star wars'u hiç izlemeyip, bir hafta sonu hepsini birden izledikten sonra statünüzün 427 yoda olduğunu görmek. yahut yağmur yavaş yavaş yağarken shuffle konumunda ki mp3 ünüzde singing in the rain'in çalmaya başlaması.
bütün gün yorgun argın işlerin halletikten sonra otobüse binen bir amcaya yer vermektir , ondan daha fazla yorulmuş olmanıza rağmen. ha bir de dangoz yaşlılar vardır hiç tınlamaz öküz gibi çökerler , onları tenzih ediyorum. tontonlaradır lafım !!
akşam geç vakit, yorucu bir iş günü sonrası koca istasyonda yürürken "ne olur tanıdık birini görsem" diye düşünüp, uzun süredir göremediğiniz bir dostu uzaktan fark edip, şok içinde gidip sarılmak.
yaşıca bir çiftin bindikleri belediye otobüsünde; sohbetleriyle, esprileri ile yan ve arka koltuklarda oturanları da sohbete katarak, ortamı neşeye boğmaları.
yaz sezonu açılışını yapıp kolsuz elbiseniz ve ince bantlı topuklu ayakkabılarınızla fabrikanın parkında kitap ve kahve ile öğlen arası keyfi yaparken, mp3 playerınızda as tears go byın çalmaya başlamısıyla aynı anda omuzlarınıza ve ayaklarınıza dokunan yağmur tanelerini hissetmenizdir. sonra ofise gelir camdan şimşekleri izlersiniz. evet bu öğlen arası yağmur vardı ankarada.
can sıkıntısından yapacak bişey bulamayıp sürekli güzelinden getir butonuna tıklayıp çoğunu da okumadan değiştirirken bir anda kendi girinize denk gelmek.
gecenin bir vakti,yorgun bir günün sonunda (finalleri bitirip saçma sapan bir şehirle kısa süreliğine bütün hesaplarınızı kapatıp) yola çıkmışsınızdır ,otobüste önünüzde küçük bir kız ve annesi yolculuk ediyordur. "ne şirin ehi" der geçersiniz.sabah olur sonra. uyandığınızı zanneden muavinin hala uyuyan bünyeye ikram ettiği kahve bir ayılma etkisi yaratır.yolu izlerken mahmurlukla bir bakarsınız bir çift göz size bakıyor.bakıp bakıp kaçırıyor gözleri,gülüyor sonra.sonra gene dönüyor gene gülüyor.o uykusuzluk o mahmurluk salaklığıyla bir oyun dönüyor küçük kızla aranızda."yaşamak da güzel ama be!" cümlesinin aklınızdan geçisi filan.anlık.
8 aylık bebenin elinden oyuncağını alıp sağa sola hareket ettirirken onun inanılmaz saf bakışlarını seyretmek. oyuncağı arkanıza saklayıp "gittiii" demenize bebenin inanması... sonra gözlerindeki şaşkınlık... gibi detaylardır.
her sabah aynı saatlerde beyaz bir güvercinin evimin balkonuna gelmesi ve babamın ona ekmek - su vermesi. çok tatlı hayvan kerataöğlenleri de gelmeye basladı artık, müsaitsem ben veriyorum öğlen yemeklerini de.
yatakta zorlukla gözleri aralayıp uyku sersemliğiyle hafta içi sanılan günün aslında hafta sonu olduğunu fark etmek. tekrar yastığa kafayı gömüp o tatlı uykuya keyifle devam etmek. o ilk fark ediş, o ilk gülümseme. tarif edilemez.
hafta sonu alarm kurup bu anı yakalamaya çalışma çabaları sonuç vermez, bilinçaltı hep devrededir. istem dışı olup, nadir yakalandığından bu kadar değerlidir zaten.
süper mario da mantar yüzünden ölmek başlığı. "vay be tek ben değilmişim zamanında o mantarın peşinden uçuruma giden" diye düşünüp, şapşal şapşal sırıtmaya sebep olur.
ankara'da günbatımında gökyüzünün kırmızı renge bürünmesi...hele ki anıtkabir civarında ya da kocatepe yakınlarındaysanız tadından yenmeyen, hayranlık verici bir görüntüdür.
(bkz: ankara yı özlemek)
yıllar önce dinlenip çok sevilmiş fakat zamanla bir şekilde unutulmuş, hiç bir kısmı akla gelmeyen şarkıyı yıllarca * umutsuzca aradıktan sonra nihayet bulmak ve daha ilk saniyelerinde o olduğunu anlamak. akabinde çevirip çevirip dinlemek. bilinçaltı güzel şey, ben unuttum o unutmamış.
gidilen tatilde sürpriz olsun diye dışarı çıkıp hazırlamak için kahvaltı malzemesi almak, dönüşte sevgiliyle yakın arkadaşı yatakta çatır çutur , tatilin yarım kalması, daha sonra elemanla hatunun da araasının bozulması. 3lüden 0'a doğru yol alış.
birinci sınıfa ait ilk defterin bulunması ve doğru düzgün çizgi çekemediğim için öğretmenin sadece imza attığı sayfalardaki abinin tükenmez kalemle attığı yıldızlar.