|
|
- bir kaç sene evvel türkiye genelinde hapisanelerdeki ölüm orucu eylemlerine son vermek isteyen devletin gerçekleştirdiği göz yaşartan,adeta yürekleri parça parça eden operasyonudur..onca siyasi tutuklu öldürülmüştür.kolları parmaklıklara bağlı olarak yanan tutuklu için "kendi kendilerini yaktılar" denmiştir.oysa ki ambulansa bindirilen bir tutuklunun "hepimizi diri diri yaktılar" feryadı halen kulaklarladır.yine mi inanmadınız?..adli tıp'ın "ölen mahkumların hepsinde darp izleri var.mermiler yakından değil uzak menzilden saplanmış" raporu da var.ayrıca bu raporu açıklayan adli tıp doktoru hakkında açılan soruşturma da var.oho daha neler var..
- (bkz: 19 aralık 2000)
(lupin, 31.07.2006 01:06 ~ 01:07)
- namı diğer şefkat operasyonu.
bülent ecevit'in başbakanlığı sırasında vuku bulmuş, 32 kişinin yakılarak ya da ateşli silahlarla öldürüldüğü pek şefkatli bir operasyondur.
medyanın doğruları yazmamakta inat ettiği utanç abidelerinden biridir.
- milliyette gazetecilik yapan gökçer tahincioğlu nun haberi;
“ölüm oruçlarını bitirmek için yapılan hayata dönüş operasyonu’nda bayrampaşa cezaevi’nde 12 mahkûm hayatını kaybetmişti. günlerce tartışılan operasyondan sonra düzenlenen tutanakta ölümlerin, mahkûmların silahlı direnişinden kaynaklandığı, bazı mahkûmların arkadaşları tarafından vurulduğu iddia edilmişti.
“ancak bilirkişi ve otopsi raporları bu tutanakları yalanladı. rapora göre, mahkûmların silahlı bir direnişi olmadı. ölümlerin çoğu, aşırı şekilde atılan gaz bombalarının neden olduğu yanıklardan, 100 metre uzaktan ateş edilen silahlardan ve bıçakla yaralanmalardan kaynaklandı.”
gökçer tahincioğlu haberini bayrampaşa cezaevinde yapılan dört kişilik heyet raporuna dayanarak belgelerle veriyor.
ve adli tıp uzmanlarının raporu:
''koğuşlardan ateş edilmemiş. öldürücü dozun çok üzerinde gaz bombası kullanılmış… 12 kişinin öldüğü bayrampaşa cezaevi’ne ilişkin resmî rapor: ‘c-1 koğuşunda (altı kadının yandığı) patlayanlar hariç 45 patlamamış bomba vardı. bu koğuşta 35 gram bomba maddesi bulundu. oysa üstlerinde, insan veya yanıcı madde olan yere atmayın, uyarısı var… silah atışları idari kısımdan, çatılardan ve mazgallardan yapılmış. iki av tüfeği fişeği bulundu, mahkûmlara ait av tüfeğine rastlanmadı.''
ne de güzel yakmışlar kendilerini değil mi?
- aleni bir şekilde güvenlik güçlerince içeride bulunan mahkumların öldürüldüğü operasyondur. adli tıp raporları da bu konuda sabittir. mahkumların hangi suçla orada yattıkları veya ne yapmakta oldukları bu gerçeği değiştirmemektedir. ayrıca baskıyla ölüm orucu tutturması nasıl olmaktadır merak etmekteyim. hani baskıyla bir insanı bir şeye zorlarsın ama ölümden öte bir tehdit olmadığına göre ölüm orucuna neyle zorlarsın? ölüm orucu bir protesto şeklidir ve buna başlayanlar "f tipi cezaevlerini" yani "tecrit işkencesini" protesto etmek için kendi bilinçleri ile hareket etmişlerdir. ayrıca çok korkunç ve yanlış bir yöntem olduğunu kabul etmekle birlikte kendini yakma eylemi de bu protesto çeşitlerinden biri olmuştur. onları canları pahasına protestoya zorlayan neydi biraz düşünmek gerekir.
ayrıca senim benim giremeyeceğim besbelli net olan, operasyon sonrası koğuşlara "sıradan" birileri nasıl girmektedir bu da merak edilmektedir.
(bkz: geçeceksin o işleri)(gelecegim, 30.09.2006 23:12 ~ 16.05.2007 21:46)
- efendim bu öyle bir operasyon olmuştur ki bir kaç hafta sonra yapıldığı bir cezaevini "moral gezisi" için ziyaret eden öğrenciler adli tıp raporlarından bile daha sağlam bilgiler edinebilmişlerdir. bu "moral gezisi"nin içeriği bilinmemekte ama "moralin" evlatlarını görmek için cezaevlerinin kapısında sabahlayan ve çocuklarını yaşayıp yaşamadığını öğrenmek dışında amaçları olmayan analardan bile esirgendiği bilinmektedir.
- bu kanlı operasyon hakkında medyanın yalan haber yarışını ayrıntısıyla ele alan bir dizi yazı buldum. linkleri de buradadır:
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/... (bu yazıya dair benim de eklemek istediğim iki husus var. neyse ki bugüne kadar böylesi kanlı bir operasyonda taraf olmadım. ama polis veya jandarma müdahalesi ile toplu göz altına alınma olaylarını onlarca kez gördüm. bu göz altına alma olaylarında, asker veya polislerin amiri/subayı, sadece "al bunu, al bunu" derler. bu nasıl bir askerdir ki, örgütlerin siyasi kanat ve askeri kanat sorumlularını gördüğünde tanıyabiliyor.
bir ikinci husus da şudur ki, yazının yayınlandığı 21 aralık tarihinde içeriden dışarıya kati suretle ateş edilmediği savcılık tutanaklarınca da kanıtlanmıştı. oysa bu güzide gazetelerimiz, içeriden dışarıya ateş edildiği doğrultusunda "beyanda bulunan" askerin anlattıklarını, nedir ne değildir sorgulamadan olduğu gibi sayfalarına taşıyorlar.)
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...(chaghdash, 25.04.2007 15:18 ~ 26.04.2007 20:56)
- (bkz: dezenformasyon)
- (bkz: geleceğe dönüş operasyonu)
- ümraniye hapisanesi'nde yapılan operasyon için açılan davada bir yüzbaşının itirafta bulunduğu operasyondur. bu itirafa göre ölen er, tutsaklar tarafından değil de kendi birliklerinin açtığı ateş sonucu yanlışlıkla vurulmuştur. oysa biz nasıl biliyoruz? bize nasıl anlatıldı? teröristler hapisaneye silah soktu, askerlerle çatıştı.
daha durun. daha ne yalanları çıkacak medyanın, devletin, katillerin. hiç acele etmeyin. zaman her şeyin ilacı.
- kelimelerle oynayarak, doğru tamlamaları seçerek aklanma çabasının altı çizilesi örneklerinden birisidir bu. çokça kullanılır aslında, yığınların bilinçaltına saldırıdır bir nevi; sağa sola 'demokrasi' götürülür, 'barış' ihraç edilir, ekonomik krizler parasal 'yardım'larla derinleştirilir, insani olmayan her şey insancıl kelimelerin ardına gizlenir.
öyle bir hayata döndürülürsün ki sözgelimi, otuziki insan ölür. kelimelerin altından kalkamaman sağlanır, aklını tutarlar, aklın tutulur..
- ertesi gün gazeteler "kıbrıs işgal harekatı'ndan sonraki en büyük askeri harekat" olduğunu yazmışlardır.
(rutin, 22.08.2007 15:14)
- zaman her şeyin ilacı sözünü doğrulayan operasyon.
tempo: operasyon görüntülerinin basına yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
zeki bingöl: o görüntüleri kamuoyu yaratmak, birilerini kötü olarak göstermek için kullanmak bana göre yanlıştı. bu, vicdanları sızlatır. şunu da söylemek gerekir, terör örgütünün içeride yaptıkları, dünyanın her yerinde yasalara aykırıdır. bu, daha doğru şekilde halka anlatılabilirdi.
tempo dergisi'nin bayrampaşa cezaevi gerçeği kitabının yazarı, emekli binbaşı zeki bingöl ile yaptığı röportaj. bayrampaşa hapisanesi'nde ve diğer hapisanelerde katliam yapılıyor hayata dönüş operasyonu adı altında. öyle bir yansıtılıyor ki haber medya aracılığıyla halkın bilinci bulanıklaştırılıyor. bunu ben demiyorum. katliama katılan, o tarihte yüzbaşı olan zeki bingöl diyor. vicdanları sızlatır diyor.
zeki bingöl'ün bir başka itirafı: "hatta operasyon sonrası yapılan açıklamalarda, böyle bir baskında normalde 200 kişinin ölebileceği söylenmişti. buna rağmen ateşli silahlarla ölenlerin sayısı sadece 4’tür. geri kalanlar yanarak ölmüştür. dediğim gibi çok profesyonelce davrandık. bir tek konuda tereddüdüm var. bölge komutanlığının emriyle getirilen, adını ve etkisini bilmediğim bir bomba kullanılmıştı. bana göre onun olmaması gerekirdi."
adı ve etkisi bilinmeyen bir bomba tutsakların üzerine atılıyor. ve tutsaklar yanarak ölüyor. devletimiz insanlarını hem de tutsak, savunmasız insanları yakıyor. ama biz nasıl biliyoruz? örgütün liderleri hapisaneye talimat verdi, 'teröristler' kendini yaktı. katlet, yalanına halkı inandır. çok güzel, çok meşru bir şey yaptılar ya bunu yapanlar neden operasyon tutanağını imzalamadılar?
"operasyonun ardından tutulan tespit tutanağında operasyonu koordine eden yüzbaşı zeki bingöl, dört bölük komutanı ve cezaevi savcısının imzaları bulunuyor. üç imza yeriyse boş bırakılmış. bingöl şöyle diyor:
tutanağı imzalamaya korktular
“orada imzası olması gereken kişilerden birisi tabur komutanı, diğer iki kişi de istanbul cunhuriyet başsavcısı ferzan çitici ve bayrampaşa cezaevi savcısıdır. onlar imzalamayınca imza yerleri boş bırakıldı.”
zeki bingöl, neden imzalanmadı sorusunun yanıtını kitabın 173. sayfasında şöyle anlatıyor:
…çok garipti. harekat emrini imzalayan general emri toplatıyor. operasyona katılan birlikler isimlerini savcıdan saklıyordu. hatta başsavcı bile imzalamıyordu. çok garipti. belli ki hepsi dhkp-c’den korkuyorlardı…yani hiç kimse operasyon evraklarında adının geçmesini istemiyordu…"
faşizm nedir? tutsaklara adı ve etkisi bilinmeyen bomba atıp tutsakları yakmak ve medya aracılığıyla olayları çarpıtmak.
- dönemin adalet bakanı hikmet sami türk'ün, ulucanlar katliamını görenlere henüz hiç bir şey görmediklerini ispatladığı türkiye'nin en vahşi ve büyük cezaevi katliamı.
- her şeyin bitirildiği operasyon. türkiye deki devrimci sol o zaman aldığı darbenin etkilerini hala atamadı üstünden. sadece cezaevindeki "militan"lar yakılarak öldürülerek bitirilmedi herşey. okuldaki f tipine hayır imza kampanyasına imza atan herkes hakkında soruşturma açılıyordu yahu, öğrencilerin evleri basılıyor arkadaşlarımız gecenin bir vakti kimseden habersiz gözaltına alınıyor, hapse atılıyorlardı yasadışı örgüte yardım yataklıktan. ülkede f tipi cezaevlerinin açılmasını istememek teröre destek olarak görülüyordu. yüksel caddesinde insan hakları anıtında basın açıklaması yapanlara robocoplar saldırıyor ağız burun dağıtıyorlardı. satırlı bıçaklı faşistler sakarya caddesinde basın açıklaması yapanlara saldırıyor, polis sadece basın açıklaması yapanları kordon altına almakla yetiniyordu mithatpaşa caddesinin orta yerinde. faşistler taşlıyor polis gözaltına alıyordu insanları. yanlışlıkla tosuncuklardan biri gözaltına alınırsa arkadaşları "abi o bizden" diyordu. "o da orospu çocuğu bizim gibi. bırak taşlamaya devam etsin." pardon diyip salıveriyordu polis. lan 70 yaşında oğlu cezaevinde ölüm orucunda çocuğunun canının derdine düşmüş teyzeleri dövdüler lan. hayata dönüş operasyonu sadece 19 aralıkta cezaevlerine yapılan basit bir müdahale değildi. sokakta, okulda, evimizde her yerdeydi faşist devlet ve operasyonu. en cüretkar şekliyle. en zalim suratıyla. başbakan bülent ecevit ti. f tipi cezaevlerine karşı protesto yapanların terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan yargılanacağını söyleyen adalet bakanı hikmet sami türk insan haklarından sorumlu devlet bakanımızdı bir aralar. ironi mi? ben artık türkiye de bunlara ironi demiyorum. basit kaçıyor.
asıl muhalefetin, asıl solun soluğunu kestiler. şimdi de yiye yiye, doya doya, yağlana yağlana bir hal oluyorlar. kusuyorlar üstümüze, bir daha yiyorlar. sesini çıkaran terörist oluyor. günün gelmesi, devranın dönmesi ve kusmuklarında boğulmaları dileğiyle.
- o gün babama "ne oluyor" diye sordum. bu işleri bilirdi. "yapacak bir şey yok" dedi, "devlet cezalarını verir". kendi söylediğini inanmadığı belliydi; o taraftı, benim de taraf olduğumu biliyor ve benim tarafıma geçmemek için kendisini zor tutuyordu. ama ben anlamıştım. hatta, ölüm orucundaki insanlara üzüldüğünü bile düşünmüştüm bir sıralar. büyük ihtimalle, eğer insansa, üzülmüştür. ve sonra o üzüldüğü insanlar bir gecede katledildi. anaları babaları da onların ölümüyle öldü. 90ların ortalarında, ben daha küçükken, cumartesi anneleri vardı. sessiz sessiz gelir, çocuklarının fotograflarıyla beklerlerdi. bu hayata dönüş operasyonu yapıldığı sıralarda, yanılmıyorsam o cumartesi annelerine de kalkanlı coplu polisler ağız burun girmişlerdi. o kadınları bir daha göremedik. 90 yılların toplumsal mücadele dinamiğinin sonu oldu hayata dönüş. "restorasyon" da dendi sonra. gerçekten de, şanzımanı dağıtan sermaye düzeni, asker partisi eliyle şöyle bir çeki düzen verdi kendisine. hayata döndürdü bir bakıma kendisini. ve olan, yine eşitlik ve özgürlük isteyenlere oldu. sadece cezaevindekilere değil. belki, bu hayata dönüşçüleri yargılayacak bir mahkeme kurulur bu ülkede. o zaman kaçacak delik arayacaklar.
- şu şekilde özetlenebilir:
resmi ideoloji-derin devlet-kuyrukçu medyaya göre hayata dönüş operasyonu: http://arsiv.sabah.com.tr/...
döğan'ın radikalinden adli tıp raporlarıyla gerçeğe dönüş: http://www.radikal.com.tr/...
güvenlik güçleri yaşam hakkını ihlalden ceza alır: http://www.barobirlik.org.tr/...
ölen askerleri de devlet öldürmüş - itiraf 1 : http://www.radikal.com.tr/...
ilk kurşun devletten - itiraf 2 : http://www.radikal.com.tr/...
velhasıl bundan yedi yıl kadar önce olan bu olay toplumumuzun hafızasından silinip atılmıştır.devletin açık zorbalığı hem de 2000 yılında sadece 7 yıl önceki olay ispatlanmasına rağmen unutturulmuştur.
elit laikler ve pislik liberaller çok büyük türban kavgalarına devam edereken ve de sosyal güvenlik yasalarıyla emekçinin boğazına çökmekte ittifak ederken biz zamanımızı bekleyeceğiz.ne demişler, keser döner sap döner gün gelir hesap döner...
- dün zamanaşımı dolayısıyla davası düşmüş, yaklaşık 1600 sanık hakkında bir karar verilemeden dosyalar mühürlenmiş. kaç yıl sonra peki? 7.
yaklaşık 2555 günde bir insan neyi beceremez? yedi yılda 11 hakimin değiştiği bir dava. misal hrant dink'in 301 davası neden nihayetine erivermiştir? bilen var mı? davacıların avukatlarından ömer kavili “bugüne kadar yargılamada henüz sanık sayısı bile tam belli değil. 16 sanığın ifadesi halen alınmadı. hangi sanığın ne suç işlediği belli değil.” demiş. adaletin pek anlamadığımız işleyiş şekillerinden biri.
üzücü çok.
aklımızda çoğumuzun şöyle detaylar kalmış olabilir: hapisaneyi ele geçirmiş bir grup terörist ve birşeyleri hayata döndürmek için müdahale eden kolluk güçleri.
öyleyse:
http://www.radikal.com.tr/...
http://www.radikal.com.tr/...
http://www.radikal.com.tr/...(altlejant, 24.06.2008 19:07 ~ 26.06.2008 00:33)
- (bkz: 19 aralık)
(bkz: nuri akalın)
" türkiye cezaevleri tarihi, baskı ve işkencenin olduğu kadar direniş ve boyun eğmemenin de tarihidir. 20 cezaevinde grişilen 19 aralık 2000 saldırıs ise kanlı bir operasyondur. bir dönüm noktasıdır, türkiye'de bir dönemin kapanışıdır.
soluk soluğa yaşananları, savaşları ve yenilgileri hep başkaları anlatmaya kalktı: bir kurşun vızıltısında kısacık hayatları gözlerinin önünden geçmemiş, gazdan bilincini yitirme aşamasındayken yanındakine ıslak havlusunu uzatmamış, eli koptuğunda bile moral aşılamaya çalışmamış, yarın için ölümüne direnilmesi gerektiğini de düşünmemişlerdi hiç...
19 aralık romanı, direnişin sımsıcak yaşandığı anlarda yazıldı, 'unutmak bağışlamaktır!' diyen belleğe, sonrasında geleceğimize taşınacak ak kağıtlara… "(atxaga, 08.09.2008 02:22 ~ 02:23)
- insanlara bir kere daha devlet yalakası medya kuruluşlarına güvenmemesi gerektiğini öğreten yürek parçalayıcı operasyon değil katliam.
pişkin pişkin çıkıp "örgüt karar almış kendilerini yaktılar" demeçleri ile kenan evren'in "hapishanelerde işkence yok" palavralarını hatırlatan, ülkesine sevdalı, insanlığa sevdalı canların yakıldığı bir vahşet. dhkp-c halkçıdır değildir, başındaki adamlar para yiyor yemiyor hepsini geçelim, orada yakılan insanlar kendi çıkarları için mi bu zahmetli yola girdiler? kendi ceplerini doldurmak için mi hayatlarından vazgeçtiler?
sorulacak daha çok soru mevcut. bu katliam hem akıllarda çok soru bıraktı hem de çoğu sorunun yanıtı oldu. anlamak isteyene.
|