gelecekten beklenenin. demodesi, malumatfüruşu, pejmurdesi bizden mi soruluyor artık, sadece biz. yani ben ve ben. oh ne ala memleket.
üzerine çok düşersen böyle oluyor işte. oysa ki ne ödevler çiziktirildi şu fıstık gibi telli deftere. ne özenle alındı o sivri uçlu kurşun kalem. varsa yoksa geyiksin sen.
iyi hadi uzun etme. can yok bu akşam besbelli. ama yatamam ki ben, uyuyamam. arap kızı olurum. camdan bakamam. bu masa bu bilgisayar bu defter bu kalem bu halı bu askılık bu ıslak bornoz hep düşman bana. -işte ikinci karakterimiz girdi devreye. hem de tam ötekisi yatmaya karar vermişken.- kesin olarak şizofreniz, eminiz değil mi? hayır değilsek hiç kasmayayım olağanüstü ordinary bir vaka yüzünden, kale almayayım. geçti mi diyorsun? şimdilik, bu akşamlık mı diyorsun. gazın pek tez kaçtı be hüseyin.
- daha ne kadar kanırtabiliriz, onu mu sınıyoruz? love is blindness tabii tabii ya. bak şimdi sana bi parmak göstereceğim, senin tahmin ettiğin sayıyla uyuyor mu onu sınayacağız. eğlenecek miyiz bakalım. nah!
çalışıyorum. çalışmaya doymuyorum. bir de o şarkıları açıyorum. tadından yenmiyor. mesailer -messaiyyun- kraliçesi karşında: tataaa! tütümü getir yavrum. yavrum, ayça yavrum. radyodan ofsprins, soldan yapay meltem geliyor. ofiste saçların uçuşmasını test ediyorum kendimce. güzel uçuşuyor, bravo. simbo marka bu vantilatör sadece benimle konuşuyor. çünkü makinaların dünyası bizimkinden daha merhametli değil. başka bir dil konuşuyor bu simbo. sözgelimi kimse açma düğmesinin sırrını bilmiyor, bilemiyor. ama ben içimden kıkırdıyarak şöyle diyorum: parmak uçları dostum, parmak uçları. yani üçe getirince kapanan bir cihazdan bahsediyoruz. legen : wait for it : dary. bazı günler sıfıra getirdiğimizde çalışmaya başlıyor. onu seviyorum. o, benim saçlarımı uçuşturuyor. ah evet. rüzgârın ensede olması ne şık değil mi? kim istemez düşmanlığı dostluğundan güzel olanı yanında. bir mumun ardında bekleyebilip ışıksız ruhları sallayaduran. sen ne cinsin sen! ne inssin. senin dokunman ne güzel ayva tüylerine.
- "başka bir şehirdeyim. başka bir evdeyim. -başka evlerin ikincisindeyim hatta- başka insanlarla çalışıyor, başkalarıyla kavga ediyorum. sabitim olur musun hüseyin? yıllar sonra sana ihtiyacım olacak. çünkü bir hayal kahramanı kadar cesur değil bu etten kandan kemikten, boktan çişten müteşekkil insan evlâtları çoğunlukla. ha cesurum diye diretiyorsan, gözlerim mutluluk ıslaklığını giyinmiş vaziyette sorarım dizimin üstüne çöküp: on sene sonra lânet ettiğim sıkıcı, renksiz kişim olur musun? bana acıma hayır, ihtiyacım var buna evet. çünkü annem babam yaşlanıyor ve ben o evden çoktan çıkıp gittim. artık nasıl geri dönülür onu da bilmiyorum. birkaç geri dönüş maceram olduysa da onlar tam ve güçlü bir çıkış için yapılmış provaların parçaları, anlamak için dehaya ihtiyaç yok. sonsuza ıraksayan bi gelgit değil yani, evden gel, eve git, evden gel eve git. merkez kaç, kaç kaç. duyuyo musun merkez! kaç! bu senin doğanda var.
falan fasarya.
bi hocaya gitmişti ailenin halaları. nefesi kuvvetli mi bilmem, ama okuyup üflüyor. inandırıcı ya da değil, içimi görmelerinden korkarım öyle adamların. -bi kısmı da ibne çıkıyor zaten bunların, ne garip-
şimdi arzu bi mp3 listesi veriyor. rapidshare premium sahibi bi insanım. seninle daha çene çalmayı çok isterdim ki çok çalçeneyim, bıraksan ömrüm boyunca devam ederdim -eylemsizlik ilkesi-. ama böyle işte. beynim başımın içinde bütün omuriliklerden ve omurgalardan bağımsız döneduruyor. iki gündür. benzersiz bir tecrübe ama hoş değil. bu baş dönmesini tansiyona falan yormak isterdim belki ama yok lan ne alak? bazen berbat hâlde olduğumda gözlerim görmemeye başlıyor. bilmem anlatabiliyor muyum..
arzu da sağolsun reiki yaptı bugün. halbuki ben bir "oku beni" demiştim. olsun. bi insan teması iyi geldi. insan hissettim kendimi."
- seninle konuşamıyorsam kiminle konuşabilirim? varlığın anlamı yek bir kelimede bitiştiyse kelimenin dışındaki her kelime ve her anlam başka bir, eski bir, -belki korkulası- yeni bir hayatın eşlikçisi. sen artık orada var olamazsın. ancak sayıklayabilecek kadar yorulduğun, ağladığın, trafik kazası geçirdiğin, tekrar yorulduğun, sevgilin tarafından terk edildiğin, kimse tarafından sevilmediğini anladığın, annenin kucağında uyuduğunu hiç hatırlamadığın, hatırlayamadığın bir anda sadece sayıklayabilecek kadar yorulduğunda anlamasız, başıboş, tam bir kör kurşun, kimsenin işine yaramayacak denli sahipsiz ve köksüz ama ancak ve ancak sana anlamlı yine de bu değerli kılmıyor onu. çünkü sayıklayabilecek kadar yorulmak çok fani. yorgunluk ilelebet sürmez. sürse aklın başından gitmiş demektir ve o da sen değilsindir.
sayıklamak kötüdür. iğrençtir. çünkü sana bile anlamsızdır. senin kadar sahipsiz ve başıboştur. üstelik seni bile yoktur.
- konuşmak için sebep aramaya selâm olsun. gece gezmelerine, sembolik atıflara, kodlara karışmış ah'lara da selâm olsun. hastalıklara, sanrılara, ölmek istemelere, uykusuzluk ve bağımlılığa, bağımlılıktan kurtulmaya, kaybolan kendiliğe, alışılamamış yeniliğe, hoş, sürpriz bir hayata, buyur hoşgeldin demelere, hiç hesapta yokkenlere, bir andalara, birdenbirelere, nasıl yanilere, allahım çok şükürlere, çok sevmeye, çok nefret etmeye, huysuzluk ve hırçınlığa, tapınmaya varmışlığa, yalnızlığa, yüksünmeye, yücelmeye, biricikliğe, vesaire vesaireye. gecenin bir vakti uykudan uyanıp nefesini yoklamaya, berbat bir kâbustan gözü yaşlı uyanmaya, bir mumun ardında bekleyen rüzgâra, rüzgârın salladığı ışıksız ruhlara, eskiye en başa dönmeye, en başa dönmekten ölesiye korkmaya, çünkü orası bambaşka bir yer. orası milâttan öncesinden de öncesi. başka biri olmuşken anne karnına dönmeye benzer. annenin karnı ıslak ve karanlık ve geri dönülmüşse varış yeri artık kuru ve aydınlık bir yer değil.
- "nasıl anlatsam, nerden başlasam ğııhıhıım bodrum bodrum diyebilirdim mazhara uyup. ama onları sildim sanırım pc'den. çünkü her şey aynı geliyordu. ama bunun ötesinde, herşeyin farklı gelmesi de asıl sorun olabilirdi. bunu da bugün düşündüm. bence düşünmek abartılıyor. ben misal, ishal gibi düşünürüm. düşünme ishali. ishali (amel) bilirsin. defekasyon kalitesi düşer. sık ve bol bol def-i hacet; ama sağlıklı bir insandan öyle.. öeh neyse, iğrençleşmeyle bi alıp veremediğim yok ama işlevselliğe taparım. ve bunun zamanı değil.
nasıl anlatsam, nerden başlasam. kimliğim tam olarak üçe beşe bölündü, hahah. tam olarak değil tamam, küsuratlı ve muğlak bir muhayyel adetten bahsedebilirim ancak. dikkatini çekebilirsem, kişilik demiyorum. kimlik diyorum. ki bunların arasındaki ilişki ve ilintiyi küçümseyenlerden değilsem de, ayrı olduklarının da gayet bilincindeyim. akıl ve kalp gibi değil. akıl ve su tabancası ya da boş bir sigara pakedi gibi. ya da ya da yada yada yada (bkz: seinfeldin bir bölümü) ve (bkz: elaine) ve (bkz: yada yada yada)
nasıl anlatsam, nerden başlasam. bu melodiyi içimden yükseltmekten usanmıyorum. yüksünmüyorum. biliyor musun? ben o eski ben değilim hahah. buna gülüyorum; ister inan ister inanma. eski ben değilim. yeni bir ben var mı? bensiz yaşanır mı ulan? tabii ki var. ulan dedim, attila ilhan'a bir fatiha göndermiş olayım. "sana taptık ulan taptık." öyle demişti. aklımdaki bir iki ulandan biridir ama hayli de beceriksizce seslendirilmiştir naçizane.
nasıl anlatsam, nerden başlasam. bilemiyorum behey tanrı bilemiyorum. sor sarı çiçeğe söylesin. bir zamanlar bir kız yaşarmış. sonra bişeyler olmuş. düşünce ishali olduğu için bu hususta binlerce ama biiinnnlerce zibilyonlarca ve dahi milyorlarca teorisi var. hiçbiri de işlemiyor inanır mısın? çünkü defekasyon kalitesi önemlidir. çünkü eskiden; tıp daha bugünkü kadar ilerlememişken, hükümdarların kakalarını koklamak ve eşeleyerek cıvıklık oranını ölçmekle yükümlü, bu işten para kazanan adamlar vardı. bok deyip geçmeyeceksin cicim. kaliteli olacak. bokun kadar adamsın. öeeh. gene aynı bataktayım zannımca.
nasıl anlat.. nerden.. bırak bu işleri devlet su işleri. bir gün briyle konuşuyordum. ona uzun bir zamandır kâğıda kaleme nasıl dokunamadığımı, eskiden nasıl da hapşırır gibi hikâye yazabiliyorken şimdilerde bir hikâye düşüncesinin bile psikosomatik etkenlerimden varsaydığım bir takım spazmlara yol açtığını anlatıyordum. bu arada da tabii o kıymetli teorilerimden birkaçını paylaştım kendisiyle. sonra dedim ki, yazmak benim için eskiden olduğu şey değil artık. önemsiz, değersiz, sahtekârca ve gerçeği bozup yeniden yaratmanın; onu, hayatını idame ettirebilmek için kendine göre bir takım deformasyonlara tabi tutmanın ayan beyan acizliği su götürmüyor bir gerçek olarak. gerçekler önemlidir serhat dedim. hayır böyle demedim, ama biraz allayıp pullamak hakkımdır.
bodrum bodrum. sorna dedim ki, ben, hayatımı kurtarmak için yazdım. çünkü başka bir dil bilmiyordum. korkmuş, pısmış bir takım acı gerçeklerden kaçabilmek için (ahh ne kadar da lame oldu değil mi kuzum?) kodların sembollerin arasına atmıştım kendimi. ama artık ne değiştiyse değişti, durum vaziyet başka. saklanmadığımdan değil. sadece bu küçük kaya gerçeğin o koca götünü örtmüyor anlıyor musun? böyle de demedim aslında. ama sana bunu anlatırken iki kişinin sohbet denen o mırıltıdan nasiplenerek paylaştığı sinerjiyi başka türlü yansıtamam. öyle diyordum işte. ve sonra üstüne tüyü de diktim.
kendimi dedim. kendimi dedim. hayır bunu anlatmayabilirim.
uyku, biraz uyku, bütün isteğim buydu.
bir daha dedim, bir hikâye yazacak olursam, ki, şimdiye kadar başı kıçı belli üçyüze yakın tamamlanmış metnim vardır ayıptır söylemesi, elbette yüzde doksandokuzu beş para etmez ama safını belli etme meselesi, bir daha dedim bir hikâye yazacak olursam ki ömrümün sonuna kadar bunu yapamayabileceğim gerçeğini kabullendim, o, gerçekle çok güzel bir kardeşlik taşıyacak. deforme etmeye ihtiyaç duymayacağım ve belki de ömrümde ilk defa kendime değil ah, kendine dürüstlük para etse de etmese de şu canım cemiyetimiz nazarında, beni ırgalamaz, kendine dürüstlük önemli bir şey olmayabiliyor. o hikâyeyi yazarken; yani bir taşın üstüne çıkmış hayatımın nutkunu okurken; yani aldığım parlak derece ve notlarla elde ettiğim icazet belgemle birinin beynini nihayet kesmek üzereyken; yani o son atış; yani altın vuruş; yani hayatımın fırsatı ve yani, belki de son nefesim; işte bu kadar önemli o noktaya geldiğimde, hiç olmadığım kadar dürüst olacağım..
buna inanarak söylemiştim. ama bugün, düşünce ishali sonucunda bunun ne kadar boş bir hayal olduğunu anladım. kendini avutmak için, asla olmayacak bir şeye dayanmak için, idealize etmek ve bütün yarış boyunca yanıp tutuşmak, susuzluktan çıldırayazan bedene "dur şimdi, bekle. ileride, finiş çizgisinde istersen şaşal denizine atlayabilirsin" cesaretini verebilmek için.. öyle bir şey söyleyiverebileceğimi teslim ettim.
yine de bundan da diğerlerinde olduğu gibi pek emin değilim.
yine de bu şarkıyı çok sevioyorum. nasıl anlatsam, nerden başlasam.. uuu, bodrum bodrum.."
- "
...
sıkıntı gerginlik iğne iğne damarlarımda geziyor. batıyoooor batıyoooor. kalbim bir toparlıyor iğneleri bir fırlatıyor. çok şey yapılmalı. ödev hazırlanacak. bir şeyler okunacak yazılacak. sinirlerim kalkık. bkz: kalkık. damalı pijamanın üzerinde nerden geldiğini neden mutlu olduklarını bilmediğim ayıcıklar. br sarı bir pembe. her şey ayıların mutlu ve pembe olmayacağını olamayacağını görmezden geldiğim ya da bunun üzeirne düşünmediğim gün başladı. ama aslında her şey, her şey filan şey filan şey olmadığı ya da filan kişi filan kişiye kafa attığında başladı dediğim gün başladı. her şey o güne kadar olağan ve dokunulmaz seyrinde gidiyordu. derken yarım aklım sağır bilncim kör arzum ve çolak iradem girdi işin içine. gözler parladı eller sıkıldı gırtlaktaki yumru gevşeyip pelteleşti. her şey virgül, her şey üç nokta... işte şu gün başlamış olabilir dedim. sesim cümlenin sonuna doğru tizleşti ve kısaldı. o gün bu gündür o gün işte bu gün.
ellerine üzgün insanların resmini çiziyor. parmak araları dudaklar, el üzeri gözler oluyor. parmaklar kasıtlı ya da kasıtsız her kıpırdayışında konuşturuyor üzgün insanları. cinsiyetsiz insanları. dur bakalım ne yazmışım. kahramanın gerçek kişilerle ya da kişiliklerle ilgisi yoktur. en azından bu not düşülmeli. arka kapağa değil hem de imzanın altına hiç değil. tam öne. gözümüze girsin. anlayalım. anlayamayacak bile olsak ezberleyelim. bakmadan yazabilirim ben. kendime ya da başkasına. ya da önüme. bir ata bakmak gereksiz bir atı hatırlamak için. madem ki hatırladıklarımızı yazıyoruz yazalım. ben bir köprüyü anlattım.
çünkü durduramıyor(d)um kendimi.
...
"
- "evet. bilmem nasıl ama evet. kafesin biri evet. bir kuş aramaya çıktı evet. ve kargalar kendi kendilerine bir oyun oynuyorlar evet. ve gökyüzü hâlâ tepemizde evet. değerli bir beynim olsaydı üstünde bilgiçlik ekleyip bir güzel kırabilirdim. çünkü ödevsin sen ama görünürde öğrenci yok. ve ıslık çal geceyi böl. ve ne kavgada ustalık, ne çatal yürek civan oluş. çünkü kendimden başka hiçbir eksiğim yok. ve kelimeler bunu görmeme yarıyor.
ve sevgi diye bir şey var evet. harikulade bir yanılsama. cin ve ins arasında bir al gülüm ver gülüm. dün aranızdaydım ve şimdi yoklara karıştım. olur böyle şeyler olur ara sıra. ve tekrar salise marifetiyle.. ve şimdi gidip sıcak bir tabak tavuk çorbası içebilirim. yüzeyini kahverengi bir tabakayla örtecek kadar karabiber ve yarım limon. ve sigaranın dumanına sar, sakla beni.
çünkü raci pejmurdelerle konuşmaya çalıştığında da aynı şey oldu. "gidelim, bu hayvan huzurumuzu bozdu" çünkü sen ödevsin ama görünürde öğrenci yok.
hepsini unutabilirsin. bir kere aşk diye bir şey var. sonra hem: "gel sen de kopar bi parça." hazırlıksız yakalanış. müzik mi, hani nerde demeye kalmadan. gel/sen de kopar/bi parça.
tozdan toza külden küle. ve emin değilim, sınavı görenler ellerini kaldırsın.
plânınız nedir efendimiz? çünkü bu düşüş bitmiyor. tavşanı izlediğime yemin edebilirim. ama artık kendimi nerede bulacağımdan hiç ama hiç emin değilim.
hiçbir şey olmasa bu var, aşk var. tek eksiğim kendim."
|