herbert marcuse 

adana çık aradan

  1. diğer bir başyapıtı ise "tek boyutlu adam : ileri endüstriyel toplumun ideolojisi üzerine incelemeler" dir. (one-dimensional man: studies in the ideology of advanced industrial society). 68 kuşağının ve öğrenci hareketlerinin en önemli ilham kaynaklarından birisidir kendisi.
    (beyhude ömrüm, 28.04.2007 22:06)


  2. frankfurt okulu düşünürlerinden ve "68 hareketine damgasını vurmuş üç ünlü m" den birisidir: marx, mao ve marcuse!

    ileri sanayi toplumunu, demokrasi makyajıyla maskelenmiş bir totaliter yapı olarak görme eğilimindedir. teknolojik gelişmelerin ve dolayısıyla da manipülasyonların nasıl bir görünüm arzedeceğini hesaplayabilmiştir. bu toplumlarda özgürlüğü baskılayan, üretkenliği yok eden, farklılıklara tahamülsüz yıkıcı ilerlemeler yaşanırken, ; düşüncelerin kitle endüstrisi ile egemenlerin isteklerine gore ayarlandığını ve bu gidişi durdurmanın olanaksız hale geldiğini söyler. çünkü yapı bir demokrasi görünümündedir.

    marcuse eşitsizliklerin varolduğu bir sistemde demokrasi kavramına inanmaz. efendileri özgürce seçmenin; ne efendileri, ne de köleleri ortadan kaldırmayacağını söyler ve sistemin demokrasi makyajını ve altındakileri afişe eder.

    marcuse tek-boyutlu bir toplum yaratmak ve homojen bir yapı oluşturmak amacıyla yaratılan dili de mercek altına alır. orwell’in 1984 romanında sözünü ettiği ve gerçek hayatta da kullanılan bu yeni dilin amacının; aslında muhalif düşüncenin önünü kesmek olduğunu belirtir. örneğin iyi kelimesi kullanımdayken, karşıt bir başka kelime kullanılmayacak, ”kötü” yerine yokiyi tercih edilecektir. neticede iyilik ve kötülük kavramı gerçekte tek kelime ile elde edilecektir.

    marcuse demokratik görünümlü totaliter toplumların dilini belirleyen esas öğenin karşıtların uzlaşması olduğunu belirtir. örneğin ronald reagan'ın, askeri harcamalarıyla ilgili 1984'teki 253 milyar dolarlık bütçeyi "savunma bütçesi" olarak adlandırması. vietnam’da barış programının evlerin yıkımını emretmesi. demokratik seçimlerle iktidara gelen allende’nin devrilmesinin istikrar programının bir parçası olması.

    günümüzden örnekler vermek de mümkün. örneğin abd, ırak’a demokrasi götürmek için girdi. abd, küba’nın demokrasi’ye kavuşması için çalışıyor. chavez’e karşı darbe girişimini demokrasi adına destekliyor ve finanse ediyor. marcuse’nin demokratik görünümlü toplum kavramsallaştırmasının doğruluğu ortada. yıkıcı bir ilerleme yaşanıyor ve durdurulamıyor çünkü "demokratik" görünümlü. çok-uluslu medya organları, devasa bir hollywood gerçeği, uluslararası örgütlerde oy verebilme ve kararları etkileyebilecek ağırlığa sahip olma, popüler kültürün simgelerini kontrol edebilme: mtv, mc donalds, coca cola. manipülasyonun araçları ve ağırlığı önem arz ediyor bu noktada.

    marcuse basit ancak büyük etkiye sahip bir başka dil oyununu da masaya yatırır: kısaltmalar! büyük bir yabancılaştırma etkisi yaratarak, kavramların unutulmasına, içinin boşaltılmasına aracı olan kısaltmalar; sorgulamaların ve muhalefetin de daha ortaya çıkmadan önlenebilmesini sağlar ona göre . marcuse dilin bu tip manipülatif kullanımlarına kapalı dil demektedir:

    "kapalı dil, tanımlamaz ve açıklamaz. sadece kararları, yargıları, emirleri iletir. açıklama yaptığı zaman, bu açıklama iyinin kötüden ayrılması demek olur. tartışma kabul etmez, doğrular ve yanlışlar belirler. bir değeri, bir başka değerin nedeni ve mazereti olarak ortaya koyar."

    kapalı dil; insanın, toplumun, düşüncelerin tek boyuta sıkışıp kalmasına sebep olur. dilin deşifre edilmesi bu etkinin kırılmasında işe yarar. hüküm sürmekte olan özgürlüğün, aslında kölelik olduğu ve eşitliğin aslında zorla kabul ettirilmiş eşitsizlik olduğu gerçeği gözler önüne serilir.

    bu bağlamda marcuse totalitarizmi, yalnızca terörle, belli hükümet ya da parti egemenlikleriyle işleyen siyasal sistemlerle sınırlı tutmaz. ona göre ihtiyaçları müktesep haklarla karşılayan, böylelikle etkin muhalefetin oluşumunu baştan engelleyen " çok partili, çok gazeteli ve çok sayıda karşıt grupların iktidara karşı birleştiği düzenlerle uzlaşan bir belirli üretim ve dağıtım sistemi " de totaliterliğe yol açabilir.

    kullanılan dilden tutun da, günlük hayatımızda üstüne düşünme gereği bile duymadığımız ayrıntıların nasıl birer yabancılaştırma öğesi haline geldiğini ve bu unsurların yeni demokratik totalitarizme nasıl hizmet ettiğini açığa çıkarır.

    "otomobil bir baş belâsı mıdır, yoksa bir kolaylık mıdır? foksiyonel mimarlık bir dehşet öğesi midir, rahatlık mı? ulusal savunma adına mı çalışılmaktadır, yoksa anonim kazançlar adına mı? "

    marcusenin çağdaşı bir çok düşünürden farkı, ikinci dünya savaşını görmesine rağmen yılgınlığa düşmemesinde saklıdır. marcuse gibi frankfurt okulu düşünürlerinden biri olan adorno " auschwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıktır. " diyerek savaşın ardından umudunu yitiren bir çok düşünür gibi teoride hapsolmuştur ancak marcuse praksis felsefesini yaşamına geçirerek eylem ve düşünce dengesini koruyabilmiştir. bu bakımdan 68 hareketinin ondan ilham alması fazla şaşırtıcı değildir.

    avro-komünizmin harcını karanlardandır. devrimin itici gücünü yalnızca işçi sınıfı olarak kodlamaz. lümpen proleteryaya dek uzanan bir yelpazede uçtakilere ve öğrenci hareketine bel bağlar. ancak özellikle öğrenci hareketleri için gözden kaçırdığı, üretim sürecinin dışındaki konumlarıdır. bu bağlamda gerçekçi bir devrim stratejisi olmadığı ortadadır. özellikle italyan komünist partisinin "tarihsel uzlaşı" adını verdiği karar sürecinde hıristiyan demokratlarla beraber hareket etme kararına bakıldığında, ister istemez iktidardan kaçışa, sistemle uzlaşmaya ve bir savunma sürecine girişe sebebiyet vermiştir avro-komünizm.

    etki alanı geniş olsa da, etkisinin ne derece ilerletici olduğu bu sebeplerle tartışılmalıdır marcuse'nin. yine de 20. yüzyılda marksizme lenin, gramsci ve althusser ile birlikte en fazla katkı koyan teorisyenlerden ve eylem insanlarından biri olması sebebiyle üzerine düşünülmeyi hakettiği ortadadır.
    (tante rosa, 29.07.2007 04:54 ~ 05:01)
  3. içinden çıkılmaz kapitalist sistemi aşacak olan yeniliklerin üçüncü dünya entelektüellerinden geleceğini vurgulayan düşünür.
    ilginçtir ölmeden hemen önce jean baudrillard da benzer bir tespit yaparak, islam'ın bu sistemi çözecek yegane yol olduğunu belirtmiştir.
    bugün yaşanan modern ve post-modern süreçte etkin rol oynayan batı'da marxism'in kalelerinden olan bu adam, belki modern dönemi aşacağımız bir çağda doğu'nun yükselişinden dem vurmaktadır.
    aslında marcuse'nin yaşadığı dönemde rasyonelliğin iflas ettiğini ve nazi almanya'sının batı düşüncesine vurduğu darbeyi düşünürsek, görüşlerini biraz abartılı bulmamız da mümkün.
    hippie kültürünün güney amerika ve afrika geleneğinden ögeler taşıdığını düşünürsek, o dönemde özgürlük diye haykıran gençlerin koltuklarının altlarında yazdığı kitaplar dolaşan bu adam, alenen "yeter artık bu batı'nın hükümranlığı" demiş de olabilir.
    daha sonra foucault çıkıp da marxism'e esaslı bir eleştiri getirip, özne meselesini büsbütün farklı boyutlara taşıyınca, tabi frankfurt okulu eski karizmasını yitirmiştir. ancak yine de one dimensional man isimli eseri tüketim toplumunu kavramak için önemli bir yol gösterici.
    (şiirbaz, 29.07.2007 06:33)