ayakkabı yıkamak,yıkarken ya çekerse diye düşünmek,çekerse ayakkabıcıya gitmekten üşenmek,hadi ayakkabıcıya gittik ya "ayakkabıcı kalıba sokmanın işe yaramıcağını söylerse?" teorisi üzerinde kafa patlatmak.
belki de bütün bunları sırff can sıkıntısından yapmak ama canın sıkıldığını fark etmek.
birine deli gibi aşık olduğunu bildiğin halde mantığının asla birlikte olmanıza izin vermediği durumlardır.tamamen arada kalınmıştır.arada kalmak kadar da sıkıcı
birşey olamaz.deli gibi seversin,ona sarılmak,onun yanında olmak,sıcaklığını hissetmek istersin ama şu kahrolası mantığın yokm mudur.aslında aklın doğru olanı ve yapman gerekeni söyler.ama ya duygular..
televizyon izlemek zorunda kalacak kadar sosyal çaresizlik içine düşülen anlar. onu ararsınız yok, bunu ararsınız yok. herkesin işi, planı vardır. evde kablolu veya uydu yoktur. çıkıp tek başınıza dolaşmak daha bi bunalıma sokacağı için eve kapanmak istersiniz. bu isteğiniz de size seda sayan, petek dinçöz vb şahsiyetlerin süper programları olarak geri döner. ama tabi 5 dakikadan fazla dayanamayıp reklam izlemeye, reklam bittiğinde kanal değiştirmeye başlarsınız.
uzun otobüs yolculukları. nefret edilesidir.hele mongol birinin yanına düşmüsseniz yandınız.allahtan mp3 player icat edildi de eskisi kadar işkenceye dönüşmüyor yolculuklar.
- para biriktirmeye çalışmak.
- mesaj yollayıp cevabını beklemek, gözünü telefondan ayıramamak.
- iş yerinde çaylak muamelesi görmek.
- mecburiyetten gidilen iş yemekleri.
- beş sezon devam eden ve ne kadar kötü olay varsa yaşanan tv dizileri.
- ütü yapmak.