küçüktüm.
hastanede yatıyordum o sıralar. babama bana kağıt getir resim çizeceğim demiştim. ama o bana
zihinden problemler diye bir kitap getirmişti.
resim çizmeyi çok seviyordum.
güzel sanatlar lisesine gidecektim ben. herkese öyle diyordum. ben güzel sanatlar lisesine gideceğim.
ressam olacağım.
fen lisesini kazandım. babam izin vermedi güzel sanatlar lisesine gitmeme. fen lisesine gönderdi beni.
kayseri fen lisesini bilenler bilir, dağın başında bir okul. çok sıkıldım orda, kendimi okuldan attırmak için elimden geleni yaptım. lojmanın camlarını kırdım, kertenkele toplayıp hocaları korkuttum. velhasıl amacıma ulaştım. geri kalan 2 yıl bilmem kaç ayı okumak için düz liseye gönderildim üç ay sonra.ben resim çizecektim... izin vermedi...
lisedeyken bu kez
tiyatroya olan ilgim ortaya çıktı. madem resme izin vermiyor tiyatro okuyayım istedim. kendi çapımda tiradlar ezberledim, okulun küçücük sahnesinde tek kişilik oyunlar oynadım. hocalarım tüm sınıfları tek tek salona getirip oyunu izlettiriyorladı ama babam buna da karşı çıkıyordu. bir oyundan sonra
en iyi oyuncu ödülünü kazandım. sonunda elimde başarımı ispat edecek bir şey var diye tuttum ödülü babama götürdüm.
-siktir git adam gibi dersine çalış eşşolueşşek,
soytarı mı olacaksın lan!
cevabını verip, ödülü yırttıktan sonra anladım ki o hayalimi de gerçekleştiremeyeceğim...
üniversite sınavına girdikten sonra beni çok seven belediye başkanımızı devreye sokarak babamı
resim öğretmenliği bölümüne gitmeye ikna ettim.ne de olsa
öğretmenlik, dedi, git bakalım, dedi. o hayalim de halamın yüzünden (bkz:
@3570575) suya düştükten sonra
türkçe öğretmenliğine gitmek zorunda kaldım. artık tüm hayallerim bitmişti. okulda tiyatro klübündeydim, onlarca oyun oynamıştım hatta okulda 3-5 kere kendi sergimi açmış övgüler ve belgeler de almıştım. ama bunlar benim
hobim olsun istemiyordum ben.
mesleğim olsun istiyordum. ama maalesef
657 ye mensup bir
devlet memuru olacaktım ölene kadar.
okul bitti.
kpss illetini atlatıp
istanbula
türkçe öğretmeni olarak atandım.
okul bittikten bir yıl sonra benim hayatımdaki en önemli olay gerçekleşti.
çocukluk aşkımla, imkansızımla, ulaşılmazımla evlendim. 8 ayın sonunda benim o mükemmel mutluluğun içindeki mutsuzluğumu keşfetti.
o gün
istifa dilekçemi yazdırdı bana.
bebeğim, dedi, sen burada olmaması gereken bir insansın, dedi. sen hayallerinin peşinden koşacaksın, dedi. ben de elimden ne geliyorsa sana yardım edeceğim, dedi.
ailesi yurtdışında yaşıyor eşimin. onlarla görüştü. günlerce telefon görüşmeleri yaptı. hiç bıkmadı, ısrarı bırakmadı. hatta kalktı gitti
almanya'ya. bana burs ayarladı, okullarla görüştü.
sonra beni aradı.
tamam, dedi, tamam birtanem. artık
tiyatro ya da
yönetmenlik okuyabileceksin.
birkaç hafta sonra gidiyorum eşimin yanına. hayallerimin peşinden koşmaya.
ha illa tanımını isterseniz, hayallerinin peşinden koşan adamın:
eşinin desteğini almış adamdır, dersem yeter.
benim hayatımda bir melek var işte..gerçek bir melek.. kanatlarını saklıyor benden ama eminim olduklarından...
sağol sevgili karıcım... sen bu dünyada başıma gelen en güzel şeysin...