|
|
- kafada kurgulamak,canlandırmak.kendi kendine gelin güvey olmak
- çoğu zaman kendini kandırmak.
- (bkz. hayal edemiyorum)
- bazı insanları ayakta tutan, hayalleri uğruna hayata bağlayan eylemdir. fazlası çok zararlıdır kişiyi pembe bulutların üzerinde gezdirir, dozunda yapılması güzeldir, zevklidir.
- (bkz. hayal gücü)
(skuba, 31.08.2004 00:29)
- insanoğluna verilmiş en büyük yetenek, en büyük özgürlük. krallığında sefa içinde yaşamanın sadece gözünü kapamanın arkasında olduğunun kanıtı.
(troke, 11.04.2006 16:00)
- bedava olan şey.
- fazlasının zararlı olduğu, yüzleşmeyi, hayatın ne kadar acı * olduğunu unutturabilecek eylem...
- hayal etmek zararlı değildir, sadece hayalini gerçekleştirmek için adım atmamak zararlıdır. yani hayal etmek yetmez birazda hareket gerekir *
- zamanında hayal edilmemiş olsaydı, bugün hiçbir şey olmazdı... her şey bir hayalle başlar.kafada bir şey canlanır.ardından inanç ve çabayla bir çok hayal gerçek olabilir.ama fazla uçmamak lazım tabiki...
- *zor bi' eylemdir. 'ben' kavramını, 'hayal' ve 'gerçeğin olasılığını' iyi yakalamak gerekir...
*mesela şu dakika hayal ediyorum da acaba nasıl hayal ediyorum? gözlerim kapanıyor mu? sanırım kapatıyorum çocuklar gibi. nefes alıyor muyum? evet ağır, gürültüsüz. ellerim nerede? biri yanağımda, hayalime destek olurcasına taşıyor kafamı. diğeri aşağı sarkmış, yarı uyuşuk, hissiz, hareketsiz. neye benziyorum? bilmiyorum. duyuyorum, kokluyorum, hissediyorum; ama göremiyorum. kendimi zorluyorum, çizmeye başlıyorum. ne kadar hızlı gelişti her şey, vay anasını satayım... böyle gelişim mi olur lan yarram?! neyse devam et...
kapalı gözler, uykumda beni izleyen gözlerin sözlerini hatırlıyorum da kirpiklerimi eşeğe benzetirlerdi. eşeğin kirpiğini hayal ediyorum. ulan eşeğin kirpiği mi olur? varmış, hadi ha gayret, nasıl bi' şey olabilir? eşeğin gözleri kocamansa, koz kaçabilme ihtimali de en az o kadar fazladır. demek ki uzun kirpikler, dipleri kara, sürmeli gibi. ve fazlasıyla kalabalık olsa gerek, uclarına doğru kıvrılmış. tamam, çiziyorum hemen. alla alla pek bi' enteresan oldu ama, neyse...
acaba yanağıma dayayınca elimi, ağzım burnum yamuluyor mu? böyle bi' sahne hatırlıyorum sanki; orta okuldaydım, yanımda oturan bi' kız vardı. adı ayşenur galiba. ayşemtrak bi' şey ya da. ben bi' gün öyle dayanmışım, yanağımda elim. bana sevimli olduğumu söylemişti. sevimli nasıl oluyor diye hiç sormadım. biri elini yanağına dayarsa nasıl sevimli olur? düşün bakalım, böyle kızarır yanağı, ağızdan salya akmaya yakın, birikmiş, bi' burun deliği kapanmış... ulan bebek bu, bildiğin bebek! bebekler yapar öyle, harbiden sevimli sevimli şekillere girerler. yavru işte... neymiş bütün canlıların yavruları sevimliymiş... nerden sevimli? hangi meşe ağacının tohumunu yerden alıp da "ayşşş şunun bıdısına bak!! ay yirim!! yirim pipisini yirim!!" denmiştir? ya da hangi japon balığı yavrusuna bakıp iç çekilmiştir? ya da onu siktiret, ben hayatım boyunca bi' midye dolmacısının, 'yavru midye' satıyor diye dövüldüğünü duymadım; ama bilmem kaç günlük köpek satıyor diye dövülen petshop sahibini duydum. en azından herif canlı satıyor, neyse olay o değil. olay ifadesiz canlıların, yavruları gibi, hiçbi' sevimliliği olmayacağı gerçeğidir. ifadesiz iğrenç ibneler!
ne diyordum ben ya? nerden geldik buraya? "bebekler yapar öyle, harbiden sevimli sevimli şekillere girerler" demişim, sonrasında çoşmuşum; "neymiş bütün canlıların yavruları sevimliymiş..." diyerekten, nerden aklıma geldiyse. neyse bebeklerin ifadesini de çiziyorum o halde. böyle pembe pembe bi' tip. oy oy oy...
burnum hakkında hiçbi' yorum almadım gerçi. heralde köprüsü yüzündendir. kimse egomu sarsmak istemedi ya da kimse bana profilden bakmıyor, bilemiyorum... neyse köprülü, ucunda bi' kakılmışlık izi olan bi' burun. yok canım bu kadar iğrenç değildir... biraz ufaltayım, hah oldu. daha az iğrenç; ama burun. hay ne boksa işte çok da sikimde...
dudaklarıma gelirsek, bi' arkadaşım 'karı dudağı' demişti, aksini söyleyen de çıkmadı, "lan olm ne güzel lan dudakların?!" falan dediklerinde ergenlik çağıma adım atmıştım, her gün okula oral tehlikesiyle gitmiştim, herkes ibneydi o dönemler, herkes herkesten tırsardı. sonra bi' şey oldu, millet 'manita' diye tabir edilen kız arkadaşları kapıştı, korkum neyim geçti. bi' hatun dudağı çizeyim ben en iyisi. ilk önce 'm' yapıyoruz sonra aşağı indiriyoruz, hah oldu. pek anlaşılmıyor hangisi alt hangisi üst; ama siktiret, dudak işte...
ellerim nasıl lan benim? büyükler sanki... bi' kere bass gitarı tutan birine bakmıştım. herif zor 3 perdeye basıyordu. ben 5 perde yaptığıma göre... hassiktir! oha! yuh! neyse bu kısmı atlayalım.
saçlarım... hımm... dağınıktır heralde. dağınık saç nasıl oluyor ki?
sanırım dağınık saç dediğin, kökten uca tertemiz, daha yeni kurulanmış, birbirine girmiş saçtır. böyle kabarık kabarık... hemen çiziyorum bonusumtrak bi' kafa...
neyse çeneme de 'dede çenesi' demişlerdi. hangi dede? nasıl bi' dede? sorgulamadan kabullenicem bu sefer. böyle çizgili olan çeneye dede çenesi deniyor. yayımtrak bi' şey var çeneyi dudak altından kesen. bunu da çizdik. zaten sakal makal sevmem, karalamaya gerek yok... hele şükür bitti.
insanlar bana bakıp da bu yüzü mü görüyorlar? yoksa ben her seferinde aynanın karşısına geçip, bana bakıldığında nasıl görünmek istiyorsam öyle mi bakıyorum? cevabı biliyoruz zaten...
erkek olmak gerçekten zor, hele ki görsel bi' ego tatmini yaşama safhasındaysan... bütün tabirler kadın estetiğine göre temel almış. bütün sıfatlar yine onun üzerine temellendirilmiş. erkeğin neyi var? yakışıklısı var... nereye yakışıyormuş bu abi? tabii ki güzele... yarım saattir ettiğim bütün lafların fenimen bi' kazanda var edildiklerini düşündükten sonra, 'hayal' denilen yaratımın tamamiyle kadın dizaynı üzerine yapılması gereken bi' eylem olduğu kanısına vardım. ilk ve son kez yaptığım bu hemcins imgelemi burada sonlandırmak sanırım en iyisi.
okumu sağdaki kayığa bindirip yukarı doğru kaldırdım, bütün yazdıklarımı okudum. yarattığım kahraman, ki onun benimle alakası yok sanırım, süper değil. niye değil? çünkü ben o kadar özel değilim, mükemmelim; ama o kadar da değil. güldüm kendime gece gece... manyak mıyım neyim? aslında konunun benimle alakası yok. çünkü herkesin, herkesle ilgili, herkesin bildiği tonlarca sır paylaşıyor olmasının garipliği, dürüstlük denilen bu şeyin aslında dürüstlük gibi gelmemesinin sebebinin zaten biliniyor olması ve sorgulayıcı teatilerin insanın canını, öyle ya da böyle, acıttığını görmek; sanırım insan olmak böyle bi' şey olsa gerek. ve işin ucunda, en başında ve sonundaki ortak paydalarda, ben de insanım. ne şans di mi? aa yoksa sizde mi? hadi len yeme beni...
*görüldüğü üzere hiç de kolay bi' şey değildir hayal etmek. çağrışımlar, yansımalar ve sıçramalar algıyı dört elle saran iblislerdir. iblislerle yaşamayı bilenler, bazen bunlara tapanlar var edebilirler kayıtlı gerçeği. tüm kayıtlar da yaratanında kalır. hayal etmek dünyanın en büyük faziletidir, ebleh cehaletin kirletmemesi gereken bi' mucizedir.
(bkz: anne bitti)(zoser, 01.10.2007 03:42)
- sahip olamadıklarımı bana kazandıran tek şey...ne karşılığında bir şey istiyor, ne de acı veriyor yaşatırken. öyle kendi başıma yaşıyorum her şeyi. kahramanlarımı ben seçiyorum. kimin yanımda olmasını istiyorsam onu koyuyorum yanıma. bir kaç dakika olsada mutlu ediyor insanı, koparıyor içinde bulunduğu durumdan.
hayalden kopup gerçeğe döndüğünde sızlatsada içini yine de yetiyor verdiği mutluluk.
|