o ne o ne göz o ne endam
herkes o dilbere hayran
dönüp de bakmayan hayvan
annesi bakıyor camdan
herkes o dilbere hayran
dönüp de bakmayan hayvan
bakmadı bize kaçtı ellere
kahroldum o an
bu yüzden düştü o dillere
herkes o dilbere hayran
dönüp de bakmayan hayvan
hatun çıkmış yoldan
herkes o dilbere hayran
dönüp de bakmayan hayvan
dayak yemiş elin hanzosundan
herkes o dilbere hayran
dönüp de bakmayan hayvan
yolda yürürken sahip oldukları birkaç adet nöronun sıkılması ile omuz atıp sonra "önüne baksana amuğa koyim" şeklinde "gel beni mik" sinyali veren ve yüzsüz yüzsüz sırıtarak kollarını caz bateristlerini bile imrendirecek biçimde asenkron bir ritim ile sallaya sallaya oksijen israfına devam eden, görüldüğü yerde ortamdan çok hızlı bir şekilde öteleme hareketine sebep olan hatalı genetik kombinasoyona sahip primat soylarına da kimi yörelerde bu şekilde hitap edilmektedir.
canlı olmak ve hücrelerden oluşmak ve omurgalı olmak ve fotosentez yapmamaktır.
insan da diğer hayvanlar gibi hayvandır, lakin akıllı olmasına rağmen anlaşamıyor ise bu hayvan aynı zamanda budaladır. zira diğer hayvanlar, allah'ın onlara verdiklerini pek güzel kullanabiliyorlar.
biri dışında hepsinin doğaları gereği ve ancak yaşamları tehlike altındayken(aç kalmak da buna dahildir tabii ki) öldürdüğü canlı grubu. düşünen ve bunun kendisini hayvanlıktan ayıran ve yücelten bir özellik olduğunu övünerek savunan insan, düşünerek uygar(!)laşan insan giderek daha insanca(!) cinayetler işlemeye devam ediyor. "vahşi, vahşice" tabirlerinin yakıştırıldığı canlılar ve eylemler "düşünen" insanın o üstün zekasıyla becerdiklerinin(bkz: becermek) yanında çok masum kalıyorlar.
"vahşi(!) hayvan" bu dünyada yaşamaya "uygar(!) insan"dan daha layık sanki.
met-üst'ün tahminimce artık sıkılıp çıkarmadığı ama duyduğuma göre parasal nedenlerden dolayı kapanan aylık dergi(ydi).
öküz'den sonra hayvan'ı çıkardı. hayvan'dan sonra da artık canlılar alemi mi olur, başka bir şey mi olur bilmiyorum ama yeni bir çıkış bekliyoruz met-üst'ten.
hayvan arapça'da canlı demektir. bu isim "hayy" kelimesinden türemiştir. bildiğimiz gibi allah'ın isimlerinden biri de "hayy"dır. hayy diri demektir. bu anlamıyla arap düşünürler aristo'nun eserlerini çevirirken "insan düşünen bir hayvandır" diye çevirmişler bizlerse buna "insan düşünen bir canlıdır" demek yerine "aaa, insan hayvanmış, sikeyim böyle felsefeyi..." diyerek dalga geçmeyi uygun görmüşüz.
geçen gün çok ilgi çekici bir duruma tanık oldum. sokakta yürüken bir köşebaşında beyaz, kaba tüylü fakat şirin bir kediyle karşılaştım. ikimiz de bir an duraksadık. ikimiz de ilk önce hangimizin diğerine yol vereceği konusunda karasızdık. kedinin öylece bekleyip durması beni daha da şaşırtmıştı. bakışmalarla geçen kısa bir sürenin ardından o şirin kedicik başını öne eğdi ve geriye doğru gitmeye başladı. bana yol vermişti. kibar bir beyefendi edasıyla kaldırımdan aşağı inmesi beni hem tarif edilmesi tuhaf bir hüzne hem de düşüncelere itti. sigaramı yakmış bu olayı düşünürken bazı insanların bu kedinin sahip olduğu kadar bir erdeme bile sahip olamadığını farkettim. daha sonra bu hadisenin üzerine gitmenin ilgi çekici ve keyifli bir iş olacağını düşündüm. bu nedenle islam literatüründe ve geleneğimizde hayvanlara karşı nasıl bir tavır ortaya konduğunu düşünmeye başladım.
hayvan, arapça bir kelimedir ve "canlı" demektir.* fakat arapça'da da bildiğimiz hayvanı ifade etmek için aynı kelime de kullanılır.
kur'an-ı kerim, islam'ın hayvanlara nasıl baktığını anlamamız için şaşırtıcı örnekler sunuyor. örneğin hepimizin bildiği gibi tevbe suresinin başında besmele yoktur. bazı düşünürler, allah'ın tevbe suresinde kınadığı müşriklere layık görmediği bu besmeleyi hz. süleyman'ın kıssasının anlatıldığı yerdeki karıncalara layık gördüğünü belirtmişlerdir. nitekim besmelenin "müstakil bir ayet" olarak neml suresi 30. ayette gelmesi bu duruma bir işaret olarak sayılmıştır. yine aynı bakış açısıyla düşünecek olursak allah'ın hz. nuh'a tufandan kurtarmak için her hayvandan ikişer çift almasını emretmesi ve ashab-ı kehf'in yanında onlarla beraber allah'a inandığını belirten kıtmir de böyle bir tavrın göstergesi olabilir.
kur'an-ı kerim'de hayvanlar bir başka düzlemde de anılır. bir çok hayvanın muhteşem bir yapıda yaratıldığını anlatan ayetler pek çoktur. bununla beraber bazı çok küçük hayvanlar, allah'a karşı kibirlenen bazı büyük isimlerin ölümüne sebep olmuşlardır. fil suresindeki ebabil kuşları, nemrud'u öldüren sivrisinek gibi.
hz. peygamber'in hayatında da hayvanlara karşı nasıl bir tavır aldığını görebileceğimiz rivayetler vardır. hz. peygamber, hayvanları sever; onları aşağılayan sahabelerini kınardı. herkesin iğreti ile baktığı bir sokak köpeği için "ne de bembeyaz dişleri var!" demesi bunu göstermektedir. savaşlarda hayvanlara dokunulmamasını emretmesi de ayrı bir örnek. şüphesiz daha çok misal bulunabilir.
sahabelerden de hayvanlara olan şefkatlerinden dolayı meşhur olmuş isimlere rastlıyoruz. en çok hadis rivayet eden isimlerin başında gelen ebu hureyre'yi hepimiz biliriz. ebu hureyre künyesi "kedicik babası" manasına gellir. ebu hureyre kedileri çok sever ve onları beslemekten son derece keyif alırdı.
tasavvuf kültürümüzde de hayvanlara karşı çok ilginç bir bakış açısı olduğunu görmekteyiz. öyle ki bazı sufiler, bir köpeğin ya da bir kedinin kendisine marifeti öğrettiğini söylemiştir. hacı bektaş-ı veli'nin en yaygın portresinde kucağındaki envai tarzda hayvanlarla beraber resmedildiğini de hepimiz biliyoruz.
osmanlı kültüründe hayvanlara karşı bakışın en güzel örneğini kuş evleri teşkil ediyor. bazı camii, medrese, tekke, kütüphane gibi binaların yüksekçe yerlerine küçük kuş evleri de yapılır ve çeşitli kuşlar buralarda barınırdı.
bunlar aklımıza hemen gelebilen örnekler. şüphesiz bu keyifli konu daha geniş bir araştırmayı hakediyor.
günümüzde hayvanlara ne kadar değer verdiğimizden tam emin değilim. modern hayat bizleri hayvanlar konusunda çok duygusuz bir hale getirdi belli ki. örneğin istanbul'daki sokak köpekleri... hiç kimseye bir zararları yoktur. isteseniz de size saldırmazlar. gayet naif ve utangaç bir yapıları vardır. modern hayatın gürültüsü, koşuşturması, kirliliği ve karmaşıklığı sokak köpeklerini de yıldırmıştır çünkü. bazen insan onlara bakıp da "keşke şu köpek kadar kaygısız ve dertsiz yaşasaydım" diyebiliyor.
geçen gün karşılaştığım şirin kedi... bir çok insanın bana öğretmeye muktedir olamadığı bir anlayışı kazandırdığınız için size müteşekkirim. eğer olurda bir gün yine karşılaşacak olursak size yol veren kişi ben olacağım. anladım ki siz buna değersiniz.
bedensel özellikleriyle insana bin basan canlı. hiç bir insan bi hayvan gibi koşamaz, avlanamaz, göremez, savunamaz. insanın doğadan ayrılıp bu denilenlerin hepsini yeni şeyler icat ederek geçtiği doğrudur. arabasıyla bütün hayvanları arkada bırakabilir, silahıyla savunabilir avlanabilir. ne yazık ki onlar olmadan doğa da bi hiçtir. bedenini kullanamaz bunlar için. yaşam savaşı devreye giriyor burda. hayvan yaşayabilmek için daha hızlı koşmak zorunda bizse keyfimiz için sürat yaparız son model arabamızda. yaşayabilmek için kendini savunmak zorundadır hayvan en iyi şekilde, bizse silahlarımızı daha fazla petrol için kullanırız. insan geldiği yere dönüyor bu yaptıklarıyla sanki, hayvanlaşıyoruz mütemadiyen. ( hayvana hakaret etmiş oldum evet )
insanın da içinde bulunduğu canlıların genel adı. akıllılık bakımından insana yakın türlerinin son derece ilginç yaşamları vardır;
örneğin maymunlar ve köpekler sevdiklerine ölümüne bağlıdırlar, ikiyüzlülük, entrika bilmezler. sevildiklerini ya da sevilmediklerini kişinin kokusundan ve beden dilinden anlıyarak ona göre davranırlar.
insan dostlarıyla birlikte yaşamaya bayılırlar, mutlu etmek için herşeyi yaparlar. kendilerine zarar verenleri de yardım edenleri de unutmazlar.
tıpkı "akıllı hayvan" denilen insan türü gibi diğer türlerin de kişilikleri, acıları, sevinçleri, bedensel ve ruhsal hastalıkları vardır.
ancak insan türünün kötüleri gibi, doğayı yok etmeye yönelik planları, silahları, yoktur!
birbirlerine yaşamı zindan edecek işkence yöntemleri yoktur!
insan türünün iyileri gibi, çocuklarımız gibi masumdurlar...
dünyanın sadece kendimize ait olduğunu düşünüp, tepe tepe kullanmamızı şaşkın gözlerle izleyen canlı gurubudur. ihtiyacından fazlasını yemeyen, stoklamayan, hırsları yüzünden diğer canlıları öldürmeyen, kimsenin yerini yurdunu işgal etmeyen, soykırım yapmayan, hakaret etmeyen, yeni doğmuş yavrusunu cami avlusuna bırakıp kaçmayan, sera gazı üretmeyen, bir ülkenin tepesine atom bombası atmayan, cinsel istismar ve ayrımcılık yapıp karşı cinsi aşağılamayan bir çeşit canlı. hayvan işte...