bolaman virajları'nı (fatsa-perşembe arası) teker teker geçerken, sağ tarafını yeşil tepelere ve sisli zirvelere, sol tarafını ise karadeniz'ime yaslamış giderken dinlemesi gözleri yaşartan, insana yaşamayı ve sevmeyi emreden şarkıdır.
dizeleriyle gülümseten bir şarkı olsa da melodisinden midir, çalan tulumun sesinden midir yoksa kazım koyuncu'nun sesinin etkisinden midir, herneyse işte hüzünlendiren ve tüyleri diken diken eden bir şarkı olur çıkar. düzenlemesi gerçekten çok güzel olmuş. elektro-gitar ve tulum ilginç bir ikili oluşturmuşlar.
edit : tulum solosunu kazım koyuncu bestelemiş.
"sevdaluk eyi şeydur" gibi aşka tertemiz bakan bir dizeyi kazım koyuncu'nun sesinden dinlemekten inanılmaz keyif aldığım, kendine has, mutluluk ve ilham verici çok başarılı bir şarkı.
aşk şarkısıdır.
en güzel 20 türkçe aşk şarkısı toplansa mutlaka o albümde olacak şarkıdır. kazım koyuncu'ya aşık olma sebebidir.
arkasından dinlenebilecek tek şey kazım koyuncu'nun söylediği başka bir şarkı ya da olsa olsa ay ışığı sonatıdır.
her şarkısı ayrı ayrı övgüyü hak eden enfes bir albümdür. kazım koyuncu'nun o şahane sesinin tüm tınısını hissedersiniz. şarkıların hepsi yanıbaşınızda canlı çalınıyor gibidir sanki. öyle net, öyle temizdir. kemençenin sesi yüreğinizi yakar.
oy asiye deyişi bile şarkının gerisini unutturur size. hele o naifliği, hele o yavaşlığındaki hüznü yok mu... asiye, asiye olalı böyle güzel dile gelmemiştir.
ben seni sevduğimi dünyalara da bildirdum, da bir sen duymadın diyor ardından, arkada çok güzel bir kemençe eşliğinde. hele şarkının ortasında kazım'ın kemençeye bir eşlik edişi vardır ki, anlatılmaz. albümün en bilinen şarkısı budur zaten. tabii zamanında gülbeyaz için de -yanlış hatırlamıyor isem- kullanılmışlığı vardı şarkının. o sebeple daha geniş kitlelere ulaşması normal bu açıdan.
hayde, birkaç şarkının fazlaca öne çıktığı bir albüm oldu. bazı şarkılar saklıda kaldı. işte bu albümde öyle bir şarkı var ki; sabahlara kadar dinle, sabahlara kadar içlen, sabahlara kadar ağla. öyle içten, öyle saf, öyle güzel bir şarkı; denizde karartı var. o kemençenin klarnetle raksını anlatmaya kelimeler yetmez. o sesin güzelliğine cümleler yetmez.
bu hem çok hüzünlü hem de o karadeniz'in kıpır kıpır havasını iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir albüm. ve kemençe denen harika öyle bir şey ki, bazen tek notası yetiyor ağlatmaya, bazen de o tek notayla yerinde duramıyor insan. işte ella ella'yı dinleyen insan iddia ediyorum ki bu ikinci kısma dahil olacaktır. böyle güzel bir eğlence, böyle bir coşku olamaz. lazca olması da ayrı güzel.
"deve'g intsi im sevdan yar
yesa'l astezun kuli"
"sevup da alamamak ölümun gardeşidur" desem, yeter aslında ama, fadime uğruna yazılmış en güzel şarkı budur heralde. öyle coşkulu, öyle güzel, öyle aşık bir şarkı.
işte bir çok bilinen daha; şarkının girişindeki gitar alıp götürür bu sefer sizi. ama o kemençe yok mu ah! tüylerinizi diken diken etmeye yetecektir. şahane bir düet; şevval sam ile gelevera deresi enfes bir şarkıdır da, en güzel yeri "yüzden silunmayan biçak yarasudur".
şevval sam-kazım koyuncu ortaklığından şahane bir eser daha. diyeceksiniz ki hangi ortaklık şevval'in sesi yok meydanda; gülbeyaz diyorum işte kısaca. gülbeyaz dizisinin o şahane jenerik müziği hani, insanın kanını kaynatan. sahi gülbeyaz da ne güzel diziydi değil mi, nejat ne kadar da gençti?*
kazım koyuncu'ya sadece karadeniz müziği yapıyor demek bence yapılabilecek haksızlıkların en büyüğü olur. zira hayde gibi enstrümantal olarak enfes bir eser sahibi olmak herkesin harcı değildir. evet karadeniz havası tabii ki vardır ama, hayde'nin içine o kadar fazla müzik sığmıştır ki, dinlerken hayran kalırsınız.
işte kazım koyuncu'nun dünya çapında müzik yaptığının diğer kanıtı; mohevis kalo. gürcü bir halk şarkısının üzerine yazılan eğlenceli sözlerle, çok hoş bir şarkı daha.
ve yukarıda bahsettiğim gizli kalmış hazinelerden biri daha; narino. sözleri çok çok güzel bir şarkıdır. müziği ise albümün genelindeki o kemençe hüznünü ve coşkunluğunu aynı anda buluşturur bu şarkıda. kesinlikle dinlenmesi gereken şarkılardan.
kazım koyuncu dendiğinde akla ilk kemençe gelir ama bir diğer enstrüman vardır ki yine onunla özdeşleşmiştir tamamen; tulum.
ve işte o tulumla karadeniz'in oğlundan tam bir karadeniz müziği. potpori horonlar her karadenizliyi yerinden oynatır. her karadenizli olmayanı kendine hayran bırakır. tıpkı benim gibi.
yakın zamanda kıymeti bilinen bir şarkı daha var bu albümde; yine bir dizi vasıtasıyla. parmaklıklar ardında'da kullanılan selimina. en yürek dağlayan ağıtlardan biri. lakin şarkıyı söyleyen bestesinin de sahibi olan selim bölükbaşı'dır. güzel bir sürprizdir.
veee işte geldik son saklı kalan hazineye; tsira. kazım koyuncu'nun dediğinden tek kelime dahi anlamasanız, sabahlara kadar ağlatır sizi bu türkü. hele o tsira deyişi yok mu, tsira isminde olasınız gelir. ah! ah be hocam ah!
ve son olarak o coşturan şarkılardan biri daha ki sanırım en fazla eğlendiren de budur; uy aha.
kısaca; her şarkısı şahane bir albümdür. dinlemeyen sahiden eksik kalır.
"o değil de hocam, hala... neyse, anladın sen işte."