hep ters zamanlarda karşıma çıkan, ister istemez antipati uyandıran, kalıplaşmış söz öbeği.
teslimiyetçi bir içeriğe sahip kaçış cümlesi.
ufak bir inanç kırıntısına sahip bir bireyin bile "haklısın, buna da şükür" diye tepki vermesine yol açan dogmamsı replik.
kişinin çoğunlukla kendini ya da etrafındakileri kandırmak için kullandığı cümledir. olmasını istediğin şeyin olmamasında ne gibi bir hayır vardır sorusunu da akla getirir ama işte tam bu soruyu düşünürken şahıs ' kader ' der ve yoluna devam eder.evet bunu bende yapıyorum..
inancın temelinde var olan kader inancını vurgulayan cümledir...ondan gelen herşey bizim için hayırdır...ve ne olursa olsun eyvallah denilmesi şükredilmesi gerekir..
olan olaylar için pişman olmamak, üzülmemek ve biraz kaderci yaklaşmak gerektiğini anlatan söz öbeği. bunu güzel bir şekilde dile getiren bir öykü var. öykümüz ünlü çin düşünürü lao tzu’nun zamanında geçer. lao tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta...
efendim köyde bir yaşlı adam varmış. ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış. “seni ihtiyar bunak. bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var ne de atın” demişler. ihtiyar “karar vermek için acele etmeyin” demiş. sadece ‘at kayıp’ deyin. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. "babalık atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. şimdi bir at sürün var.” “karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. sadece atın geri döndüğünü söyleyin. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
köylüler gene gelmişler ihtiyara.”bir kez daha haklı çıktın” demişler. “bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. ihtiyar “siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler.’ “siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. oysa bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu zamanla göreceksiniz.”
başa gelen herhangi bir musibet sonrası gerek kaderci bir yaklaşımla, gerekse ilahi güce teslimiyet inancıyla söylenegelen deyim.
6-7 yaşlarında ki bir çocuğu caddelerde gezerken dikkatlı olması husunda uyarırken, uyarıcı yaşamış olduğu yıllardan kazanmış olduğu tecrübelere istinaden, bir caddede insanın karşılaşabileceği (kendi karşılaştıkları kadarı ile) tüm tehlikeli durumları gözden geçirerek uyarır, ancak o çocuk karşıdan karşıya geçerken dikkatli olması gerektiğini anlar, çünkü bakış açısı sadece buna imkan sağlar, sözü söyleyenin görebildiği noktaları göremez.
yaşam içerisinde karşılaşılan her olguda görülemeyecek noktalar, bilinemeyecek durumlar her birey için (yaş ne olursa olsun) mümkün olduğundan, ilahi güç tarafından yaşanılan her şeyin hayra dönüştürüldüğü düşüncesi ile teslimiyetçi bir yaklaşım gösteren bireylerin inanarak yaşadıkları düşünce biçimi.
genelde ebeveynlerin kötü durumlarda moral düzeltmek için kullandığı, fakat onlarla bi konuda tartışırken siz söylediğinizde "sen yap, et hayırlıdır tabi!" cevabını alacağınız atasözü. ayrıca görünen köy kılavuz istemez atasözüyle tamamen zıt anlamlıdır kanımca.
edit: tamam, tamamen değil biraz zıt anlamlı olsun kötülemeyin bu kadar.
içinden çıkılmaz durumlarda söylendiğinde adamı sinir eden laftır. söylenecek birşey olmadığı veya söyleyecek laf bulunamadığı durumlarda çok fazla kullanılır. kaderci yapımızı beş kelimede ifade eder.