pokemon'un meşhur olduğu zamanlarda yaşı küçük olan bireyin düşebileceği bir yanılgı. hayır o dönemlerde yaşı küçük olan birey düşer bu yanılgıya tamam da, koskoca ortaokul çağındaki çocuk düşer mi? böyle angut var mıdır ki? evet vardır. bunu sadece "kendimden biliyorum" diye geçiştirmek istemiyorum çünkü bundan yaklaşık 9-10 sene önceki bir yaz. kırklarelinin bir köyünde,
* bu yanılgıya düşen tam 15 tane denyo vardı.
aslında gerçekten pokemon olduklarını sanacak kadar gerizekalı değildik veya o kadar küçük değildi yaşımız ama biz öyle olsun istemiştik. aslında şunu kabul etmek lazım ki o dönemlerde benimle yaşıt olan herkesin içinden geçmiştir "lan biz de yapalım.", "hayvan yakalayıp, kapıştıralım." diye. fakat herkesin bulunduğu ortam uygun değildi bunu uygulamaya. ben şanslıydım ki yazları kırklareline, dedemlerin köyüne gidiyordum. kışları da bütün okul dönemi boyunca yatılı okuyordum. bütün kış sıkıntıdan patlayıp yazları da hıncını çıkarmak kaçınılmaz oluyordu. köydeki çocuklarında pokemondan haberi vardı, onlarda severek izliyorlardı ama biz, kuzenim ve kardeşlerimiz, istanbul'da doğup büyüdüğümüz için haliyle biraz daha girişkendik.
köye gittiğimiz o yazın ilk günü ortalıkta biraz dolaştım, baktım ki ortalık börtü böcek
* dolu, her yer orman
*, her yerde boş binalar
*. dedim lan ben bu işi yaparım. topladım çoluğu, çocuğu, kuzenleri. dedim böyleyken böyle. ben eş!! sikerim sizi lan hem o kadar oyun tasarlıycam hem de ash'i size mi kaptırıcam? hem de yaşım büyük. adam oldular hemen. ve biz işe koyulduk. takımları oluşturduk. ben tabi böceğe, örümceğe dokunmaktan tırsıyorum. yanıma hemen 3-5 köylü
kızan aldım. av'ı ben seçiyordum, onlar yakalıyordu. muhteşem anlaşma! ve tabiiki dövüşü ben yönetip, pokemonlara isimleri ben takıyordum...ilk başlarda karınca, ateş böceği gibi güçsüz böceklere giriştik. yakaladık dövüştürdük. baktım bizim karıncalar yan yatmaya başladı gittim bi kızanın kulağına bana çekirge bul dedim... nasıl kendini adamışsa işe beç dakika geçmeden "buyrun komutanım" diye kinder sürpriz plastiğinin içinde getirdi. aferin asker dedim başını okşadım. kapağı açtım, muhteşem güçlü, yeni pokemonumuza bakmak için fakat o da ne? çekirge zıplayarak kaçmayı başardı. az önce okşadığım askerin başına bu sefer bi tokat patlattım "lan sikik bu ne?!!" diye. "niye ayaklarını koparmadın olum bunun" dedim. "ne biliyim lan sen öyle istedin ibne" falan demeye başladı. dövse döverdi beni. ben de pek üstelemedim ama komutanın kim olduğunu gösterecektim ibne askere. o sinirle gittim ormana güçlü bi pokemon aramaya. ortalığa bakınırken gördüğüm en fantastik şey karafatma büyüklüğündeki böceklerdi ama benim daha cazibeli bir şey bulmam lazımdı. ben böyle mal mal dolanırken bir de ne göreyim. kertenkele!!! biraz tırstım. bana bakıp yutkunuyordu, ya da nefes alıyordu. elimde sopa vardı ama öldürmemem lazımdı. yiğitliğe bok sürdürmeyeceğiz ya!! illa ben yakalamalıyım diye durdum düşündüm çaresizce. kertenkele de mal gibi beni bekliyordu. en sonunda dayanamadım gittim askerin yanına. "asker gel buraya" diye sessizce çağırdım. dedim ki "sana gizli bir görev veriyorum" vaziyeti anlattım. bunu kertenkele'nin yanına götürdüm. bir kaç artistik açıklama yapınca kabul etti zaten görevi. 1-2 dk geçmedi bu kertenkeleyi yoğurt kutusunda getirdi. ben de savaş esnasında gizli silah olarak kertenix'i seçtim. bütün takımlar şaşkınca bana baktılar. herkes merak ediyordu ne çıkarıcağımı. lap diye yoğurt kutusundan bir fırlattım kertenkeleyi sahaya. bütün takım oyuncuları "ananısikym kertenkele" , "valla kertenkele lan" diye kaçıştı. herkes kavgayı geriden izliyordu. karafatma gibi uyduruk bi hayvanın karşısına beygir kadar kertenkele salmıştım, herkes haksızlık olduğunu düşündü ve dengeleri eşitlemek adına daha irice pokemonlar avlama kararı alındı.
takımlar diyip geçtiğime bakmayın 4 tane takım vardı ve hepsinin 4er oyuncusu vardı. her birinin de ayrı görevi. antrenör, 2x avcı ve komutan. antrenör en boktan görevi üstleniyordu. yakaladığımız pokemonları takım karargahında göya eğitiyordu. "eğit sen bunları aslan antrenör" ayağına çocuğa ortalığı düzenletiyorduk. biz bu oyunu 2-3 hafta kesintisiz oynadık. ne hayvanlar öldürdük ne günahlar işledik, ne dövüşler yaşandı. takımlar arasında transfer bile oldu. neden derseniz, bizim mal avcılardan teki tırsaktı ve daha az tırsak olan bi çocukla transfer ettik. transfer bedeli ise köy kahvesinden 2 oraletti. bir gün pokemon oyunu devam ederken. bir kaç aile pikniğe gittik
*. piknik yapacağımız yerde dere akıyordu ve su pokemonları vardır lan burada diye gaza getirdim yine herkesi. millet kuzu çevirip rakı içiyordu şarkı söylüyordu. biz mal gibi su pokemonu arıyorduk. herkesin elinde bir sopa tabiki. (istenmedik bir pokemon çıkarsa kendimizi koruma amaçlı) ben dere kenarında dolaşırken uçan bi pokemon gördüm. yusufçuk desen değil helikopter böceği desen değil acayip bi pokemon. neyseki avcıya bir ıslık çaldım pokemon kaçmadan yakaladı. "kanatlarını koparalım mı komutanım?" dedi. "mal mısın lan" dedim. o zaman ne özelliği kalıcak pokemonun. "ama komutan sahadan kaçar"dedi asker. "bi sus sikecem" diye karşılık verdim. aklıma süper bir fikir gelmişti. üstü kapalı dövüş sahası!!!! bundan sonra uçan pokemon furyası başlamıştı. bir haftada bu furya idare etti. sonra bir gün yine dere kenarında pokemon ararken benim ayağımın kenarından bi yılan geçti. ben "ananı sikiyim yılan saldırdı!!!!" diye diye eve kadar koştum ağlayarak. zaten o olaydan sonra böceklerden tiksinir oldum daha hayatta oynayamazdım o saçma oyunu. hem 2-3 gün daha durup eve döndük. o geçen 2-3 günde evde oturup pokemon izledim.
ama o yılanı yakalayıp eğitseydim...sikertirdim herkesi.