bir kaç sene evvel türkiye genelinde hapisanelerdeki ölüm orucu eylemlerine son vermek isteyen devletin gerçekleştirdiği göz yaşartan,adeta yürekleri parça parça eden operasyonudur..onca siyasi tutuklu öldürülmüştür.kolları parmaklıklara bağlı olarak yanan tutuklu için "kendi kendilerini yaktılar" denmiştir.oysa ki ambulansa bindirilen bir tutuklunun "hepimizi diri diri yaktılar" feryadı halen kulaklarladır.yine mi inanmadınız?..adli tıp'ın "ölen mahkumların hepsinde darp izleri var.mermiler yakından değil uzak menzilden saplanmış" raporu da var.ayrıca bu raporu açıklayan adli tıp doktoru hakkında açılan soruşturma da var.oho daha neler var..
(lupin, 31.07.2006 01:06 ~ 01:07)
namı diğer
şefkat operasyonu.
bülent ecevit'in başbakanlığı sırasında vuku bulmuş, 32 kişinin yakılarak ya da ateşli silahlarla öldürüldüğü pek şefkatli bir operasyondur.
medyanın doğruları yazmamakta inat ettiği utanç abidelerinden biridir.
milliyette gazetecilik yapan gökçer tahincioğlu nun haberi;
“ölüm oruçlarını bitirmek için yapılan hayata dönüş operasyonu’nda bayrampaşa cezaevi’nde 12 mahkûm hayatını kaybetmişti. günlerce tartışılan operasyondan sonra düzenlenen tutanakta ölümlerin, mahkûmların silahlı direnişinden kaynaklandığı, bazı mahkûmların arkadaşları tarafından vurulduğu iddia edilmişti.
“ancak bilirkişi ve otopsi raporları bu tutanakları yalanladı. rapora göre, mahkûmların silahlı bir direnişi olmadı. ölümlerin çoğu, aşırı şekilde atılan gaz bombalarının neden olduğu yanıklardan, 100 metre uzaktan ateş edilen silahlardan ve bıçakla yaralanmalardan kaynaklandı.”
gökçer tahincioğlu haberini bayrampaşa cezaevinde yapılan dört kişilik heyet raporuna dayanarak belgelerle veriyor.
ve adli tıp uzmanlarının raporu:
''koğuşlardan ateş edilmemiş. öldürücü dozun çok üzerinde gaz bombası kullanılmış… 12 kişinin öldüğü bayrampaşa cezaevi’ne ilişkin resmî rapor: ‘c-1 koğuşunda (altı kadının yandığı) patlayanlar hariç 45 patlamamış bomba vardı. bu koğuşta 35 gram bomba maddesi bulundu. oysa üstlerinde, insan veya yanıcı madde olan yere atmayın, uyarısı var… silah atışları idari kısımdan, çatılardan ve mazgallardan yapılmış. iki av tüfeği fişeği bulundu, mahkûmlara ait av tüfeğine rastlanmadı.''
ne de güzel yakmışlar kendilerini değil mi?
aleni bir şekilde güvenlik güçlerince içeride bulunan mahkumların öldürüldüğü operasyondur. adli tıp raporları da bu konuda sabittir. mahkumların hangi suçla orada yattıkları veya ne yapmakta oldukları bu gerçeği değiştirmemektedir. ayrıca baskıyla ölüm orucu tutturması nasıl olmaktadır merak etmekteyim. hani baskıyla bir insanı bir şeye zorlarsın ama ölümden öte bir tehdit olmadığına göre ölüm orucuna neyle zorlarsın? ölüm orucu bir protesto şeklidir ve buna başlayanlar "f tipi cezaevlerini" yani "tecrit işkencesini" protesto etmek için kendi bilinçleri ile hareket etmişlerdir. ayrıca çok korkunç ve yanlış bir yöntem olduğunu kabul etmekle birlikte kendini yakma eylemi de bu protesto çeşitlerinden biri olmuştur. onları canları pahasına protestoya zorlayan neydi biraz düşünmek gerekir.
ayrıca senim benim giremeyeceğim besbelli net olan, operasyon sonrası koğuşlara "sıradan" birileri nasıl girmektedir bu da merak edilmektedir.
(bkz:
geçeceksin o işleri)
(gelecegim, 30.09.2006 23:12 ~ 16.05.2007 21:46)
efendim bu öyle bir operasyon olmuştur ki bir kaç hafta sonra yapıldığı bir cezaevini "moral gezisi" için ziyaret eden öğrenciler adli tıp raporlarından bile daha sağlam bilgiler edinebilmişlerdir. bu "moral gezisi"nin içeriği bilinmemekte ama "moralin" evlatlarını görmek için cezaevlerinin kapısında sabahlayan ve çocuklarını yaşayıp yaşamadığını öğrenmek dışında amaçları olmayan analardan bile esirgendiği bilinmektedir.
bu kanlı operasyon hakkında medyanın yalan haber yarışını ayrıntısıyla ele alan bir dizi yazı buldum. linkleri de buradadır:
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/... (bu yazıya dair benim de eklemek istediğim iki husus var. neyse ki bugüne kadar böylesi kanlı bir operasyonda taraf olmadım. ama polis veya jandarma müdahalesi ile toplu göz altına alınma olaylarını onlarca kez gördüm. bu göz altına alma olaylarında, asker veya polislerin amiri/subayı, sadece "al bunu, al bunu" derler. bu nasıl bir askerdir ki, örgütlerin siyasi kanat ve askeri kanat sorumlularını gördüğünde tanıyabiliyor.
bir ikinci husus da şudur ki, yazının yayınlandığı 21 aralık tarihinde içeriden dışarıya kati suretle ateş edilmediği savcılık tutanaklarınca da kanıtlanmıştı. oysa bu güzide gazetelerimiz, içeriden dışarıya ateş edildiği doğrultusunda "beyanda bulunan" askerin anlattıklarını, nedir ne değildir sorgulamadan olduğu gibi sayfalarına taşıyorlar.)
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...
http://www.medyakronik.com/...(chaghdash, 25.04.2007 15:18 ~ 26.04.2007 20:56)
ümraniye hapisanesi'nde yapılan operasyon için açılan davada bir yüzbaşının itirafta bulunduğu operasyondur. bu itirafa göre ölen er, tutsaklar tarafından değil de kendi birliklerinin açtığı ateş sonucu yanlışlıkla vurulmuştur. oysa biz nasıl biliyoruz? bize nasıl anlatıldı? teröristler hapisaneye silah soktu, askerlerle çatıştı.
daha durun. daha ne yalanları çıkacak medyanın, devletin, katillerin. hiç acele etmeyin. zaman her şeyin ilacı.
ertesi gün gazeteler "kıbrıs işgal harekatı'ndan sonraki en büyük askeri harekat" olduğunu yazmışlardır.
(rutin, 22.08.2007 15:14)
zaman her şeyin ilacı sözünü doğrulayan operasyon.
tempo: operasyon görüntülerinin basına yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
zeki bingöl: o görüntüleri kamuoyu yaratmak, birilerini kötü olarak göstermek için kullanmak bana göre yanlıştı. bu, vicdanları sızlatır. şunu da söylemek gerekir, terör örgütünün içeride yaptıkları, dünyanın her yerinde yasalara aykırıdır. bu, daha doğru şekilde halka anlatılabilirdi.
tempo dergisi'nin bayrampaşa cezaevi gerçeği kitabının yazarı, emekli binbaşı zeki bingöl ile yaptığı röportaj. bayrampaşa hapisanesi'nde ve diğer hapisanelerde katliam yapılıyor hayata dönüş operasyonu adı altında. öyle bir yansıtılıyor ki haber medya aracılığıyla halkın bilinci bulanıklaştırılıyor. bunu ben demiyorum. katliama katılan, o tarihte yüzbaşı olan zeki bingöl diyor. vicdanları sızlatır diyor.
zeki bingöl'ün bir başka itirafı: "hatta operasyon sonrası yapılan açıklamalarda, böyle bir baskında normalde 200 kişinin ölebileceği söylenmişti. buna rağmen ateşli silahlarla ölenlerin sayısı sadece 4’tür. geri kalanlar yanarak ölmüştür. dediğim gibi çok profesyonelce davrandık. bir tek konuda tereddüdüm var. bölge komutanlığının emriyle getirilen, adını ve etkisini bilmediğim bir bomba kullanılmıştı. bana göre onun olmaması gerekirdi."
adı ve etkisi bilinmeyen bir bomba tutsakların üzerine atılıyor. ve tutsaklar yanarak ölüyor. devletimiz insanlarını hem de tutsak, savunmasız insanları yakıyor. ama biz nasıl biliyoruz? örgütün liderleri hapisaneye talimat verdi, 'teröristler' kendini yaktı. katlet, yalanına halkı inandır. çok güzel, çok meşru bir şey yaptılar ya bunu yapanlar neden operasyon tutanağını imzalamadılar?
"operasyonun ardından tutulan tespit tutanağında operasyonu koordine eden yüzbaşı zeki bingöl, dört bölük komutanı ve cezaevi savcısının imzaları bulunuyor. üç imza yeriyse boş bırakılmış. bingöl şöyle diyor:
tutanağı imzalamaya korktular
“orada imzası olması gereken kişilerden birisi tabur komutanı, diğer iki kişi de istanbul cunhuriyet başsavcısı ferzan çitici ve bayrampaşa cezaevi savcısıdır. onlar imzalamayınca imza yerleri boş bırakıldı.”
zeki bingöl, neden imzalanmadı sorusunun yanıtını kitabın 173. sayfasında şöyle anlatıyor:
…çok garipti. harekat emrini imzalayan general emri toplatıyor. operasyona katılan birlikler isimlerini savcıdan saklıyordu. hatta başsavcı bile imzalamıyordu. çok garipti. belli ki hepsi dhkp-c’den korkuyorlardı…yani hiç kimse operasyon evraklarında adının geçmesini istemiyordu…"
faşizm nedir? tutsaklara adı ve etkisi bilinmeyen bomba atıp tutsakları yakmak ve medya aracılığıyla olayları çarpıtmak.
dönemin adalet bakanı hikmet sami türk'ün, ulucanlar katliamını görenlere henüz hiç bir şey görmediklerini ispatladığı türkiye'nin en vahşi ve büyük cezaevi katliamı.
şu şekilde özetlenebilir:
resmi ideoloji-derin devlet-kuyrukçu medyaya göre hayata dönüş operasyonu:
http://arsiv.sabah.com.tr/...
döğan'ın radikalinden adli tıp raporlarıyla gerçeğe dönüş:
http://www.radikal.com.tr/...
güvenlik güçleri
yaşam hakkını ihlalden ceza alır:
http://www.barobirlik.org.tr/...
ölen askerleri de devlet öldürmüş - itiraf 1 :
http://www.radikal.com.tr/...
ilk kurşun devletten - itiraf 2 :
http://www.radikal.com.tr/...
velhasıl bundan yedi yıl kadar önce olan bu olay toplumumuzun hafızasından silinip atılmıştır.devletin açık zorbalığı hem de 2000 yılında sadece 7 yıl önceki olay ispatlanmasına rağmen unutturulmuştur.
elit laikler ve pislik liberaller çok büyük türban kavgalarına devam edereken ve de sosyal güvenlik yasalarıyla emekçinin boğazına çökmekte ittifak ederken biz zamanımızı bekleyeceğiz.ne demişler, keser döner sap döner gün gelir hesap döner...
dün zamanaşımı dolayısıyla davası düşmüş, yaklaşık 1600 sanık hakkında bir karar verilemeden dosyalar mühürlenmiş. kaç yıl sonra peki? 7.
yaklaşık 2555 günde bir insan neyi beceremez? yedi yılda 11 hakimin değiştiği bir dava. misal hrant dink'in 301 davası neden nihayetine erivermiştir? bilen var mı? davacıların avukatlarından ömer kavili “bugüne kadar yargılamada henüz sanık sayısı bile tam belli değil. 16 sanığın ifadesi halen alınmadı. hangi sanığın ne suç işlediği belli değil.” demiş. adaletin pek anlamadığımız işleyiş şekillerinden biri.
üzücü çok.
aklımızda çoğumuzun şöyle detaylar kalmış olabilir: hapisaneyi ele geçirmiş bir grup terörist ve birşeyleri hayata döndürmek için müdahale eden kolluk güçleri.
öyleyse:
http://www.radikal.com.tr/...
http://www.radikal.com.tr/...
http://www.radikal.com.tr/...(altlejant, 24.06.2008 19:07 ~ 26.06.2008 00:33)
insanlara bir kere daha devlet yalakası medya kuruluşlarına güvenmemesi gerektiğini öğreten yürek parçalayıcı operasyon değil katliam.
pişkin pişkin çıkıp "örgüt karar almış kendilerini yaktılar" demeçleri ile
kenan evren'in "hapishanelerde işkence yok" palavralarını hatırlatan, ülkesine sevdalı, insanlığa sevdalı canların yakıldığı bir vahşet.
dhkp-c halkçıdır değildir, başındaki adamlar para yiyor yemiyor hepsini geçelim, orada yakılan insanlar kendi çıkarları için mi bu zahmetli yola girdiler? kendi ceplerini doldurmak için mi hayatlarından vazgeçtiler?
sorulacak daha çok soru mevcut. bu katliam hem akıllarda çok soru bıraktı hem de çoğu sorunun yanıtı oldu. anlamak isteyene.
bundan 8 sene önce,
bülent ecevitin başbakanlığı döneminde (sevenlerinin kulakları çınlasın) gerçekleştirilmiş aleni bir katliamdır. unutulmaması, unutturulmaması gereken sayısız olaydan biridir.
12. ayın 19. gününden nefret etme sebebim...
hatta sabah 05.30 undan da, hatta 21 inden de hatta 22 sinden de... hatta.. hatta...
canım yanıyor bugün gene, hem de çok...
(bkz:
19 aralık)
(bkz:
sonbahar)
yanık et kokusunun havaya karıştığı, yanmışlığı ve bitmişliği koklamak zorunda kaldığımız günde gerçekleşen operasyon, o gün bu gündür sekiz yıldır acıyan bir yara
f tipi. adına inat hayatına dönemeyenler, hayatlarına kaldıkları yerden devam edemeyenler.
19 aralik 2000 tarihinde cezaevlerindeki mahkumlari f tipi hapishanelere nakletmek icin yapilmis operasyon.
30 mahkum 2 asker ölmüştür..daha sonralari bu cezaevi tipini protesto emek icin ölüm orucuna yatanlardan bugüne kadar 122 kisi ölmüstür.
buyrun hayata döndürün bu insanları..bu hapishaneleri uygulamanın getirdiği bedeni maliyetler.154 kişi. bunu paraya dönüştürebilir misiniz?
peki ya yarattığı psikolojik etkileri..insani asosyalleştiren,hayattan tecrit eden bir hapishanenin mantığı nedir? amaç rehabilite etmekse mahkumları niye asosyalleştiresin mantığı nedir bunun???
amacı, büyük çoğunluğu baskıyla ve kendi iradesi dışında ölüm orucuna başlayan mahkûmları kurtarmaktır. başarıyla sonuçlanmıştır.
ölüm orucundaki mahkumları diri diri yakarak kurtaran operasyondur. eğer başarıyla sonuçlanmaktan kastınız yapılış amacını yerine getirmekse bir balyoz harekatı kadar, bir sivas katliamı kadar başarılıdır.
yok mahkumların kurtarılması ise başarıdan kastınız, ya ölümün kurtuluş olduğuna inanıyorsunuz ya da kronik devlet terörü destekleyiciliğinden muzdaripsiniz.
2000 yılının aralık ayında, dönemin dsp-mhp-anap koalisyonunun adalet bakanı hikmet sami türk'ün talimatiyla gerçekleştirilmiş cezaevi operasyonudur. tüm yönleriyle, objektif olarak ele alınması gerekenlerdendir. neden/amaç olarak doğru ve gerekli, uygulama/yöntem olarak fevkalâde yanlış kurgulanmış bir operasyondur.
hayata dönüş operasyonu, hayatını feci şekilde kaybeden insanların varlığı nedeniyle sadece "insan hayatı-hukuk devleti-insan hakları" zemininde, dolayısıyla tek yönlü olarak tartışıldı. belirtmek gerekir, hayata dönüş operasyonun "nedenleri" ve "uygulama-sonuçları" sözkonusuydu. bu iki ayrım üzerinden giderek, bu operasyonu objektif olarak okumaya çalışabiliriz.
operasyonun "neden"i, koğuş sisteminin egemen olduğu cezaevlerinin artık devlet hakimiyetinden tamamen çıkarak örgüt evleri haline gelmesiydi. cezaevlerinde örgütler silahlı eğitim veriyor, barındırdıkları teknolojik donanımla dışarısıyla rahatlıkla iletişim kurabiliyor, cezaevi yönetimini istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardı. öyle ki, cezaevine adi suçtan giren bir kimse, cezaevinden örgüt üyesi olarak çıkabiliyordu. dolayısıyla, özellikle yasadışı sol ve sağ örgütlerin kaldıkları koğuşlarda, devlet egemenliğinden ve yürürlükteki kanunların geçerliliğinden bahsetmek mümkün değildi; bir tür özerk alan oluşmuştu.
hayat dönüş operasyonu ile amaçlanan, yani yukarıda bahsettiğimiz "neden", yasadışı örgütlere sınırsız hareket alanı sağlayan koğuş sistemini sona erdirip cezaevi yapısını düzene sokacak hücre sistemini (f tipi olarak ifade edilir..) hayata geçirmekti. mahkumlar, cezaevlerinden f tipi cezaevlerine nakledilecek, hazırlığı aylarca süren f tipi cezaevlerinde cezalarını tamamlayacaklardı.
fakat bunu sağlamak kolay olmayacaktı. mahkumların, adeta bir robot gibi örgüt emirlerine kayıtsız şartısz itaat ettiklerini düşünürsek, hükümetin tüm müzakere ve diyalog çağrıları yanıtsız kalacaktı. nitekim dönemin adalet bakanı hikmet sami türk, operasyon saatine kadar mahkumları, cezaevini barışçıl yollardan tahliye etmeleri konusunda ikna etmeye çalışmış, fakat örgüt liderlerinin baskısı sonucu mahkumlar direnecekleri mesajlarını vermişti.
bundan sonraki aşama, operasyonunun uygulama ve sonuç aşamasıdır ki, bu ayrı bir başlığın konusudur.
operasyonun gerçekleştirilmesi sırasında, silahların ve tehlikeli gazların şuursuzca ve gelişigüzel kullanılması, operasyona katılan askerlerin ve diğer güvenlik güçlerinin orantısız ve ağır müdahaleleri, kabul edilmesi mümkün olmayan ve derhal en ağır şekilde cezalandırılması gereken eylemlerdi; ne hukukta ne de vicdanlarda yeri olmayan işlerdi.
hayata dönüş operasyonu ile, türkiye'de yıllardır devam eden ve devleti cezaevlerinde seyirci konumuna indirgeyen koğuş sistemi büyük ölçüde terk edilerek cezaevleri kurtarılmış, hücre tipi cezaevleri ile mahkumların üzerindeki örgüt baskısı ve ağırlığı ortadan kaldırılmıştır. eklemek gerekir, hücre sisteminin de reforme edilmesi gereken pek çok yanı bulunmaktadır ve bu konu elbette tartışılmalıdır.
neden ile uygulamayı birbirinden ayırarak bakıldığında, hiçbir noktayı inkâr etmeksizin makul sonuçlar üzerinden yürümenin mümkün olduğunu görebiliyoruz.
baskı altındaki devrimcilerin kendi iradesi dışı ölüme zorlanmasını engellemek için yapılan operasyon(muş.) hani bilmesek, bu ülkede neler dönüyor anlamasak, yiyeceğiz öylece. hadi devrimi, sosyalizmi geçtim, bir insan kendi iradesi dışında nasıl ölüme yatabilir ? yani örgüt kadroları ona gelip " ölüm orucu yapmazsan seni öldürürüz " gibi bir tehdit mi savuruyor ? ulan ne saçma bir tehdit bu ? öyle de öleceksin, böyle de.. bu işin biraz sulandırılmış hali. hani bu operasyonu haklı çıkartmaya çalışanların kafalarına çelişkiler bırakmak adına.
ölüm orucu direnişi her devrimcinin, sosyalistin harcı değildir. eğer ki bir yiğit bu uğurda can vermeye baş koyuyorsa, onu ancak böyle dış müdaheleler sonucu yıldırmaya çalışabilirsin, o da nafile tabi ki. ölüm orucunda ölemedikleri için devletin gazıyla, topuyla, silahıyla ölüme yollanan direnişçiler, kendilerinden sonra coşkuyla anlatılacak bir iz bırakmışlardır geleceğe. çünkü organize bir şekilde oligarşinin her türlü baskısına göğüs gerebilmek, hele ki 21. yüzyılın hemen başında emperyalizmin yeni dünya ülkelerini tümüyle sömürdüğü bir ortamda, gerçekten çok zor, çok. fakat bunu layıkı ile yerine getirdiler, hayata dönüş operasyonunda hayata tomurcuk gibi saçılan o yiğitler. öyle bir saçıldılar ki, bu cinayeti işleyenlerin ömrü hayatında unutamayacağı pişmanlıklar bırakarak.
devletin hayat algısının göstergesidir.