bir annenin gözünden, planları yapan çocuğunun ne kadar tırt bir insan olduğunu anlamasıyla sonuçlanan, mevsimlik arkası yarın kuşağı.
mayıs gibi/boyunca:
- anne, haziran geliyor, sınavlar mınavlar bitiyor; ve oğlun hop gökada'da, kamp kurucaz, çadırlar madırlar... ööyle bi akdeniz turu yapmayı bile düşünüyoruz aslında. ordan olimpos molimpos... nasıl ?
- yavrum, çadırda nasıl kalacaksınız ? ayılar yemesin sizi ?
- olur mu anne. haluk tüfek alacak zaten. kuş falan da vururuz. hehe.
- hadi bakalım...
hüsran (haziran sonu, bir sabah -genç kişi için sabah-):
- anne, çay yok mu ya, kahvaltı ve benzeri ?
- ne kahvaltısı olum, saat altı oldu. haluk aradı seni.
- ne zaman ?
- yarım saat önce. yeni kalkmış o da.
- hee. "bugün çıkalım, deniz şortu falan bakalım" diyordu dün msnde.
- akşam yatmak bilmiyorsunuz sabah kalmak bilmiyorsunuz.
* haluk napıyo sahi ?
- evdekilerle köye gidecekmiş.
- noldu siz çadır madır diyodunuz ?
- madır fakır !
- ne ?
- yalan oldu o.
haziran gibi/boyunca:
- anne, biz temmuz gibi bi karadeniz turu yapalım diyoruz. karavan kiralayıp. bolu, sinop, rize, sümela manastırı falan. temiz hava hem. nasıl ?
- aa, ne güzelmiş. beni de alsanıza.
- hehe. alırım tabi annem.
hüsran (temmuz sonu):
- anne ben kpss'ye gireyim diyorum bir ara.
- aa, o da nerden çıktı ?
- ya, okullar açılınca çalışırım. özel sektörde sürüneceğime, paramı alıp alamayacağım belli değil zaten, gireyim diyorum, memur olayım. devlet kapısı sonuçta. hem memurlar ne yapıyor ki bütün gün. geçen telefon faturasını yatırırken ptt'de örgü ören kadın gördüm yemin ediyorum.
- oğlum, ne alaka, sen kim memurluk kim ? akşam altıda kalkan adamsın !?
- her şey değişir annem. bob dylan abimiz ne demiş ? "for
the times they are a changin !
- hiç inanasım yok.
- göreceksin bak.
temmuz gibi/boyunca:
- anne, ağustosta bi yerlere kaçsak ya. ayvalık mayvalık ? yok mu öyle bir plan sizin ? babam ne diyor ?
- babanın işleri oturmadı olum bu sene, çıkmayacağız ya, biliyorsun. sen git bir yerlere ?
- tek başına nereye gidiyorsun anne.
avşa'ya mı gideyim tek başıma ?
- e hiç yoktan iyidir be oğlum ?
- aslında, okuldan bir arkadaşla
mardin'e gitme planımız var. şimdi ayrı bir tatil masrafı olmasın.
mardin'e kesin gidiyoruz çünkü. haber bekliyorum erol'dan.
- mardin nerden çıktı be yavrum ?
- anne, öyle deme. ne kadar güzel tarihi yapılar var orda biliyor musun. hep uzak kalıyoruz böyle şeylere.
- ...
hüsran (ağustos sonu):
- anne, okul açılacak ya. bir bok yapmadan geçti koca yaz. sen de hiç destek olmadın. hep mev mev. o kadar yere gidecektik. yalan oldu hep.
- aa, kabahat benim mi oldu. gitseydin oğlum. ben mi dedim kal benle bütün gün çay iç evde diye. sığır gibi yattın yaz boyunca. noldu, memur olacaktın sen ?
- ne memuru anne ya. ne memurluğu ya.
- ... (hüsran)
ve
ağustos gibi/boyunca (saat 19.00 suları):
- anne, soğuk su niye yok ya dolapta ?
- gece hepsini içmişsin oğlum. sabah 8'de ayaktaydın hala. baban giderken uyuyor numarası yapıyordun. naaptın bütün gece allah aşkına ?
- ya, tamam anne. oof.
- okul ne zaman açılıyor ?
- ne bileyim. daha var ya, dur. ağustostayız daha. koca bir ay var. daha
mardin'e gidicez.
- he oğlum he.
- kitap da okumak lazım ya.
- 5 tane kitap aldın, 2.5 aydır tozlandılar artık. yüzlerine bile bakmadın.
- annee ! biliyorum, tamam !
- ...
- aa, erol mesaj çekmiş. mır mır mır.. mır mıııır.... ?.... hay amına koyiyim ben senin be !
- hişt, ağzını topla bakiyim !
-
mardin de yalan oldu.
- ne oldu ?
- erol, kanada'ya çalışmaya gidicekmiş. okulu bırakıyormuş.
- ...
- yatarım ben ya !
- oğlum ne yatması, saat sekiz, baban gelecek şimdi !?
- para versene dışarı çıkayım.
- ...
yaz mevsimi, afiyet olsun.