olayı ele alış açınıza bağlı olarak değişmesi muhtemel olmakla ile birlikte olumsuz yönünden ele alındığında seçilen belli nesne veya durumların, geri kalan herşeyin yitirilmesi anlamını taşıdığını belirtir yargı.
durum tersine çevrildiğinde ise karşılaşılan sonuç, seçilen durumun veya nesnenin, size katabilceklerinin çok fazla olduğu yönünde olabileceğidir.
her seçim bir kaybedişse eğer
her seçim bir kazanıştır da aynı zamanda
yediğiniz musakka ve yemediğiniz izmir köfte-köfteyi kaybederken musakkayı kazanırsınız. önemli olan cümlenin filinin ne olmasını istediğinizdir, yaptığınız tercihin adını kazanış veya kaybediş koymak, önemli olan sizin seçiminizdir.
seçmek demek birden fazla koşul olması demektir eyer her durum birbirinden iyiyse kayıp büyük olur hepside aynıysa kayıp sıfır olur ancak ne olursa olsun emin olduğu şeyi seçmek en iyisidir.
biraz derin bakış atarsak; kaderci bir yargıdır. yani kadere bırakalım hiç bir seçim yapmadan ve kaybetmeden gidelim seçimsizlikle.
tabi burada kaderi nasıl algıladığınıza bağlıdır. kendi yaptığı seçimi de kaderin bir parçası gören kişi bu şekilde düşünmez.çünkü zaten kader onun için seçim olsun ya da olmasın hep etkilidir.
kaderi, olayların gelişmesi şeklinde algılayanlar ise bu yargıyı işte kadercilikle yorumlar."seçim kendi iradem, ve ben iradem yüzünden hep kaybedeceksem o zaman irademi öldürmeliyim" deyip işi kadere bırakır.
(bkz. kader)
ha eğer bana sorarsanız (keza sormadınız biliyorum), seçim sonunda kaybedip veya kazandığımız gelen sonuca bağlıdır. o sonucu da ancak aylar, yıllar sonra tam olarak görebileceğimize göre, bunu seçim öncesi söylemek zordur. bir nevi terazi gibi. tartıp göreceğiz kaybedip etmediğimizi.
bana seçim hakkı verilmemiş ve her olay kendiliğinden gelişmiş olmasına rağmen, son 6 yıldır hep kaybetme konumundaydım, ta ki bu senenin başına kadar.(hayatım resmen y= 1/x çiziyordu be,şimdi sinx'e geçtim bu da bir şeydir) yani seçimsizlik de kaybettirebiliyor dostlar...
blaise pascal'ın bir sözü
diğer bir sözü daha vardır ki yine bunun gibi insanı çürütecek cinstendir:
'yarış at için neyse, yalanlamak ,inanmak ve şüphe etmek insan için odur.'
burda esas sorun yarışın at için ne anlam ifade ettiğidir. pascal kafasında at için yarışın ne anlam ifade ettiğini kurmuştur tabi. ama biz bunu bilemiyoruz. bu bilinmezlikten ötürü çok değişik sonuçlara varılabilir. tam kompozisyon sınavı sorusu.
öss bitip de tercih zamanı geldiğinde gerçekliğini iyice anladığım sözdür. yıllarca uğraşıp didinip en sonunda hayallerine uzanıp yakalayabilecek kadar yakın olduğunda aslında hangi hayalinin gerçek olmasını daha çok istediğinin ayırdına varamayabilirsin. lise yılları boyunca hayalini kurduğun bölüm bir yanda, ortaokulda olmak istediğin meslek diğer tarafta, öteki tarafta ise hayatın ve türkiye'nin hayata göre gerçekleri tüm çıplaklığıyla. tercihini yaptığında "bir şey" olacaksın ama o şey gerçekten senin olman gereken şey mi yoksa boşu boşuna ve yanlış bir şekilde ziyan edilmiş bir tercih hakkı mı?
evet şu an itü'de okuyorum ben tercihimi yaptım ve burada okumayı seçtim. ama burda okumayı seçerken ortaokulda, lise yıllarımda acaba şunu mu olsam, bu mesleği de yapsam ne hoş olurdu diye yatağıma yattığımda hayalimi kurduğum n-1 tane mesleğin artık sahibi olamayacağım. hepsinden vazgeçtim çünkü. keza evlilikte de bu durum tıpkı böyledir. ilk aşkın, tutkuyla bağlandığın tüm insanlar, birazcık da olsa bir şeyler hissedip hoşlandığın tüm arkadaşlar, hepsi artık geride kalır. bir tek kişi için hepsinden vazgeçersin aslında. bu yüzden evlilik korkutur beni esasında. uğrunda herşeyden vazgeçtiğin, diğer olasılıkları hiçe saydığın insan ya sana bir gün bir yabancı olursa? "ben bıktım bırakıyorum" demek zannedildiği gibi her şeyi çözer mi acaba?
herneyse her şeye rağmen insanın tercih yapma* hakkı olması güzel bir şey.
her seçiş bir vazgeçiştir (yıllar önce-üniversitenin ilk yıllarında- herkesin birbirine can dündar yazıları, selçuk erdem karikatürleri forwardladığı bir dönemde bana gönderilen ve yıllardır silmediğim bi can dündar yazısı)
sabah ise gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik
firsatindan vazgecmis olursunuz.
kalkar kalkmaz hayat bin bir secenegi dayar
burnunuzun ucuna...
"ne giysem" telasindan, ogle yemeginde
"ne alirdiniz?" diye basucunuzda biten garsona,
"hangi kanaldaki filmi izlesem" kararsizligindan
"bize oy verin" diye bagrisan partilere kadar her
sey,
herkes, her an sizi israrla bir tercihe zorlar.
yastiginiza teslim olmussaniz,
belki disarda isil isil bir gunden vazgecmis
olursunuz.
bahar esintileri tasiyan bir elbise belki o gun
yasaminizi
isildatabilecekken,
agirbasli bir sadelige karar vermekle muhtemel
bir tanisikligi
tepersiniz.
belki yemediginiz musakka, ismarladiginiz izmir
kofteden daha
lezzetlidir.
ya da diger kanaldaki film, o anki ruh halinize
daha uygundur.
ama yasam, vazgectiginiz seye iliskin ipucu
vermez.
geri donup, o gunu gokkusagi desenli bir
elbiseyle
yeniden yasama sansiniz yoktur.
bu secim oyununda vazgectiginiz sey,
sectiginizden
daha degerliyse pismanlik kacinilmazdir.
ama neyin degerli oldugunun karari da yine size
aittir.
ve vazgectiginiz sey bazen bir saray, bazen
sohret
sahnesinin pariltili neonlari da olsa, cogu zaman
gozunuz hic arkada kalmaz.
cunku duvarlarina sevdiginizin kokusu sinmis bir
ev
ya da sevdiginiz kadinla paylasamadiginiz bir
saray
sizin borsada kolay feda edilebilir
degerlerdendir. hayata bir baska gozle bakmayi
ogrendiyseniz,
bu secimde kazandiklarini sananlara yalnizca
aciyarak gulumsersiniz.
her seyin siradanlastigi bir dunyada bazen
aybetmek en dogru
secimdir.
ve o dunyada en yerinde tercih; vazgecistir.
seçtiklerimizi biliriz de kaybettiklerimizi bilemeyiz çoğu zaman. kayıplarımız olduğunu düşünüyorsak eğer, bu da seçimlerimizin ürünüdür işte.
bir de hiçbir şeyi seçmemek ve hiç kaybetmemek seçeneği vardır. kaybetmekten korkar, seçim yapmayı hep reddedebiliriz. silahlarımızı kuşanır, gardımızı ve korkularımızı alır, aklımızın yolunu tutarız. duvarlarımızı kimse yıkamaz, hesaplarımızı kimse bozamaz, ayarlarımızla kimse oynayamaz.
en büyük yaraları ise kendimizi en çok savunduğumuz , en çok koruduğumuz zamanlarda alır; en büyük aptallıkları ise en hesaplı, en akıllı olduğumuzu düşündüğümüz zamanlarda yaparız.
aslında baştan kaybetmişizdir seçmemeyi seçerek.
hesapsız, savunmasız ve güçsüz olup, en akıllıyı oynamayı bırakırsak belki biz seçim yapmadan
mutluluk bizi seçer. kimbilir...
her seçim bir kaybediştir,evet ama aynı zamanda her seçim bir kazanıştır da. seçmediğini kaybederken seçtiğini kazanırsın. ama benimde dahil olduğum çoğunluk hep kaybettiğine üzülür. kazandığına sevinmek geçmez aklının ucundan. oysa zaman akıp geçmektedir. pişmanlıklarla dolu bir hayat kimseyi mutlu etmez.
aslında ne kaybettiğini bilmezsin bile, diğerini seçseydin sonu nasıl olurdu bilmezsin. sen sadece seçtiğini yaşarsın ama yine de aklın seçemediğinde kalır.
o kadın isimli filmde de erol günaydın bu konuyla ilgili şöyle bir şeyler söylemiştir: ''neyi seçersen seç,aklın hep seçemediğinde kalır.seçemediğin hep acı verir.ama en azından acını seçebilirsin. ''
ve en acısı da her seçimin bir kaybediş olduğuna inanmak,seçim yapmayı da zorlaştırır,kararsız bir karakter sahibi eder insanı.