eksi oylar ne ayetlere ne de başlığa verilmiştir. kaldı ki başlık başa giyilir. ayıp ise yatakta olur. yalnız dikkati çekmek istediğim husus ayetlerde hz. muhammed'in getirdiklerine "masal" diyenlerin "kimler" olduğunun belirtilmemesi. yani ayetlerin bağlamından koparılması. tıpkı "namaza yaklaşmayın" ayetinde olduğu gibi. bunları geçiyorum. bunlar olabilir. içinde, yüce bir varlığa bağlanma ihtiyacı hissetmeyen bünyeleri yargılayamam. ama bir yazar olarak sadece şunu tavsiye edebilirim;
burda, daha önceden de ayetlerdeki çelişki gibi görünen hususları pişirip pişirip önümüze getiren; aklı sıra bu ayetlere inanmış güvenmiş insanları zor durumda bırakacağını sanan; ufacık aklıyla dünyanın en gelişmiş inanç sistemine; 1500 yıllık literatüre kolayca kafa tutacağını hayal edenler oldu. ama hepsi de gözleri ve elleri yorgun, gerisin geriye döndüler. eskiden olsa burada tepkilerini çeşitli vesilelerle dile getiren onlarca yazar olabilirdi. ama insanlar da sıkıldı. en azından bir peygamberin, bir kutsal kitabın böyle 'mahalle ağzı' ile eleştirilmesinden sıkıldılar. yoksa amacına ulaşmak isteyenler yine ulaşırdı.
demem o ki, sıkıldık. bir din böyle eleştirilmez. her şeyin bir usulü var. onu öğren, gel, yaz buraya ki insanların dikkate aldığı bir iş yapmış olasın. yoksa bu halinle çok komik ve eğlencelisin sadece.
terbiyesizce yaklaşım. hatta en adi şerefsizliktir.
dürtükleme ile gelen edit:
en: türkçemizin uç noktaları ifade eden birileri tarafından önceden söylenmiş sözcük. benim değil. bana ait değil. tdk da yazıyor.
adi:" en " gibi durumu vardır.
şerefsiz: şereften yoksun manasına gelir. -siz olmazlık eki sayesinde türetilmiştir. kim türetti bilemiyorum biri türetmiş. ama benim değil ben türetmedim.ama alelen şerefsiz dedim sana. bak burada "sen" diye tabir edilenin de kim olduğu belli değil. (bkz: orospu çocuğu) başlığının altının dolu olması gibidir. kimse kimseye küfretmiyor yani.
(bkz: ne oldu zoruna mı gitti)
diyeceğim odur ki sözlerin kime ait olduğu değil nasıl bir araya getirildikleri önemli.
aşağıda gılgamışın utnapiştimle olan hikayesi ve kurandan alınan bir ayet var;
hz.musa nın doğum hikayesi bile palavradır. musanın nasıl doğduğu nasıl o dönemde erkeke çocukları öldürülürken kurtulduğunu anlattığı hikayenin gerçek kahramanı babilli bir kraldır. eğer kuran tevratı örnek alıyorsa (ki alıyor) onun söylediği yalanlarada ortak oluyor demektir. ayrıca muhammed in geldiğini söylediği "kutsal" kitapta allah peygamberin evine gidilmemsini onun bundan rahatsız olduğunu söylüyor, peygamberin eşlerine yaklaşmayın deniyor, hz. hatice ölene kadar tek eşli olan muhammed hatice ölünce birden eşlerini dörtlüyor! buyrun aşağıdaki destandan kesitleri okuyun; bu destanların yazılı olduğu tabletlerin bir kısmı istanbul arkeoloji müzesindedir.
babil'in kurucusu agadeli sargon (mö 2800 yani hz. musadan 1000 sene kadar evvel) kendi anlatır,
'annem bir bakire idi (burada meryem isa bağlantısı kurulabilir), annem beni fırat kıyısında gizlice doğurdu, kamıştan yapılmış bir sandığın içine kapatarak nehre bıraktı, sucu akhi beni sudan çıkardı büyüttü ve bahçıvanı yaptı, tanrıça ıshtar beni sevdi ve kral oldum'
bknz. dinin kökenleri s. freud sayfa 256 öteki yayınevi
"ayetlerimiz onlara okunduğu zaman; "işittik" dediler. "istesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir." (enfal suresi, 31) "
"gılgamış, sana gizli bir şey açayım. tanrıların gizini söyleyeyim: şurippak (103), senin bildiğin bir kent, fırat'ın kıyısındadır. bu kent çok eskiden varken, tanrılar bu kentin yanındaydılar. tanrıların aklına bir tufan yapmak geldi. bunların babaları soylu anu, hükümdarları yiğit enlil, büyük vezirleri ninurta, su yolcuları ennagi ve bilge ea da onların toplantısında yer aldı. ea, tanrıların verdikleri kararı, kamıştan bir çite anlattı:
"kamış çit, kamış çit! duvar, duvar! kamış çit dinle, duvar anımsa (104)! şurippaklı ubar-tutu'nun (105) oğlu (106), evi sök. bir gemi yap. serveti bırak. yaşamı ara! mülkten nefret et! canını kurtar! canlı yaratıkların her türünden geminin içine yükle. yapacağın geminin her yanı uyumlu bir ölçüde olsun. onun eni ve boyu bir ölçüde olsun. yağmura karşı onun her yanına bir çatı kur. "
'küçük yavrular bile gemi için zift taşıyorlardı. güçlü erkekler gemiye yedek kereste getiriyorlardı. beşinci günde geminin kaburgasını oluşturdum. geminin temeli (omurgası) bir iku (108) genişliğindeydi. kenarları (küpeştesi) iki kez on kamış (109) yüksekliğindeydi. üst güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. bunun da her yanı, iki kez on kamış uzunluğundaydı. bundan sonra geminin dış yüzünü (bordasını) hazırladım ve onları boyadım. gemiyi altı katlı yaptım. geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm. ortasına da su kazıkları çaktım (110). güzel kürek seçtim. ve geminin yedeklerini ambara koydum. eritmek için kazana 21600 . . . . . . zift döktüm (111). bunun yarısını saf zift olarak gemiye sakladım. tekneciler, gemiye 10800 şırlık (112) getirdiler. bunun üçte biri peksimet kızartmak için harcandı; üçte ikisini de gemici sakladı. işçilere çok sığır kestim. ve her gün koyun boğazladım. ustalara, ırmak suyu gibi bira, rakı, şırlık ve şarap akıtıldı. bunlar, nevruz bayramına benzer bir bayram kutladılar. ustayı yağlamak için kendi elimi de bulaştırdım. gemi yedinci günde tamam oldu. gemiyi kızaktan indirmek güç oldu. çünkü, geminin üçte ikisi suya girinceye dek, onu, kızak üzerinde aşağıdan ve yukarıdan itmek zorunluğu vardı.
elime geçen her şeyi içine yükledim. elime geçen her gümüşü içine yükledim. elime geçen her altını içine yükledim.
bütün soyumu, sopumu ve kavmimi gemiye bindirdim. yazının yabanıl, yazının evcil hayvanlarını ve bütün ustaları gemiye aldım. '
'fırtına ve tufan, altı gün, yedi geceyi geçti. fırtına yurdu silip süpürüyordu. artık yedinci gün gelince tufan fırtınası savaşımı durdurdu. '
'yedinci gün gelince, dışarı bir güvercin çıkarıp uçurdum. güvercin gitti, geldi. onca konacak bir yer belli olmayınca geri döndü. '
efendim özel ricayla gelen edit: bir yazar arkadaşımız bu hadis "kafir" iken müslüman olan ancak sonra tekrar müslümanlıktan çıkanlar için geçerliymiş. yani bir insan müslüman olup sonra o dinden çıkarsa öldürülmesi doğalmış. bu dinde zorlama yoktur hükmüne ters değilmiş. iradesiyle müslümanım demek cennetlik yaparken aynı iradeyle "ben artık müslüman değilim" demek öldürülme sebebiymiş. ve bu dinmiş? hemde esirgeyen ve bağışlayan allahın dini...
siz çay koymaya gidin gelince anlatıcam acı gerçekleri...
söyleniş ve kullanılış amacı çok farklı olan hadis ve ayetlerden yola çıkarak, tek bir sonuca varan akılların karalama amaçlı çalışmasıdır.
buradan ahkam kesip, sizi hak yola davet emek gibi ulvi bir amacım yok. sadece "dinde zorlama yoktur" ayetinin karşısına "dinini değiştireni öldürün" hadisinin çıkarılması mantığını pek anlayamadım, onun için kaleme sarıldım..
ayet zaten oldukça açık. üzerine kelam etmek zaten haddim değil.. lakin hadis sanırım bazı akıllar tarafından anlaşılamamış. tekrar söylüyorum, kimseyi bir şeye ikna etmeye çalışmadan anladığımı naçizane aktaracağım..
----------dipnot----------
anlatacaklarım var! vaaz vermek değil niyetim, duyduğumu söylemek. söylemeye değer şeyler duyuyorum zira. belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sade, ama sade anlatmak için... sen anlat dedi tanrı bana, anlaşılsın diye değil, hiçbir mükafat istemeden anlat... çünkü bir mükafattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak! sen anlat dedi... sen sade anlat! umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çareye yol açsın diye çaresizliği anlat... ders verme dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene. çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa... sen anlat dedi bana tanrı, sen sade anlat..."
islam dinine mensup olan ve iman etmiş insanları allah eşref-i mahlukat, yaratılanların en şereflisi olarak yüceltmiştir. şayet bir kişi islam dininden çıkıyorsa manevi temelde sahip olduğu değerleri bir anda yitimiş sayılır.. yitirmiştir demiyorum dikkat et sözlük buraya! maddi anlamda bunu anlamak zaten imkansız, olaya biraz metafizik bakmak gerekir..
hal böyleyken; islam dini uzun bir süre toplumların bekası için gerekli olan kuralları bünyesinde barındırdığından, bu dine başkaldırmış bir kişi otomatikman, toplumun düzenine ve kurallarına başkaldırmış sayılır. günümüz toplumlarında devlete başkaldırmanın cezası ne ise, o dönemde bunun cezası da odur. nasıl ki beşeri sistemler idam cezasını uyguluyorsa bu insanlar için, hz. muhammed de nizamı sağlayan kurallar bütününe isyan eden bir insanın idam edilmesi yönünde bir fikir beyan etmiştir..
komünist veya kapitalist toplumların hangisinde olursa olsun, devletin anayasal nizamının dışına çıkıp ona başkaldıran kimse, ülkesine ihanet suçuyla itham edilir ve muhtemelen ölüm cezası ile cezalandırılır. durum bu iken, bu hadisi islam'ın o dönemin yaşam tarzı ve dirliği sağlayan kurallar bütünü olduğundan bağımsız düşünüp yorumlamak abesle iştigaldir ve kasıt varsa işgüzarlıktır.. lakin günümüzde şeriat kuralları zaten uygulanmadığından, ki şeriat toplumların hayat tarzına ve zamana göre sürekli değişiklik arzetmiştir, bu hadisin doğuracağı sonuçları konuşmak gereksizdir.. sizin masal dediğiniz şeyler başkalarının değer verdiğidir.. ve son olarak "dinde zorlama yoktur".
ne demişler: alimle sohbet edersen alırsın mertebe, cahille sohbet edersen dönersin merkebe. saçmalıklara cevap vermek için uygun bir yer olsa da yazsak. neresinden uydurduğu belli olmayan, bilmeden, iki ayet iki hadis öğrenip islamiyyette tenakus varmış gibi kafa bulandırmak için yapılan saçma sapan bir provakasyon. masalın ne olduğunu bilmeyen moderatörlere uyarı; bu başlığın karikatür olayından farkı yoktur.
şüphesiz ki hoş olmayan benzetmedir. başkalarının hayat tarzından nefret etsek de böyle benzetmeler provoke kokar. sonra birileri de kalkıp mesela "komünizmi götünüze sokun" diyebilir. bu da ancak o kadar hoştur. diyenlerde oldu netekim.
ama bu benzetme başka bir tartışmayı beraberinde getirmiştir.
"neden sabahın seherinde yüzmilyonlarca insanın saçma, gereksiz, aptal bir dine/tanrıya inandığı iddiasıyla kendini yakıyorsun? neden senden önce binlerce kez çiğnenmekten boka dönmüş bir sakızı ağzına almaktan erinmiyor ve bizim de midemizi bulandırıyorsun?"
bunun nedeni daha önce tartışılmıştı. evet bir neden olarak. kitaba ya da dine hakaret olarak değil. bunun sebeplerine tarihten bakmak gerekiyor öncelikle.
türkiye coğrafyası yüzlerce yıldır müslümanların hakim olduğu bir coğrafya oldu. bu topraklarda doğan her insan kaderini kendi belirlemedi, müslüman olarak doğdular. osmanlı'da barış içinde yaşandı. ancak bu barış sadece gayr-ı müslimlere idi. eğer müslüman cemaatte doğmuş bir çocuk müslüman gibi yaşamıyorsa başına kötü işler gelirdi. "kafir, müşrik" diye yaftalanırdı. hatta bazı günahların bedeli ölümdü. radikaldi kurallar. bize anlatıldığı kadar yumuşak bir osmanlı yoktu.
bir çok bilim adamı (takiyüddin gibi) dinsizlikle suçlandı. gökbilimciler için "meleklerin bacaklarına bakıyorlar" dendi. pek çok kişi idam edildi. başını açan kadına orospu dendi. daha bir çok hurafe, bağnazlık yapıldı. ve modern türkiye kurulduğunda bunların hepsi göz önüne alındı. ve bağnazlığa karşı bir cephe oluştu.
ama türkiye'nin büyük çoğunluğu müslüman. hala başı açık kadınlar halka açık yerlerde, otobüslerde ters bakışlarla karşılaşıyorlar. otobüslerde türbanlılara yer veriliyor aynı yaşta kadınlar ayakta kalabiliyorlar. ya da hala dindar olmayana, namaz kılmayana kafir deniyor. ayetlerden kaynak gösterilerek "kör" deniyor. adeta hakaretler ediliyor.
burada öyle bir hava estiriliyor ki sanki hep ezilen bunlar mına koyim. sanki ben katlettim 35 kişiyi otelin içinde yakarak. sanki ben bastım maraş'ta alevi mahallelerini. ben çocukları ayırdım bacaklarından. ben gittim trakya'da 1934'de yahudilerin karılarına tecavüz ettim. (ayrıntılı bilgi için bak: @2010390) ne adına yapıldı bunlar? din adına. bu mu saygı beklediğiniz yüce inancınız?
türkiye laiktir gibi saçma savlarla gelmeyeceğim. biliniyor ki türkiye laik falan değil. olması da zor. türkiye'de her zaman din sömürülmeye devam edecek ve bir sömürü aracı olarak işe yaradığı için dinle alakası olmayan odaklarca saptırılacak. karşılıklı saygı da olmayacak. çünkü ben bile "allaha inanmıyorum" imasında bulununca mesaj kutuma beni körlükle, cahillik, aptallıkla suçlayan hadisler ve ayetler düşüyor. ohoo hoşgörüymüş. ölme eşşeğim yaz gelsin.
buraya kadar okuyanlar için teşekkür notu: başlığı tasvip etmiyorum. saygıyı ancak gösterdikten sonra bekleyebiliriz. kanımca çok bekleriz de. neyse.
masal olup olmadığı bilimsel gerçeklerle sabittir. gılgamış destanı ve sümer söylencelerini bilen iğfal edilmemiş her dimağın varacağı kanaattir. bilgi sorgulayan bir beyin için iki klik mesafededir. emek verip doğru bilgilendirme uğraşı verenleri sövmeden önce herhangi bir arama motoru'nda the epic of gilgamesh arattırmaları yeterli olacaktır.
gerçek acı da olsa gerçektir. kimse incinmesin, kimsenin zoruna gitmesin, herkes mutlu olsun. yok öyle efendim. beş milyar insandan 4 milyara yakını iki bedevinin masalına kanmışsa. bu uğurda tarihte çok kan dökülmüş ve hala dökülüyorsa, bunun için boşboşuna vakit ve emek harcanıyorsa öyle veya böyle doğru bilgi bağıra bağıra ifade edilmelidir. herşeyden önce bilgi ifade edilmiyorsa hiçbir değeri olmaz. bilgisini kendine saklayıp, suya sabuna dokunmamak etik değildir. bunun altında ya art niyet ya da doğru sandığı mefhuma olan samimiyetsizlik vardır.
"hakikatı bulan, başkaları farklı düşünüyor diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. bir adamın, "benden başka herkes aldanıyor" demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?"
dildeki üslubu göz önüne alındığında -bence- kendiyle çelişen ya da en azından yeterince dikkati göstermemiş bir beynin görüşü olabilir.
neden?
çünkü ben olsam sadece muhammed'den masallar derdim. masallar okuduğunu düşündüğün bir kişiye hazreti demek... ilginç olsa gerek. empatiyle bu kadar oluyor.
efendim din, insanlar adam gibi yaşasın diye gelmiş bir araçtır. fakat bu büyük dinler, yani allah tarafından indiğine inanılan dinler, kurallarla birlikte gelmiştir. örneğin kuran, aynı zamanda bir hukuk kitabıdır. miras hukuku vardır, ceza hukuku vardır. yok şunu yapana şunu yap, şunu yapana şunu yap vardır.
allahın varlıgının olup olmadıgını anlatmakla uğraşmayacağım, zaten inanan ne 1 dk'da inanmaz, ne de inanmayan 1 dk'da inanır.
efendiler, varoluşun başlangıcında ne etik, ne ahlaki değerler vardı. ne de kurallar vardı. kurallar, insanlar için olmazsa olmazlardır. insanları hayvanlardan ayıran şey toplumsal düzendir, düzende kanunlarla olur.
bunu ilk keşfeden, her zaman nedense hep büyük insan olan yahudiler tarafından keşfedilmiş. zaten hepsi zengin şimdi adamların. büyük insan derken onu kastettim. adam çakmış bir tane kitap, hop.. kral. onu yap bunu yap, vs. öyle bir kitap. sonra bir aklı selim daha çıkmış, artık şizofren midir, acayip bir hipnotist midir bilmiyorum incil falan demiş.
ardından bir tane okuma yazma bilmez bir adam çıkmış, öyle demiş böyle demiş, taşlara ceylan derilerine yaza yaza bir kitap ortaya getirmiş.
efendiler, şu an hükümet anayasa vesaire uğraşmaktadır. bu neyi gösterir, bu çağda bile yasalar değişir. ama siz, 1500 yıl önce gelmiş, hiç değişmeyecek denilen yasalar üzerine kavga ediyor, can sıkıyorsunuz. milyarlarca insan inanıyormuşta, 1000 yıllık gelenekmiş.
madem öyle neden budist olmuyor herkes? hem bir tanrı falan da yok, öyle sert kurallar da yok. herkes mutlu. siz onun bunun denizi ikiye yardıgına inanıyorsunuz da, buda'nın önünde ağacın eğildiğine mi inanmıyorsunuz? böyle komedi mi olur. budizm dünyada en çok inananı olan dindir. bütün bu dinlerden de eskidir. ee? o da karşı çıkıyor bir tanrı'nın varlığına.
yani bu işler böyle yürümez efendiler. yok bu saçmalık, yok şu saygısızlık. ne saygısı yahu adam ölmüş 1500 yıl önce. binbeşyüz, yazıyla bile fena. 20 30 yıl önce bilgisayar için bu iş cacık olur, ne gerek var diyenler şu an ağızları açık izliyorlardır. tamamen gelişim temeli üzerine dayandırılmış bir yaşam merkezi üzerinde (dünya), hiç değişmemesi gerektiğine inanılan kurallarla yaşanılıyorsa, bu kitapları yazanların kafası çalışıyor demektir.
her insan istediğini istediği zaman istediği yerde söylemekte özgürdür. (kurallar çerçevesinde, insanız zira.)
fakat elbette olacakların sorumluluğunu almalıdır.
fakat esas sorun şuradan gelmektedir. kurallar, düzen için vardır. bu kitaplarda düzen için gelmiştir.
işin ironik tarafı, düzensizliği kendileri yaratmaktadırlar. mezheplere ayrılırlar, tartışmalara neden olurlar.
all in all, inanan inandığı sürece inanmayanı kötüler. bu böyledir, insanlık halidir. ama adam gibi argümanlarla tartışmadığı sürece kimse istediğini istediği gibi yapamayacaktır.