|
|
- yine de çoğunluğu bildiği gibi; ölüm denilen kişisel yaklaşım ile yeni bir başlangıcın meydana gelmeden önceki anda hatırlanmayacak hayat detayları olacaktır, eminim, ki bunlar filmin deleted scenes'leridir..hayat denilen sürecin her detayını bir anda hatırlamak kadar imkansız bir şey yoktur*..
- bazen oturur düşünürsünüz. bu yaşıma geldim, neler yedim, neler içtim, neler yaptım, neler yapamadım. baştan karmakarışıktır herşey. neyi ne zaman neden yaptığınızı hatırlamazsınız, kime ne yaptığınızı karıştırırsınız. sonra bu nefis muhasebeleriniz ya da her neyse rutinleşir. ancak her seferinde yaptıklarınız daha çabuk ve daha doğru hatırlarsınız. sonra bir de bakmışsınız ki hayatınızı baştan sona hatırlayabiliyor, yaptıklarınızı ve yapamadıklarınız sorgulayabiliyorsunuzdur. işte bu zamandan sonraki her muhakeme zamanınızda bir an olacaktır; hayatınızın gözlerinizin önünden akıp gideceği... tıpkı bir ressamın resmine şöyle biraz uzaktan bakması gibi. bütün hatalarıyla, güzellikleriyle, sevinçleriyle ve hüzünleriyle hayatınız size gülümsemekte ve size daha iyisi için "bu tarafa, bu tarafa" diye el sallamaktadır. işte bu anlar ya da zaman dilimleri hayatınızın gözlerinizin önünden film şeridi gibi geçtiği zamanlardır.
(sarnar, 09.03.2006 01:46 ~ 01:49)
- boethius'tan naklen:
"bir seyirci at yarışı seyretmektedir. bu seyirci atların start yerinden çıkışını, pist boyunca koşmalarını, birbirlerini geçmeye çalışmalarını ve sonunda atlardan birinin diğerlerini geçip yarışı önde bitirdiğini görür.
bir başka seyirci ise yarışı izleyen seyirciyi ve yarışı izlemektedir. bu seyirci atların start yerinden çıkışını, koşmalarını, birbirlerini geçmelerini, içlerinden birinin yarışı önde bitirmesini ve bütün tarihi tek bir anda görür. bu seyirci tanrıdır.
öyleyse ölmek tanrılaşmaktır."
- bokun yenilmesine ramak kalan anlarda oluşan şey.(bkz: ölüm)
beyniniz dünyadaki hiçbir işlemcinin çalışamayacağı kadar hızlı çalışır ve o anlık zamana bir dünya slide sığdırır.
(bkz: tecrübe)
(bkz: boğulma tehlikesi)
- saliseler içinde annenizi, babanızı, kardeşlerinizi aklınızdan geçirdiğiniz, mezarınızın başında ağlaşan insanları tasavvur ettiğiniz bu an trafik kazası yaşamakta olduğunuz an olabilir. en azından ben, trafik kazası geçirdiğimde bunları minibüsümüz duvara doğru altmış beş kilometre hızla gittiği anda ve duvara yaklaşık beş metre kala düşünmüştüm. kötüydü, çok kötüydü.
(murron, 03.04.2006 22:44 ~ 22:44)
- (bkz: ölmeye 5 var)
- çocukluğum geldi önce aklıma. bağıra çağıra bizim mersindeki evin yakınında deniz kenarında maç yaptığımız boş arsayı gördüm. o maçın teriyle girdiğimiz masmavi akdenizi. arkadaşları düşündüm neredeyse 10 yıldır görüşmüyorduk, nasıllardı acaba şimdi.
babam geldi sonra aklıma huzurluydu yattığı yerde. işten geldiğinde yemeğini yer, hemen boğuşmaya başlardık, ne güzeldi mutluyduk.
mersinden kopup istanbula gelişim geldi gözlerimin önüne. otobüs yolculuklarım. hep ayrı bir yeri vardı zaten onların bende garip bir şekilde. otogarda insan kendini dinlermiş meğer.
yine aileden arkadaşlardan bazıları ve tatlı anılar...
uzunca bir süre sevgilimi düşündüm. gerçekte çok kısa ama o an çok uzun geliyor insana.
aylar sonra farkettim bunların neden olduğunu. ambulanstayken ya da hastanede kendine geldiğinde insan farkında olmuyor o film şeridinin.
ya birisi sorarsa ya da sözlükte bununla ilgili bir başlık görünce aklına geliyor demek ki.
- o an'dır.
- hayatın fragmanıdır.
- fragmanı "hollywood filmlerini sunan zenci abi"miz seslendirmektedir.
- terk edildiğiniz andır çünkü birlikteyken anı yaşamaktan hatırlayamazsınız bir çok şeyi.
o an gelir ve birden başınıza üşüşür tüm yaşanmışlıklar, iyi-kötü...
- bunlar benim fikrim mi? kısa metraj filmim mi ? ilmim mi ? irfanım mı ? denilesi anlardır denilmese daha iyi olur zira ölüm bu kadar boş uyduruk birşey değildir biraz ciddi olun
(bkz: cakkıdı cakkıdı)
- arka fonda "ay yüzlüm" melodisi çalmalıdır bu anda
- (bkz: nasıl geçti habersiz)
- (bkz: deprem)
- ölüme yaklaşılan, hayatın bir fragman tadında gözlerin önüne geldiği andır.yaşanılan en önemli, en çarpıcı kareler bu fragmanda toplanır.eğer fragmandan memnun değilseniz ve hala hayattaysanız, bu bir fırsattır, daha dolu yaşamaya gayret ediniz ki göreceğiniz son fragmandan memnun kalınız, son anınızda "keşke" demeyiniz...
- güzel olmamış en iyisi bir daha çekelim dedirten an.
- (bkz: aha şimdi siki tuttum denilen an)
- (bkz: magic mushroom)
- son sahneye gelindiğinde otomatik olarak başa dönmesi beklenen , duruma göre uzun yahut kısa metraj ölüm korkusudur. (bkz: mantık hatası)
- dikkat: bu giride mübala sanatı kullanılmıştır.
bugüne kadar sadece bir kez, kartal sahil yolundaki lunapark'ta karşılaştığım andır.
rutin bir haftasonu anneanne ziyaretinden sonra kardeşimle beraber eylenicek birşeyler yapmak istedik. yaş da artık lunapark'a gitmeyi karizmaya ters düşecek gibi algılamaya müsait olduğundan, kafamızda karting tarzı şeylere gitmek vardı. gelin görün ki, daha ufukta o cıngıllı ışık oyunlarına sahip balerini gördüğümüz anda girmemiz gereken yerin o lunapark olduğunu anlamıştık. içeri girdiğimizde ilk dikkatimizi çeken şey lunaparkın bomboş olduğuydu. sahil yolu bıçkın delikanlılar ve sevgilileriyle, annelerinin ellerinden tutmuş binlerce küçük veletle dolup taşıyoken bu lunaparkın tamamen boş oluşu bizi baya kıllandırmıştı. sanki milletin bildiği ama bizim uzak kaldığımız bir haber vardı bu yer hakkında.
neyse, tabi daha ürkek bir şekilde bu ıssız ormanın içlerine doğru yürümeye başladık. tam o sırada, gondol denen aletin operatör odacığından dışarıya ayı gibi bir eleman fırladı. bu arkadaşın lunaparkın tüm makinalarını yanlız başına idare eden kişi olduğunu sonradan öğrendik. birkaç dakikalık bilet alma diyaloğu bile elemanın sakat olduğunu anlamış olmamıza yettiği halde neden adamın "hade gemime binin de uçurayım sizih ahahahaha!" şeklindeki teklifine evet dediğimizi bilmiyorum. hayır dersem leşimi çıkartabilecek bir tipe sahipti, sanırım korkmuştum. ha evet diyip adamın bizi uçurmasına izin verince gururumuza ne olmuştu? açıkcası herifin on metrelik betonarme kaşlarının altındaki namlu şekilli fındık gözlerini (?) gördükten sonra evet demiycek bir insan evladı yoktur aranızda.
adam yerine doğru geçerken, biz de gondolun orta kısmına yöneldik. çıktığı yükseklik daha az olduğundan orta kısmı daha güvenli bulmuştuk.tam o anda gondolun burnundan gelen "ahahah hanımevlatları!" sesiyle irkildik. en uçta oturan iki sübyan kızdan laf yemiştik! beş dakka önce büzüğü sıkmayan götoş gururun burada devreye girmesi milisaniye bile sürmedi ve hemen kızların yanındaki boşluğa geçtik. laf içimde kalmış olacak, yerime oturduktan sonra bir de dönüp "hanımevladı sizsiniz!" dedim, lafı da gediğine kodum öyle ohş. yerimize oturduğumuzu gören ayı kafasını camdan çıkarıp tekrar bizi uçuracağını söyledi, tabi biz o sırada gerçekten uçucağımızı asla düşünememiştik.
çoğunuz gondola binmiştir, mekanizmasını da az çok biliyosunuzdur. gemi şekilli bir gövde, alttan değen bir kaç teker yardımı ile bi sağa bir sola ivmelendirilir. gondol sistemlerinin bu mekanik kısmı dışında bir de elektronik yönetim bilgisayarı vardır, efenim siz başlat tuşuna basarsınız ve bilgisayar tekerleklere belli aralıklarda güç vererek güvenli bir maksimum yükseklik değerini geçmeden işini halleder. gelin görün ki bu gondolda, sevgili ayımız elinde oyuncak araba kumandasına benzer bişiyle dışarı çıkıp aleti çalıştırdığında, yönetimi el yordamı ile yaptığını anlamamız da çok uzun sürmemişti.
evet arkadaşlar, adam kahkahalar eşliğinde güç butonuna abandı. hayatımda ilk kez bir elektrik motorundan kamyon sesi duymuştum. gondolun normal limitlerini aşması en fazla on saniyemizi aldı. daha sonra her salınımda gondolun gövdesi ile tekerlekler ayrılmaya başladı. koca gemi gövdesi resmen kendisini frenlemeye yarayan tekerleklere deymiyordu! her yukarı çıkışımızda olanca ağırlığımız önümüzdeki paslı emniyet çubuğunu biniyor, götümüz oturduğumuz yerden yirmi santim ayrılıyodu. gondol belli bir seviyeden aşağı inince düzgünce müzik yayını yapan hoperlörler, o eşik değeri geçtiğimiz anda kabloları zorlanıyor olacak, ölümün yaklaştığını haber verircesine susup cızırdıyorlardı. tam o susma anında çelik konstrüksiyondan gelen çatırtı sesleri zevkimize zevk katıyordu. sanırım darwin'in evrimin çok uzun yıllarda gerçekleşen bir hadise olduğu teorisini o saniyelerde ayaklarımızın altından vantuzlar çıkararak çürüttük. gerçekten o plastik canavara tutunmayı nasıl becerdik bilmiyorum ama göt korkusu insana her şeyi yaptırıyor.
işte hayatımın gözlerimden film şeridi gibi geçtiği tek zaman budur. hatta sırf film şeridi ile yetinmeyerek imana gelmiş, altıma sıçmış ve bebek gibi ağlamıştım. işin ilginç yanı o sırada yanımızda oturan kızlar ise vantuzlarını götlerinden çıkarmış olacaklar, bir ellerinde kola bir ellerinde sandviç yemek yiyorlardı. en son anda gözüme çarpan taa öbür uçtaki, "ben sabahtan beri buradayım! canan yaktın beni .mını .iktiim!" diye bağıran delikanlıdan hiç bahsetmiyorum bile. bir çeşit terapi yapıyordu heralde. yirmi dakikalık bir seanstan sonra mide bulantısının geçmesinin 3 saat sürdüğünü de belirtmeliyim. sakın o halde araba sürmeye kalkmayın, siz kaza yapmasanız bile başkalarına yaptırabilirsiniz. maltepe migros önüne park etmiş mavi fiat palio'nun sahibi, tamponun için buradan özür dilerim.(almbfsek, 02.10.2007 11:11 ~ 05.12.2007 22:18)
- mutsuzluğunun tesellisini geçmişteki güzel hatıralarda aradığın andır.
(bkz: ah ulan ahh)(rahip, 02.10.2007 11:43)
- allah rahmet eylesin denilesi andır.
|