yaa bir cinnet hali, yada kavramı beyinlere kazımak amaçlı sistematik bir çalışma ürünü başlıklar sınıfından bir cümle, bir tanım, bir önerme dahadır.
(bkz:
bugünlerde kürt olmak)
(bkz:
kürt çocukları)
(bkz:
her kürt peşmerge doğar)
...
sürer gider bu böyle, artık anlamsız olan uzun uzun tanımlamalarla, kavramlarla uğraşmama hissiyatını oluşturmaktadır bünyemde.
sol framede her an ''kürt'' kelimesine sahip bir başlık.
şahsi fikrim; sistematik olarak, her üç saniyede bir kürt kelimesini duymamız sağlanmaya çalışılıyor. üstelik bunu eleştiremezsinizde, çünkü bu kaka, pis bir şeydir. cinnet ruhu içerisinde açılmış yada söylenmiş bu kelamları durmadan duymak, dinlemek, okumak zorunda mıyım da dememelisiniz. kakadır böyle düşünceler.salise salise kafamıza vura vura durmadan kürt, kürt , kürt ... dinlemeli, okumalı, özümsemeliyiz. kafamıza yerleştirilmeliyiz.
üstelik onlar bu toprakların ezilmiş, kaş göz korelasyonu beğenilmeyen, devletçe engellenen, ket vurulan, önlerine setler çekilmiş, ezilmişleridir. feodal ve çağdışı kalmış sosyal yaşamlarından kendileri sorumlu değildir, devletin suçudur. töre cinayetlerinide devlet işler, küfrede küfrede sokaklarda da devlet konuşur, yağmur yağmazsa bundan da devlet suçludur. kadınlara köle muamelesini devlet yapmaktadır, devlet başlık parasından vergi almaktadır.askere çağrılmamaları gerekir, elektrik, su faturalarını ödememeleri gerekir, vergi istenmemesi gerekir. ( gülmeyiniz, bu talepler ciddi ciddi dillendirildi bu topraklarda) onlar yerine bizim ödememiz gerekir. çünkü parasını ödedikten sonra herkes kullanabilir, bu da ezilmiş bir halkın mensuplarından beklenmemelidir.zaman zaman ayrı bir halk olarak da tanımlamalar okumaktayız ve evet bu kelimeyi özellikle kullanmıyorum.
açık olmakta fayda görüyorum her zaman;
napolyon un sözüdür; ''eğer dünya tek bir devlet olsaydı, başkenti istanbul olurdu'' demiş asaleti kendinden menkul şahıs. ne demektir bu, jeopolitik, ticari, ulaşım, ekonomik bir cazibe alanıdır, o nedenle materyalist düşünce gereği ne yaparsan yap gelişir, gelişir, gelişir. bu istemsiz ve olağan bir durumdur diye. yani zırt pırt duyuyoruz hani, devlet yatırım yapsın babo laflarını ya, bunlar boş laflar. bakın türkiye cumhuriyeti ankara ya 85 yıldır para yağıyor, askeri, polisi, bürokratı, memuru , şusu , busu yer gök devletten geçiniyor. inşaat sektörü sırf devlete çalışsa aç kalmıyor. ama ankara yı değil istanbul, bursa yı, kocaeli yi geçtim, izmir bile yapamamış. üstelik kat be kat fazla yatırım yapmış, ankara ya. hala da yapıyor.
yalandır bu devletin, özel sektörün yatırım yapması talepleri, muhabbetleri. devlet çivi çakmamış lafları. devlet bu laflara kanıp sıcaklık ortalaması -20 lerde gezen, 9 ay kar kaplı yerlere şeker fabrikası kurmuştur. üretse kaç yazar, nasıl sevkedecek bu ürettiği şekeri diye düşünülüp taşınılmadan, fizibilite çalışmaları yapılmadan.
bir bölgenin, coğrafyanın gelişmesi için, sadece sermaye birikimi gerekmez yada yeterli değildir. ticaret yollarının üzerinde olmalıdır. ulaşım olanakları deniz yollarınıda kapsayacak zenginlikte olmalıdır. su yollarında olmalıdır.nesiller boyu kendini besleyecek tarım bölgelerine sahip olmalıdır, ihtiyacı olan doğal kaynaklara sahip olmalıdır.
ihtiyaçlar ortaya çıktıkça karşılanır. tüm insanlık tarihi bu şekilde gelişmiştir.
bırakınız bik bik yorumlarda bulunmayı, açın iki arkeoloji kitabı , tarih kitabı okuyun, çağın gereklerine sahip, su, besin problemi olmayan bölgelerde medeniyetler yeşerir, gelişir, hatta evrim geçirir, en sonunda çağ atlar. ne medeniyetler kurulmuş, gelişmiş, nerdeyse tüm dünyaya hakimiyet kurmuş, sonrasında 10 yıllık bir kuraklıkla, daha cazip ticari yolların keşfiyle, yeni teknolojik gelişmelere uygun kaynaklara sahip olmamalarıyla, kaybolmuş, bitmiş, silinmiştir.
bugün çok öykündüğümüz iskandinav, anglosakson ülkelerinde çocuğu olmayan yada araba kullanmayan yani ihtiyacı olmayan bir hizmet içinde devlete vergi ödeyen insanlar, ciddi ciddi vergi indirimleri istemeye başlıyorlar. üstelik bu insanlar saçmalamıyor olsa gerek ki, bu ülkelerin parlementoları, düşünce klüpleri, kurumları oturup bunu tartışıyor, görüşüyor, konsensusa varmaya çalışıyor.
bizde burda oturmuş, devlet 1800 rakımlı köye elektrik, su, eğitim, ulaşım ve sağlık hizmeti götürmemiştir diye eleştiriyoruz. şaka gibiyiz bence. 1800 rakımlı, hadi elektriği geçtim, suyu olmayan, kendi kendine yetemediğinden ulaşıma muhtaç bir yerde ne halt yemeye yerleşke kurdunda şimdi hizmet istiyorsunuz allahasen. devletin buraya bu hizmetleri götürmektense, orada ki arkadaşları alıp düze getirmesi daha makul, mantıklı olur.
taşıma suyla değirmen dönmez, kendimizi kandırmayalım.
devlet tanrıda değildir, kimin nerde doğacağını, annesinin babasının kim olacağınada müdahil olamaz. birbirimizi kandırmayalım.
neyse bence bu tip tanımlamalarla amaç, kimsenin gık bile dememesini sağlamaktır. bir nevi psikolojik hastalık olan savunma mekanizmalarıdır. bu edebiyatıdan ve öngörülen sonuçlarından faydalanma çabasıdır.