yattığı yerden para kazanan dişi insan
hayatın onları bu mesleği yapmaya zorladığı düşünüldüğünde ironik bir hal alan ifade.
dünyanın en eski mesleğini icra eden, uygunsuz davranışta bulunan kadınlara denir. çok ayıp.
sosyalist bir
konjonktürden bakıldığında; beden emekçisi..!
nedense "hayatı bir ömür beraber geçirmek isteyeceğiniz kadın" anlamında kullanılmaz ülkemizde.
olsa bi dert olmasa bi dert durumudur. ülkemizde yaygın olmasına rağmen abazalık had safhadayken olmasa yada az olsaydı ne olurdu bilmiyorum.
bedenini hayata adamış, ama ruhunu içine hapsetmiş kadındır. o kadar maddeye dayanmıştır ki her şey, ruhunun farkında değildir artık. bir dokunsan belki bin ah işitirsin. aynalarını kırmıştır.
bunların arasında sevgililerine(!) işlek caddelerde bar açan, yanından geçerken pek çoklarının çaktırmadan kadranına bakacağı arabalar alan, on aileyi bir ay besleyecek parayı on dakikada bağışlayanları vardır. hayat kadını gördüğümde pek acıma duygusu hissetmem, hep aklımdan "iyi para kazanacağı bana göre süt kendine göre çikolata bir meslek seçmiş, acımanın veya kıskanmanın anlamı yok, koyun, bacak, filan fıstık" diye geçiririm.
lakin yine de aklıma
sonya semyonova gelir, ona da ağlarım. ağlarım ama sonya semyonova gibi ahlaklı diyanet işleri başkanı görmedim ki ben şu zamanda, elin orospusuna niye acıyayım?
sunay akın'ın, "hayatı seviyoruz, kadınları seviyoruz; ama hayat kadınlarını nedense sevmiyoruz" dediği kadınlar.
(aytok, 05.06.2007 20:17)
sürekli zengin erkek peşinde koşup sevmediği halde ve sevilmediğini bilerek sadece maddi olanaklarından faydalanmak yada evlenip kapağı atabilmek için bedenini peşkeş çeken ve bunu;istediklerini elde edene kadar bir çok kişiyle yaşayan kadınlardan bin kat daha onurlu kadınlardır.
(bkz:
biraz uzun bir cümle oldu ama..)
toplumsal ikiyüzlülüğümüzün alamet-i farikaları, et pazarının metalaşmış nesneleri.
namus sahibi/ar sahibi/din-iman sahibi olduğunu söyleyen ve ağzılarından bu kelimeleri çoğu kez ahlak kaygısı ifadeleri ile birlikte düşürmeyen, kız kardeşine/eşine şöyle göz ucuyla bakılacak olsa yeri yerinden oynatacak "yiğit" ve gürbüz delikanlılarca/ve amcalarca kısa bir süreliğine kiralanan ve sonrasında "tüketilen" zevk nesneleri.
hepimiz gibi, birer anne ve babaya sahip olan insan topluluğu.
(büyük çoğunluğuyla) sefalet ve ağır yoksulluk çeken ailelerden gelen "kız" çocukları.
kitlesel vicdansızlığmızı onları her görüşümüzde yüzümüze vuran modern köleler.
bir de, insan.
(bkz:
orospu)
edit: yalansa söyleyin...
(rasputin, 23.08.2007 02:49 ~ 13.09.2007 22:10)
erkek kokan kadınlardır. bir kısmının bu işi zevk için yaptığı söylenir...
ssk çerçevesinde yaptıkları işin hizmet sözleşmesi olup olmadığı tartışmasına girmeksizin sigortalı kabul edilen kimselerdir. bu kapsama alınanlar sadece 'genelev'lerde çalışan ve '' başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlar'' olarak tanımlanmış 'tescil' edilmiş kadınlardır. bildiğin seks işçisi, evet. bunları çalıştıranlar da doğal olarak, 'işveren' sayılmaktadır.
lakin anayasasında 'sosyal devlet' sıfatını taşıyan bir devletin görevi, fuhuşu meşrulaştırmaktan ziyade buralarda çalışanlara onurlarıyla hayatlarını sürdürebilecekleri istihdam imkanları sağlamaktır. böyle bir girişim onları sigortalamaktan daha akilane ve çözüme ulaştırıcıdır, kanımca.
(muglak, 13.09.2007 20:39 ~ 20:41)
devletin,toplumun,insanın ayıbıdır.bunların zenginlerine hanımefendi denir.yoksulları aşağılanır,dışlanır,küçümsenir ve ayıplanır.oysa kendine sosyete diyen pek çoğundan kat kat insandırlar. yaşam koşulları nedeni ile etlerini satmaktadırlar.devlet ve toplum olarak üstümüze düşen tüm görevleri yerine getirebilseydik içlerinden doktorlar,öğretmenler,avukatlar,hemşireler kısaca toplumun yüz akı olan kadınlar çıkacaktı .oysa akla zarar bir yaşama tutsak olmuş,tutsak edilmiş.paryalar olmuşlardır.dünyanın en güç mesleklerinden birini yapar hale gelmişler,getirilmişlerdir.etlerini,terlerini,yüreklerini en kötüsüde ruhlarını kiralayarak her gün biraz daha ölüyorlardır kanımca.toplumun bir kişisi olarak kurtulmaları için hiç mücadele vermediğimiz için özür dilememiz gereken beden emekçileridir.devletin ve toplumdaki her bireyin en kısa sürede bu toplumsal yaraya çare bulması en büyük dileğimdir.hiç bir kadın öylesi bir yaşama tutsak edilmemelidir.bu kadınların yaşamının anlatıldığı ve içe dokunan en güzel kitap kemal tahir'in karılar koğuşu romanıdır.
cinsel temasla bulaşan hastalıklarla ilgili bilimsel makalelerde genellikle 'seks işçisi' diye bahsedilen kadınlar.
hayat dediğimiz, cüzdan aralarımıza sıkışmış,
canım yanmakta!
hayat dediğimiz, delik içlerine kaçmış,
içim kıyılmakta!
hayat dediğimiz, becerebildiklerimizle birmiş,
aklım uçmakta!
hayat dediğimiz, itip kakmalarla savrulmuş,
damarlarım çekilmekte!
bir fahişeyi tanımlarken ne kadar yaratıcı olduğumuzu görebiliyoruz değil mi?
görüyoruz elbet, kör değiliz ya...
hayat kadını
hayatın badire yığını bir yol olduğundan mı dem vursak şimdi?
bir fahişenin ne çok acı çektiğinden, hayatın acılarla dolu olduğundan mı?
yoksa kimselerce hayatım denmeyecek olan, bu kadınları, teselli etme gayemizden mi?
hayatı onda bulan er kişilerden mi dem vursak şimdi?
nerden dem vursak, nereye vursak?..
toplayıp çıkınlarımızı, hayatı zindan ettiklerimize hayat kadınlığı yakıştırmalarımız, kendimizi avutmalarımız değil midir?
yaşamının her karesine, tiksinmelerimizi bulaştırdıklarımızı, sanki hayatın içinde vazgeçilmelerimizmiş gibi tanımlama çabalarımız, savunmalarımız değil midir?
çocuklarına, "piç" muamelesi yapıp, senin annen, hayatın sillesini yemiş yakınlaşmalarımız, kendimizi kandırmalarımız değil midir?
nasıl tanımlarsak tanımlayalım,
görünce becermek istediklerimiz onlar.
nasıl tanımlarsak tanımlayalım,
paramız kadarlar.
nasıl tanımlarsak tanımlayalım,
aklımızı alır memeleri.
nasıl tanımlarsak tanımlayalım,
yaşlandıklarında pislik olur bedenleri.
ah hayat kadınları, hayatı sizin kadar anlayamamızdandır belki,
bakın bazıları size fahişe demekten utanmışlar.
kibarlaşmış hayat kadınlığını yakıştırmışlar.
sevemeseler de sizi, anlar(!) lar, acılarınızı anarlar.
ama ne kadar olursanız olun, ille de kötü yola düşmüşsünüz neylesin onlar...
(ebemgari, 29.04.2008 01:05 ~ 02.01.2009 22:33)
bir çoğu, bir çoğumuzdan kat be kat daha namuslu olan kadınlara hayatlarını idame ettirmek için yaptıkları iş dolayısıyla verilen, "politik doğrucu" ad.
(bkz:
http://www.tumgazeteler.com/...)
doğrusu "hayatsız kadın" olmalıydı.
bir öfkeyle çok şeyler yapılır
bağırılır,isyan edilir
adam öldürülür mesela
ama ben susarım,
içim yanar,kavrulur.
kör bir akşamın
ılık esintisinde bulurum kendimi
derdimi sokaklar anlar
köpekler,kediler,kuşlar
yüreksiz yürekliler anlar derdimi
hüznün adamı olmuşum besbelli
ışıklar yanar,söner
yanar,söner
gel ey karanlık!
ruhum seni çeker.
boş bir bank’a
bedenimi emanet ederim
bir hayat kadınının ayak sesleri gelir uzaktan
yaklaşır,yaklaşır
yavaş,yavaş gözbebeklerimi ona doğru çeviririm
ayakları diretir yürümesi için
bir an duraksar
gözlerini gözlerime kilitler
yanıma oturacak belli.
gel derim!
gel ey bahtsızların kraliçesi!
gel ey saf,temiz hayallerine kir bulaşmış kadın!
acıyı yol arkadaşı edinen masum güzellik!
yaklaş yanıma,korkma
acımı,acınla karıştırayım
ruhumuz birleşsin taşkın maviliklerde
gök meydanlarında el ele tutuşalım hiç utanmadan
ve yanıma yaklaşır,
oturur yanıma dertli,dertli
minik bir gözyaşı dökülür aciz yüreğinden
rimelleri akar usul usul
ağlama ey yar!
bedenin satılıktır amma
ruhun asla!
kirlettirme ruhunu boş kahpelere
izin ver ne olursun
avuçlayayım gözyaşlarını
yükünü hafifleteyim senin
gel,kaçalım uzaklara
cennetin bir köşesine yerleşelim
sevişelim delice
hüznün adamından zarar gelmez sana
korkma
mutluluk hakkımız değil mi?
söyle!
çocuklarımızı büyütemeyecek miyiz?
söyle!
ne olur söyle sevgili
ne olur!
yorgun gözlerini bana dikti
söyleyeceği sözün vahşetliğiyle
utangaç,dudağıma yapıştı
ve
haydi gel!
mavi sulara bırakalım kendimizi
ellerim ellerini bulsun ölüm anında
dünya bize göre değil
sonsuzluk bizim diyarımız
haydi!
sonra ilerledik
uçurumlu bir deniz kenarına geldik
ey ölüm!
hazırla hüzün marşını
biz geliyoruz
elim,elinde ya ölüm bir hoş geldi
ayaklarımız yavaş yavaş ilerledi
sonra bedenlerimiz aşağıya doğru
bütün hızıyla ilerledi
buz gibi su ölümü kucakladı
ey ölüm!
ey kutsal sonsuzluk!
bir hoş geldin yok mu?
bunlar
iç çamaşırı değil
iş çamaşırı giyerler.