beklenmedik bir anda alınan bir ölüm haberi veya beklendik bir anda gerçekleşen ölüm sonrası son bir kez o suratla göz göze gelmek, bir tarafın ki kapalı diğer tarafın açık. genişlerde genişler o bir kaç saniye ve sen kitabı yukarıdan aşağıya doğru okumaya başlarsın...onbeş bira sonrasıda da yaşanır. şehirler arası bir otobüs yolculuğunda altı saat çişini tutmak zorunda kaldığın anda da yaşanır. sağlam bir dayak yedikten sonra içilen yorgunluk sigarasında, sağlam bir yemek yedikten sonra içilen keyif sigarasında ve "son bir merdiven kaldı" diye düşünüp bütün ağırlığınla kendini bıraktığın noktada hiç bir bokun olmadığı anlarda hep ağır çekim yaşanır "o" an...
(leak, 19.08.2007 22:23 ~ 19.09.2007 01:52)
kuzenin çömelmişken sinsice yaklaşıp arkadan ittirmesi sonucu 2-2,5 metre kadar bir yerden havada salto atarak düşülen an...
entel geçinen manyak baba işten gelip anneyi boktan bi sebeple hırpaladığı anda bunu gören çocuğun bilinci.
uzun uzun yürüdü. adım adım. bir kapalılığa açık seçik bakan kullanışsız gözleriyle beklenmeyen ebedi duruşa, bekleyen diğer kendinden menkulluğünün anahtar deliğine kafasını sokup, başka bir koridorda asılsız ihbar alan adamdı etrafı sarılı, bütün geçişlerin bir sonraki sefer için iptal olduğu. kılıksızca kalakalmışlığı. hissettikçe şaşırmadı. hatta mahkeme kararına basılmış gözlerin renkleri de şaşırtmadı. ordaydı. için için bir yangının ortasında, etrafı kemikten işlenmiş ranzasında kendini kaçırıyordu çocuk düşlerinden. zaman damarlarına çekildi. bütün o an. sadece o an.
hüzünler ağır çekimde mutluluklar hızlı çekimde yaşanıyor
sarhoş olduktan sonra geçen zaman.
tanınan kimseyi ölü görmek
hayatta ilk kez 19 yaşında babadan yenen dayak anları.
bir galatasaray'lı olarak fener'den yediğimiz 6. golun atıldığı an.
uzakların sonunda güvendiğin yüz doların sahte çıkması...
genelde
veda anlarıdır. arkasından baktığınız kişi ağır çekimde gidiyormuş gibi görünür. son bir kez arkasına dönüp bakarsa işte o anda ise zaman durur..
(misuf, 02.09.2007 00:44)
başlangıcını görüp sonunu tahmin ettiğiniz, durduramayacağınızı da bildiğiniz zamanlardır. kimisi için veda vakti, trafik kazası, kimisi için elinden kayan bardağın kırıldığını daha bardak yere düşmeden önce gördüğü andır. gariptir bir an da olsa insanı başka alemlere çeker götürür.
içinde bulunduğunuz arabanın 80 km hızla giderken takla atmasıyla başlayan yaklaşık 5 saniye
5 dakika sonra 700 kilometre uzağına doğru yola çıkacağınızı bilerek sevgilinin arkasından bakarken geçen zaman...hele bir de hafiften kar yağıyorsa o anlar tamamen ağır çekime dönüşür...dünya gözünde yok olur o an...her taraf sessizleşir...sevgili gözden kaybolduğunda insanlar canlanmaya,sesler duyulmaya ve gözyaşları hızlı çekimde akmaya başlar...
zamanın sanki birisi yavaş çekime basmış gibi saniyelerinin dakikalara çevirdiği anlardır. uzun atlama yaparken bir seferliğine tam olarak hissettiğim durumdur benim için. becerebildiğimce anlatacağım ama hissettridğini tam oalrak anlatabilecektürkçe ye sahip değilim.
yazdı ve havaçok sıcaktı. müsabaka her zaman ki gibi çok eğlenceli gidiyordu. sıra bana geldiğinde kendimi gayet iyi hissederek yerime doğru yürümeye başladım. koşulacak mesafenin başına geldim her zamanki gibi kum havuzu çok uzak gibi gelmişti gözüme. daha önce binlerce kez yapmış olmama rağmen gene de mide dolaylarında hafif bir his vardı, heyecandan. o anda tüm seyircileri, antrenörleri, sporcuları artık orada kim varsa hepsni tek tek görebilir gibi olursunuz. sesler gürültüler tümü etrafınızı sarar. gözlerimi kapattım derin bir nefes aldım, ve nefesi verdim, gözlerimi açtım ve o an, artık konsantrasyon seviyesi ne haldeyse, dünyada bir tek ben o pist ve ilerdeki kum havuzu kaldı, sesler, insanlar hepsi sanki yarı şeffaf beyaz bir perdenin arkasında kaldılar. dünyada bulunulabilecek en rahatlatıcı yerdeymiş gibi hissettim kendimi. ilk adımımı atmaya kalktığımda vucudumun her kasını ayrı ayrı hissedebilmiştim ki bu da mükemmel bir histi. her adımımı sanki ayağım ile yeri itmiyormuşum da, sadece bacağımı ileriye atıyorum ve pist beni yukarı doğru itiyormuş gibi çok kolay atabiliyordum. etraftaki insanları şeffaf perdenin arkasından tek tek seçebiliyordum ki normal şartlarda bu konsantrasyonunuzu bozar. sanki bir adımı bir dakikada atıyor gibiydim. sonra atlama noktasını gördüm, oraya gelmem sanki yarım saatte olmuştu ve o kadar netti ki adımlarımı ayarlamak çocuk oyuncağı gibiydi. mükemmel bir basışla gücümü aldım ve atladım. kum havuzuna indiğim anda sanki bir anda birisi play e bastı ve şeffaf perde kalktı. bir anda gürültüyü duymaya başladım, dünyanın en aptallaştırıcı anı da o an olmuştu benim için.
hoşlanılan ve bundan haberi olan sevdiceğin okulun motor tayfasının üst sıralarındaki kız ile sevgili olduklarını, önümden el ele geçtikleri ve sevdiceğin o esnada size 2 saniyelik attığı bakış anı.yemin ederim herşeyi ağır çekim yaşadım, kalbim darbeli matkapla deliniyor gibi olmuştu.uçasım vardı kanadım yaraydı be sözlük.
oldukça sorunlu bi ilişki bitmiştir. aradan aylar geçmiştir ama sizde hala öfke, kıskançlık, sinir, haksızlığa uğraşmışlık hissi, özlem hala tazedir..çok samimi arkadaşınız hem kafası dağılsın hem de yeni insanlar tanısın diyerek sizi yeni taşındığı evine davet eder. hep birlikte oturulup batak oynanacak, film izlenecek finali playstationla yapacaksınızdır. elim boş gitmeyeyim denilerek markete gidilip ne bulunursa alınır, el kol doldurulur ancak adres tam bilinmemektedir. arkadaş aranır, yandan gecen körüklü otobüs sayesinde daire numarası yanlış duyulur farkında olmadan. elini kolunu sallaya sallaya, neşeyle bir bir çıkılır katlar. en üstteki daireye ulaşılır, içten bi ses ''alla allah sanki en üstü kat değildi bu ama demekki öyleymiş, dur yanlış olsa da zile basıp sorarım'' denilip zile basılır. ilk zilde bişey çıkmaz, ikinci defa denenir tam inmek üzereyken kapı dürbününden bi gölge gecer, hah tamam açıyolar, diyip poşetler yere bırakılır. aynı anda kapı açılır önde sarışın bi kız belirir kapının gerisinde durmaya çalışarak, zira üstünde bornoz vardır, ardından o ex sevgili çıkar, kimmiş güzelim diyerek. elinde kahveyle.. ve işte 'o an' donar. bir saniye bile ileri gitmez. sanki herşey ağır çekime alınmıştır ve lanet olası zaman geçmiyordur.tansiyonunuz birden dibi görmüş gibidir, kulaklarınızda uğultular başlar, dış dünya sesleri bile susar..
şimdi bile ne söyledim ne dedim hiç hatırlamıyorum. özür diledim sanırım, yanlış oldu filan dedim büyük ihtimalle ama kapılarında kalan poşetlerimi, içindeki ders notlarımı, ders notlarımın içindeki güya ona yazılmış notlarımı bile unuttum.kendimi unuttum, çıktım gittim oturdum bi parkta. saatlerce. hayatımın en ağır çekim yaşadığım karesi buydu sanırım.
şimdi hatırlayınca tek üzüldüğüm kapıda kalan doritos cipslerimdir o ayrı mesele.
yeşilçamın
vuslat anları.
senaryo:
hülya koçyiğit, askerden dönen sevgilisi
ediz hun' a ha kavuştu ha kavuşacak... 10 dakika karşılıklı
depar atılarak.
yönetmen:
slow motion(myself, 08.05.2009 04:28 ~ 04:30)