her şey, biter, eskir; tortusu kalır ama her şeyin.
zengin kalkışı yapan en sevdiğim misafirler gibi hayat; ya da onlardan biraz daha insaflı: ağırdan alıyor, ama gidecek; belli.
sabahlara yorgun uyanıyorum, gözlerim kanlanmış. ince bir sızı alnımda; sanki gece bir an aklıma geldiği gibi duvarlara filan vurmuşum başımı. hüzün bazen akışkanlıktan uzak, yapış yapış bir şey... yavaşlatıyor
her şeyi. artık kimselere alışamıyorum, kimse fark etmiyor tedirginliğimi.
abimin okuldan eve dönüşüne gebe akşam üstlerini özlüyor içimdeki sarışın velet. anne ve babamın elele geçtiği bir sahil kenarı yolu gibiyim, herkes huzuruma hayran, manzaramı kıskanarak ezip geçiyor beni...
küçükken, bahsi geçen çok sevilen misafirlerin ayakkabılarını saklardım, gitmesinler diye... biraz gecikirdi gidişleri, ama gidecekler yine giderdi. -bak bir bu değişmedi yıllar boyunca; gidecek olan hep giderdi hiç gelmemiş gibi-
her şey garip geliyor, herkesi ilk kez görüyorum sanki... bazen dayanamıyorum dünyanın dönerken çıkardığı seslere.