[ukteci notu: "o kadar doluyum ki bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır."]
"uyuyan kesim" ve "döken kesim" diye iki kısımda ele alınırsa her iki taraf için de hoş olmayan bir hadisedir aslında. sanırsam ukteci arkadaş uyuyan taraftan ele alınmasını, beton dökene bol bol küfür edilmesini istemiş lakin ben uktedeki ifadeye istinaden kendimi rahat hissediyor ("beton dökülmesinden rahatsız olmak" değil de "beton dökmek" deyip topu beton dökene atmış gibime geliyor) ve herkes uyurken beton döken biri olarak vaziyeti ele alıyorum.
gecenin kör vaktinde, zifir karanlığında, herkes evinde mışıl mışıl uyurken, genç çiftler sevişirken, yaşlı çiftler yatakta birbirlerine sırtını dönmüş osuruyorken şantiyenin bir ucunda kurulu bir beton pompası ile 11. kata beton göndermektir bu iş.
yazın sıcağında gece beton dökümü kimi zaman zorunlu bir hal alır; hem kış gelmeden kaba inşaat bitirilmeye çalışılır, hem de gündüz güneş tepedeyken beton döküp sonra da sıcaktan ege haritası gibi çatlamış beton görmek yerine sağlıklı beton dökümü yapabilmek için* serinliği seçmek elzem olabilir. bu yüzdendir ki gecenin bir yarısında iş yapmak zorunlu seçenek olmuştur. üstelik, uyuyan kişi kadar orada çalışan da bu hadiseden rahatsız olmaktadır. kaderine söver, "bu mesleği seçen aklımı zikiyim" der, hemen yandaki sitede sıcak yatağında debelenen insanları kıskanır.
üstelik, o yan sitedeki insanlar bir nebze uyuma lüksüne sahipken, oradaki kimsenin uyuma lüksü yoktur. beton gece 2'de biter ama sabah 8'de yine işbaşı yapılır; eğer yedek eleman yoksa bu, şantiyede racon gereğidir.
kısacası, herkes uyurken beton dökmek zor iştir. yatağınızda debelenirken küçümsemeyin.
bu konunun birde sabah 6 ya kadar süreni varki şahsımı dolduran taşma haddesine getiren nokta budur. metreküplerce beton yüklenmiş mikserler ardı ardına dizilmiş beklerken bir taraftan betonun en kaliteli dökülmesini sağlamak, birtaraftan gecenin o vaktinde artık uykusu gelmiş sersemlemiş elemanların can güvenliğini düşünmek, bir taraftan hemen yan taraftaki binalardan çıkmış kafaların, içinden size küfür ettiğini bile bile o tarafa bakmamaya çalışmak,bir taraftan gecenin o saatinde beton dökmenin yasak olduğundan başka kanun namına hiç birşey bilmeyen ve dolana dolana bol rüşvet koparabileceği şantiye arayan polisler, ve bu polislerin ağzından çkacak "dökemezsin" kelimesiyle o ard arda dizilmiş mikserlerin teker teker kime gireceğini bilmenin verdiği korku, endişe dolu bakışları gördüm ben bu gece aynada.
herkes uyanıkken de bir tadı yoktur mk. eşek gibi gürültü yapar. potur potur basar pompa. oraya buraya sıçrar. pompacı ibnetoru bir an önce basıp gitmeye çalışır. kimi yere az döker kimi yere çok. ustaların peşinden koşarsınız. "aman oraya dikkat et. aman şurada kot farkı olacak. aman buraya... ama daha da kötüsü vardır ki o da dökememek. geldi mikser geldi pompa. ama o da ne pompa açılmıyor. siker misin sabaha mı bırakırsın?
herkes uyurken beton dökmek, kimi yerlerde kaçak yapılan, rüşvetle ayakta tutulan bir hadise olmakla beraber, valilikler, kaymakamlıklar veya bulunulan yer her nere ise o mıntıkadan sorumlu mülki amirden alınan izinle 24 saat boyunca yapılabilir. misal verecek olursak, gecenin 3'ünde mecidiyeköy'ün göbeğinde beton döküldüğüne şahit olabilirsiniz; çünkü il trafik komisyonu'nun kararıyla gece saat 10'a kadar o mıntıkaya ağır vasıtanın girmesi yasaktır; dolayısıyla bu işi yapmak için geceden başka alternatifiniz yoktur. ek olarak, eğer istiklal caddesi'nin müdavimi iseniz, bir zamanlar gecenin 12'sinde kurulmuş beton pompasına yanaşan mikserleri görmüşsünüzdür. üstelik iki sokak aşağıdaki konutlarda rahatsız olanların var olduğunu bile bile bu işin yapılması gerektiği ortadadır (gündüz gözüne istiklal caddesi'ne transmikser sokacak yiğidin henüz doğmadığını, doğarsa mehdi olup deccal'i bir kılıç darbesiyle ortadan ikiye ayıracağını müjdeliyorum). ileri giderek söyleyebilirim ki, ankara valiliği'nden izin alırsanız göreceksiniz ki, çankaya köşkü'nün karşısında gecenin bir yarısı beton dökebilirsiniz, camdan kafayı uzatan sayın ahmet necdet sezer'in de "gençler çalışıyor, ne güzel" diyebileceğinden emin olabilirsiniz (abdullah gül reisicumhur olsa ne derdi, onu bilemeyeceğim).
şimdi evvelki söylediklerimin ufak tefek eklerini yapmak isterim:
ukte gördüğüm başlığa giriyi yazarken amaçlarımdan biri de olaya yatakta rahatsız olan vatandaş yönünden değil de gecenin sik vaktinde orada beton dökmek zorunda kalan elemanın gözüyle bakmanızı istememdi; çünkü gündüz mesaisini tamalamış, gece uyuyup bir sonraki günde mesaisine gitmeye çalışan vatandaşın yaşadıkları hemen hemen herkesi malumu idi: çoğu insan "o mikserler onların götüne girsin" diye düşünüyordur. şantiye şefinin kısmetine de beton pompasının 38 metrelik bomlarının kolları ve boruları düşüyordur sanırsam.
bir hususta yorum yaparken o hep husus hakkında çok da teferruatlı olmasa da kıyısından köşesinden bilgi sahibi olmak gerektiğini düşünmüş ve buna göre yazmaya, çizmeye çalışmışımdır. bugüne kadar 10bin metreküpten fazla beton dökümünü bizzat yönetmiş ve bunun en az %90'ına akşam saat 7'den sonra başlayıp gece yarılarında, kimi zaman sabahın ilk ışıklarında bitirmiş biri olarak bu işteki mecburiyetler hakkında üç beş satır laf etme lüksüne haiz olduğumu düşünüyorum. edeyim:
türkiye'de pek çok işte olduğu gibi inşaat işlerinde de ekonomi ön planda tutulur. hatta bu, dünyanın her yerinde böyledir. discovery channel izleyen görmüştür: madrid'in göbeğinde de, dubai'nin ortasında da dünyanın sayılı inşaat firmaları geceleri beton dökümü yapmaktadırlar. bunda sıcak havadan tutun da işin zamanında yetişme mecburiyetine kadar pek çok faktör etki eder. örneklersem: gece yapmayı programladığınız beton dökümünü erteler ve gündüz yaparsanız, üstelik bu işlemi her kat için tekrarlarsanız her biri 15'er katlı 17 binadan oluşan site inşaatında işi 15x17=255 gün geciktirirsiniz. şimdi durup da "kardeşim öyle ayarla ki gündüz dök" diyebilirsiniz. işte kazın ayağı öyle değildir. eğer gece beton dökmeyecekseniz, iş takvimindeki gecikmeyi bertaraf etmek için gece kalıp çakmanız ve demir bağlamanız gerekir ki, bu da hem işgücünde düşüşe (gecenin karanlığında adam kalıp çakacağı kalası kezlemek için düşünmekten kalıp çakamaz) hem de olası iş kazalarında artışa sebep olur. iş güvenliği ve ekonomik göstergelerin süperpozisyonuyla düşünürseniz, kaba inşaat esnasında gece yapılabilecek en akıl kârı iş, beton dökmektir. geri dönersem; 255 günlük gecikmenin ortalama gecikme cezasına göre sözleşmede yazan bedeli ile tutarı 2000 ytlx255=510 000 ytl gibi bir rakam oluyor. kaba inşaatta pahalı bir yatırım olan kalıbın (ortalama m²'sini 40 dolardan kuruyorsunuz) her katta 1'er gün fazladan bekletilmesi ile amortisman kaybınızı, yarım günden biraz fazla süren beton dökümünde günün ortasında "racon gereği" istirahat verdiğiniz elemandan dolayı yevmiyeden meydana gelen kaybınızı, iş geciktirdiğinizden başka işe başlamanızdaki gecikmeden meydana gelen kaybınızı, ekstradan çalıştırmak zorunda kaldığınız teknik elemandan (yani benim gibi elemanlardan) dolayı kaybınızı da eklerseniz iş döner dolaşır ve 25 milyon ytl keşif bedeli olan inşaatta 1 milyon ytl'ye yakınsayan kayba yol açar.
[artı: bir nefeste 24 saate yakın süren 1000 küsür metrekarelik radye temel betonunun dökülüşüne nasıl geceleri ara verebileceksiniz, bunu hangi teknik husus destekler, onu da bir düşünüverin]
görüldüğü gibi, ortalama bir site inşaatında sadece gece beton dökümünden vazgeçilerek oluşan kaybı hesaplamış olduk, gözlerimiz büyüdü, dudaklarımız uçukladı, "oha falan" dedik.
şimdi bir de işçi ve teknik eleman (tekniker, mimar, mühendis) yönünden değerlendirelim:
memleketimizde bir kişiye birden fazla işi yaptırarak vereceği maaştan tasarruf eden işverenler sayesindedir ki, gece beton dökümünde kalan teknik eleman sabah saat 8'de veya 7:30'da işbaşı yapmak zorunda kalabilir; üstelik bu tempo her iki günde bir yaşanabilir. oysa ki inşaat işçisi maaşlı değil, yevmiyeli çalıştığı için gece betonuna genel olarak kendi isteğiyle kalır, mesaisini tıkır tıkır yazdırır, ay sonunda maaşını alır. çünkü derdi, evine iki lokma fazla ekmek götürebilmektir.
transmikser şoförleri ve pompa operatörlerinin durumu ise daha içler acısıdır. mikser şoförleri çok düşük maaş artı prim ile çalışır; primleri de şantiyelere ulaştırdıkları betonla ölçülür (en son mikser başına 1,50ytl alanlarla çalışmıştım). gecenin sik vaktinde şantiyeye beton götüren şoförün tek derdi, yaptığı bir fazla seferle evine götüreceği 3-5 tane fazla ekmeği garantiye almaktır. onlar da sabah 8'de işbaşı yaparlar. beton pompacıları ise kalıba bastıkları betonun hacmi üzerinden prim alırlar, yazları günde 20 saat civarı çalışırlar.
bu yazıyı böyle devam ettirirsem müteahhitin bile kendine göre zorunlulukları olduğunu, bu sistemle çalışmak zorunda kadıklarını göreceksiniz. çünkü "boş bulunan arsaya bina dikme, konut inşa etme, 1 yılda teslim etme, muadilinden daha ucuza satma" hadisesi sidik yarışına dönmüştür.
inşaat sektöründe çalışılan elemanların çalışma koşullarından dolayı sinirlenebilirsiniz; ben de o ortamlarda ezilmiş, çokça emek vermiş biri olarak sinirleniyor ancak bir şey yapamıyorum. maalesef sistem böyle işliyor ve içindeki ufak elemanların elinden gelen bir şey yok.
uzun lafın kısası şu: gece beton dökülmesinden rahatsız olabilirsiniz; bu, gayet normal bir memeli tepkisidir. lâkin ağız dolusu küfür etmeden önce uykusundan feragat edip orada çalışmak zorunda kalan insanları da bir an dahi olsa düşünün, ondan sonra diyeceğinizi deyin. bilin ki suç, onlardan ziyade başkasında.
[ara not: tesadüfe bakın ki, giriyi kaleme alırken 50 metre ötemdeki inşaatta beton dökmeye başladılar. muhtemelen gece yarısına kadar sürer. çok kasıyorum, pek kasıyorum, ama bir türlü rahatsız olamıyorum. belki ilerde olurum.]
illa ki "öyle değil böyle" derseniz şöyle bir teklifim var: "gece beton dökülmesinden rahatsız olanlar cemiyeti" kurulsun, akşam saat 6'dan sonra çalışılmasını yasaklasın. ancak bazı şartları da yerine getirsin:
1. bugün 150 000 ytl ödediği eve 300 000 ytl ödesin. böylelikle hem gece beton dökülmez, hem daha fazla eleman dinlendire dinlendire çalıştırılır.
2. yazın güneşimi kessin, hava sıcaklığını 35 derecenin üstüne çıkarmasın. o sıcakta beton dökmeyi sevmiyorum. beynim pişiyor.
3. siz o parayı ödeyin, ben gerisini ayarlarım. valla.
balıklı rum hastanesi yanındaki ismini unuttuğum almanca eğitim veren özel bir okulun bahçesine döktüğümüz betonu hatırlatan eylem. yakınlarda bina falan yoktu ama yine de çoğunluk uyumuştu. betonun yarısını atıp geri kalanını ertesi güne bırakacak kadar usta olmadığımızdan mıdır nedir işi bitirmeye mecbur gördük kendimizi. 3 kişi ile 5 mikser harcı gece 02 sularına doğru kan ter içersinde bitirip eve dönüş manevrası yaptığımızda farkettim ki bizim bu rızk bulma halimizden rahatsız olanlar çok da şeyimizdeydi.
saatin 22.20 sularını gösterdiği şu saatte çarşı'nın* göbeğinde bir hilti sesi duyuyorum. muhtemelen caddede* yenilenmekte olan fırından geliyor. ama bu ses beni öğle vaktinde yanımdan geçen susturucusu sökülmüş ya da extreme sound olayı denenmekte olanfaçayapmış yurttaşlar kadar rahatsız etmiyor.
karşıda ikitelligata inşaatı.
sırada bekleşen mikserler.
uyuyan altınşehir halkı.
iki saattir fırtınalı şekilde yağan yağmur.
çevreye verdiği rahatsızlıktan dolayı özür dilemeyen ekmek kavgası.
cem uzan'ın bir sözü vardı yeşim salkım için. tam hatırlayamadım şimdi ama hatırlayan vardır illaki.
ukteyi veren yazar kabızdır ve herkes uyurken o ıkına ıkına sıçmaya çalışmaktadır.(yazar burada götünden bahsetmiş efesle kınıyoruz*.)
olmadı safra kesesinde o da olmadı böbreği ile ilgili bir sorunu vardır acilen doktora gitmesi gerekmektedir.