al pacino'nun ilk kez polis rolünü canlandırdığı filmdeki çatışma sahneleri şu ana kadar başarılmış en iyi çatışma sahnelerindendir. sahte hollywood havasından çıkmış, m4e insanı aşık eden 13 dakikalık gerçekçi bir sahne ortaya çıkarılmıştır. hollywood'un 6 büyük senaristi 2 hafta kasarak birkaç cümleden oluşan al pacino - robert de niro diyaloğunu ortaya çıkarmışlardır.
bazı sahnelerde birlikte görülen robert de niro ve al pacino, film setinde hiçbir zaman karşılaşmamışlar, sahneler ayrı ayrı çekilmiştir.
kesin olarak iyi kötü ayrımına yer vermeyen ve iki tarafın da iç dünyasına inen filmde olağanüstü bir sahne vardır, al pacino ile robert de niro bir kafede karşılıklı oturmaktadır, oturma biçiminden içtikleri kahveye herşey aynıdır, tam bir simetri kurulmuştur, tek bir farkla, suçluyu oynayan robert de niro sigara içmektedir, detayın keşfinde nefes tutulur
ülkemizde büyük hesaplaşma diye gösterildi. 2 defa sinemada 4 kere tv'de izledim. yine olsa yine izlerim..
-otur yerine aaaaaal! koltuğumda oturabilirsin, hatta karımı bile becerebilirsin ama benim lanet olası televizyonumu izleyemezsin!!!
robert de niro babayla al pacino babanın karizmalarını çarpıştırdıkları cafe sahnesiyle beni orgazmın doruklarına ulaştıran sonundaki pacino babanın de niro babayı vurduktan sonra gözlerinin yaşarması ve de niro babanın elini tutmasıyla ağlamaklı olmamı sağlayan yaran deşen süründüren mahveden film. hiç üşenmem bu sahneleri tekrar tekrar izlerim
neil mccauley* ve vincent hanna*’nın kafede birbirlerine meydan okudukları sahne:
neil mccauley: adamın biri bana şöyle demişti; "köşe başında tehlikeyi sezdiğin an da 30 saniye içerisinde uzaklaşmak istiyorsan hiçbir bağın olmamalı"... benim yerimde olsaydın ve benim gibi hareket etmek durumunda kalsaydın nasıl evlenebilirdin?...
vincent hanna: her zaman gördüğüm bir rüya var... büyük bir masada oturuyorum... üzerinde çalıştığım bütün cinayetlerde ki kurbanlar da oturmuş bana bakıyorlar... gözbebekleri simsiyah... çünkü hepsi de kafalarından darbe almışlar... bir de şu büyük balon insanlar var... çünkü onları yataklarının altında 2 hafta sonra buldum... komşular kokularını duymuşlardı... hepsi de karşımda oturuyorlar...
vincent hanna: karşılıklı oturuyoruz... 2 normal insan gibi... sen yapman gerekeni yapıyorsun... ben de yapmam gerekeni... şimdi yüzyüze geldik... bana kalsa seni hapise atarım... hoşuma gitmez... ama sana şunu söyliyim... eğer bir zavallıyı öldürerek karısını dul bırakacak olursan kardeşim o zaman seni öldürürüm...
neil mccauley: gözden kaçırdığın bir nokta var... ya sen hata yapar da ben seni haklarsam?... çünkü ne olursa olsun beni engelleyemeyeceksin... yüzyüze geldik, yaa.. evet ama tereddüt etmeyeceğim... bir an bile...
vincent hanna: belki de böyle olması gerekir... ya da kimbilir?...
neil mccauley: belki de birbirimizi bir daha asla görmeyeceğiz...
"bir gün bir film izledim hayatım değişti" diyebileceğim filmdir...
bana (filmin son günü diye) ilk ve son kez okulu yarıda bırakıp sinemaya doğru yol aldıran filmdir...
salona girmeden önce görevliden süresinin 3 saat olduğunu öğrenip "nasıl geçer lan 3 saat" dedirten ancak bittikten sonra beni koltukta çakılı bırakan filmdir...
süresine aldırış etmeden her fırsatta baştan sona seyrettiğim tek filmdir...
tüm bunların ötesinde bana sinemayı sevdiren filmdir...
senaryosu, oyuncuları, yönetmeni, müzikleri ve hepsinden öte yer yer doğaçlama olduğunu düşündüğüm diyalogları ile defalarca bıkmadan izlediğim, kafede geçen sahnesi ile aklıma kazınan muhteşem film. al pacino denilen insan üstü yaratığın mimiklerini bu kadar güzel kullandığı başka bir film var mıdır acaba?
an itibariyle star tv'nin boktan bir dublajla yayınlamakta olduğu film... daha oturaklı seslere sahip dublaj sanatçıları bulamadılar mı acaba?... vcd dublajı bile daha iyiydi...
yine de seyrediyorum... film bittikten sonra tekrar baştan yayınlasalar yine seyrederim... o derece yani...
'sonu kötü biten filmler' diye bir başlık açılacak olsa, içine ilk sıralardan girecek olan film. yine de, oyunculukları, atmosferi, çekim açıları, michael mann'ın kendisine has anlatımı ile, yaklaşık 5 dakikalık unutulmaz 'banka çıkışı çatışma sahnesi' ile akıllarda yer edinen, 'en sevdiğim film' olarak rahatlıkla söyleyebileceğim, belki de 10 defa seyretmeme rağmen - ki süresi de hayli uzundur- kesinlikle sıkmayan, süper ötesi, değeri bilinmemiş, 1995 yapımı, robert de niro'nun 'neil mccauley' rolü ile devleştiği harika filmdir kendileri..
amerikanın yurtiçi kargosu olan u-haul isimli firmanın reklamı en başta ve ortada iki kere gösterilmiştir. insanötesi bir çatışma sahnesine sahiptir bu film.
bu filmin kadrosu bizdeki hababam sınıfı, bizim aile, mavi boncuk gibi filmlerde rastlanan türdendir. bir daha öyle kolay kolay bir araya getirilemeyecek kadrodur.
harika bir takip sahnesinin ve los angeles'ın inanılmaz gece manzaralarının içinde bulunduğu ustalar kumpanyası!al pacino ve robert de niro karşı karşıya getirdiği sahneyle olay yaratan bu micheal mann filmi finaliyle ve performanslarıyla bizi bizden alır ve araba mezarlığı ile tersane arasına bırakır.
(bkz: anladın sen onu)
al pacino ve robert de niro'nun aynı karede görünmemek kaydıyla oynamayı kabul ettikleri filmdir. restoran sahnesinde, her ikisinin de yüzleri omuz plandan görünür.