tan yeri ağarmak üzereydi. akşam yatağa girdiğinden bu yana gözüne bir türlü uyku girmemiş, kirpiği kirpiğine değmemişti. yavaşca yatağından doğruldu. terliklerini giydi. uykusuzluktan acıyan gözlerini ovuşturdu. üstünü değiştirip dışarı çıktı.
kapalı kapılar arasında kalmış uykulu sokakların arasından geçerek varmak istediği yere geldi. burası onun en sevdiği yerdi. belli ki en çok burayı özleyecekti. ama bunları düşünmek istemiyordu. o an istediği sadece, tan yeri ağarırken güneşin aldığı o eşsiz rengin deniz üzerinde dalgalanmasını izlemekti. bu zevke eşlik edebilecek en güzel şey ise seher vaktine has olan deniz kokusu idi. derince bir nefes aldı. o an bu kokuyu saklayabilme şansı olmadığına çok üzüldü.
kim bilir kaç gece yatağından kalkıp buraya gelmişti. kaç kere güneşin doğuşnu seyredebilmek için uykusuz kalmıştı. gideceği yerde bu güzelliği bulup bulamayacağını düşününce biraz canı sıkıldı. “acaba doğru mu yapıyorum?” diye tekrar düşündü. ama bir kere kafasına koymuştu her şeyi bırakıp gitmeyi. bu sefer yapacaktı.
güneş doğunca insanlar sokaklarda boy göstermeye başladı. neden sonra karnının acıktığını hissetti. saatine göz attı. evet tam vakti idi. köşedeki simitçinin sıcak simitleri tezgahına koyduğu vakitti. ayağa kalktı. kendisinin yetişeceği bir yeri bulunmamasından olacak insanların bu telaşlı halini garipsedi. tıklım tıklım olan otobüsler, hızla yürüyen insanlar, birbirlerinin önüne geçmek için fırsat kollayan dolmuşlar, araya girmeye çalışan taksiler. sonra gözü
aceleyle yürüyen sokak köpeklerine ilişti.
* sanki onlar da insanların bu telaşına ayak uydurma çabası içindeydiler. patilerinden çıkan tıkır tıkır sesler eşliğinde etrafa kaçamak bakışlar atarak bir yere yetişmeleri gerekiyormuş gibi hızlı hızlı yürümeleri çok hoşuna gitmişti.
nihayet köşeye geldi ve kalabalığın arasından sıyrılarak sıcak ve çıtır çıtır bir simit alabildi. simidi ısırmadan önce kokusunu içine çekti. simidi yemek için parka gitti. güzel bir ağacın gölgesine oturdu. bir yandan simidi yiyor bir yandan da spor yapan insanları izliyordu. beklenenin aksine, gençlerden daha çok yaşlılar vardı spor yapanların arasında. “insanlar sağlığın kıymetini kaybedince anlıyor” diye geçirdi içinden. ve terk edeceği bu şehrin kıymetini ne zaman anlayacağını düşündü.
vakit hızla yaklaşıyordu. gitmek ilk defa bu kadar zor gelmişti. her şey değiştiğinde gitmek gerekir. herşey çoktan değişmişti ve hareket vakti gelmişti. yıllarca "gittiğim olmadı hiç, ama olsun... istemek de güzel"
* dizesiyle avutmuştu kendini. ilk defa yola koyulacak cesareti bulmuşken bundan vazgeçmeye hiç niyeti yoktu. yapması gerekenleri aklından hızlıca geçirdi. bir şey hariç, hepsi tamamdı. belki de hayatında bir daha göremeyeceği kişiyi son kez görmek için ayağa kalktı ve yürümeye başladı...