fransızca haut ve parleur sözcüklerinin birleşmesinden oluşan bir sözcük.türkçede hoparlör olarak bildiğimiz sesin şiddetini(?) yükselten bir alettir.fransızca haut:yüksek şiddetli,kaliteli anlamında yüksek gibi anlamlara gelmektedir.parleur ise parler fiilinden türemiş olup konuşma yapan konuşmacı anlamındadır.yüksek konuşmacı bu anlamda her anlama çekilebilir, son söz benim gibi bi kibirlilik göstermez ama.
pek bir alıştığım ve yaz tatilini kendisinden ayrı nasıl geçireceğimi kara kara düşündüğüm arkadaştır, dosttur, kardeştir, kedidir kedi lakin kendisi şu aralar matematik finali nedeniyle fazlasıyla panik olmuştur ve zannımca çaresizlikten kendini sözlüğe vermiştir kendisine hiç bir şeyin kendisinden değerli olmadığını hatırlatırken matrisle ve benle dolu mutlu mesut bir hayat dilerim
ayrıca kendisine acilen bir statü isterim çalıştı ve haketti
burada satır sütun yazıyor ya msn de kelimelerin sadece ilk harfilerini yazar ve bu şekilde oluşturulmuş cümleleri anlamanızı bekler yazar.bu kadar söylüyorum yani.
(bkz: afallamak)
(bkz: şifre çözmek)
nargile eşliğinde dertleşmek isteyeceğim yegane insandır..
onunla birçok şeyi paylaşmak istersiniz çünkü can kulağıyla dinler sizi. bilirsiniz ki anlattıklarınız onda saklı kalır,bilirsiniz ki üzüntüleriniz onun da üzüntüsü sevinçleriniz onun da sevincidir. içten insandır, tam kafa dengidir. eğlenceli ve hayat dolu olmasının yanında hassas ve duygusal insandır. bunu her söylediğimde bana karşı çıksa da, ne yaşasa içine atar, dışarı vurmaz hiçbişeyi. işte o yüzden hayali grubumuzun bateristidir. madem herşeyi içinde yaşıyosun, al bagetleri eline, vur davula çıkar bütün sinirini ondan..
gün itibariyle bir kez daha "iyi ki doğmuş" dedirten,4 yıl önce nerede başladıysam,dün nerede bıraktıysam orada olduğunu bildiğim,mavinin en çok yakıştığı;her geçen gün imrendiğim,sevinçleri mutluluğum,üzüntüsü iç sıkıntım olan,en güzel dinleyicim,sesi haut parleurum,sözlüğe girmeme vesile candır.
bugünü varlığıyla özel yapan insandır, kendisine çok ama çok değer verilendir. iyiki vardır, iyiki doğmuştur.. varlığı şansımdır, umarım bir gün yokluğuyla cezalandırmaz beni..
denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
ne o, ne o, ne o.
deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.*
zamanı yettiremeyen defalarca aynı dizeleri tekrarlayan,ikili rakamlara geçmenin tedirginliğiyle 10lu yaşlarına veda eden,ama yine de "ben büyüyünce..." diye başlayacak cümleler kurmaya devam edecek,kararsız yazar.
mavinin önünde durunca gözleri delik gibi görünendir.
28.08.08 tarihli doğum gününü dağ taş börtü böcekten sözlükte kutlayamdığımdır.
"aplam"dır.
işi gücü olan (artık) büyümüş insandır.
amerika filmlerindeki klişe şişman,gözlüklü,bilgisayar manyağı(bütün elektronik aletler de tabi) çocuktur.
bilgisayar adamıdır.
ne işi vardır başka yerlerde, dallarda, sektörde ?
biz de zorlama da yoktur.
sabahın köründe işin mi yok tarzında soruları duyar gibiyim.. evet işim yok* önemli olan sonunda uykumu yenip şu satırları yazmayı başarıyor olmam. bana bu kalbin kadar..
saçmalamayı bi kenara bırakabilirsem onun için ne derdim? kader arkadaşım.. bunu derdim kesinlikle.
bir hafta boyunca yaşadıklarımızı bir o bilir bir ben. bir de şunu okuyanlar bir kısmını bilebilir tabi:(bkz: @2803746). bana diyor ama asıl kendisi oturduğumuz mekanın nargilesini beğenmeyip bunu gayette yüksek bir sesle dile getirmekten geri kalmıyor. şöyle ki;
haut parleur: bu ne ya soba bacası gibi oldum öhö öhöö. ...... inki daha güzeldi keşke oraya gitseydik..
bir zaman sonra..
haut parleur: köz bile getirmiyolar. ya keşke ...... e gitseydik.
köz gelir, arkadaş bi yandan nargileyi elinden bırakmaz, bir yandan monoloğuna devam eder. monolog diyorum çünkü biz orda yerlerdeyiz.
bir de ikimizle ilgili bir gerçeği anladım ben. biz gizli iş çeviremiyoruz. içimiz dışımız bir ey haut parleur.
öyle bir arkadaş ki öyle bir dost ki bu hoparlör iki saattir uğraşıyorum ona layık bi nickaltı yazmak için ama olmuyor ne sevgimi yazıyorum ne de onu yazabiliyorum.
deniz gözlü, okyanus gönüllü bilirsin sen beni benden daha iyi...
kürkçü dükkanıdır.arada uzaklaşırım ama döner dolaşır yine ona gelirim.sıcaktır,endişe doludur,nerelerdeydin ,neden gittin der ama sıcaklığını da esirgemez şu kendini şaşırmış tilkiden.
öncelikle peşin peşin söyliyim süper şahsiyet. zaman yetmiyor ki buna. zaten dersler yapacağını yapıyor, arada sözlük mözlük eğlence derken pek bir yorgun kalıyor garibim. sayemde yunanca ve osmanlıca bile öğrenecek, arada fransızcadan bukleler olacak aperatif olarak. muvaffak olmasını diliyorum tip bakıyor bana,"aklını derdest ettim ehehehhehe" diyorum tırsıyor, "öff ya ne kötüsün" diyor ama içten. "sap bw modülü nasıldır, çalışıyim mi diyorum?", "ühühühüh göreceksin sen herşeyi bilicem bir gün" diyor bana. arada sözlerini tutmuyor, aldığı aa ları ıslattırmıyor, öte yandan gülüyor eğleniyor. dizilerden filmlerden bahsediyoruz ve keyif alıyoruz gerçekten, sıkılmıyoruz. işi geyiğe vurup, kariyer odaklı bile geyik yapabiliyoruz. belli ki dolu biri, o yüzden tartışması bile zevkli onunla. gerçi son duydum, " ben yeşilaycı oldum sadece su hıh, içkiyi de bıraktım ohh" lafları ile beni hidayete çağırdı ama ben yemedim. sağolsun projektöre para da vermiycem, mutlu etti beni. sağolsun varolsun, hep buralarda olsun.
bazen güldürdüğüm, bazen çemkirdiğim yazar. bazen kızdırmaya çalışıyor beni ama beceremiyor. beceriksiz işte. gece gece güldürüyor adamı da. nasıl anlatayım diye düşündüm, ancak bunu buldum;
yorgun gözlerinin içinde
kocaman sevecen bakışlar
zarif dürtüsü yüzünde
onu ancak hayat paklar
garipsediği dünyanın
çevresinde rüyalarının
ve nihayet isteklerinde
kocaman bir yıldız kayar
dileklerinin ötesinde
eğlentisinin gölgesinde
elinde minik mızıkası
şarkıların tınısı akar
bu güzel günde, doğum gününde yaban ellerde mutsuzum diye haykıran datlı yazar, sanadır haykırışım; doğum günün kutlu olsun.
(buraya duygusal bi şeyler yazmam gerek ama ben nerdeyse her anını birlikte geçireceğimiz -iş,okul,kurs- bi yılı düşünüyorum ve her zamanki gibi ağlak giri yazamıyorum)
p.s:fabrikadan çıkıp o 5 kiloluk demir ayakkabılardan kurtulup da okuman dileğiyle...
staja mı gitti bilinmeze mi belli değil. şimdi 10 kilo dediler ayağına giyeceği botlar için. biz anlamadık, ayak başı 5 mi yoksa 10'ardan toplamda 20 mi?
bu arkadaş büyüse de ki bugün bir yıl daha attı (hayyy saate bakmıyoruz, dün attı resmi olarak da neyse), asla o 20 kiloyla yürüyemez gibime geliyor. bedeni kaldırsa ruhu kaldırmaz, naif bir insan o.
umarım 5'er kilodan 10 kilodur botların, tercih ettiğin gibi ve umarım kalan her şey tam da istediğin gibi olur, asla sana yük olmaz. kal sağlıcakla. (bir süre buralarda da olamayacağım ya)
not: kafam da ondan gidik, zamanda da şaştık iyi mi...
haut parleur!
burada saat tam 00:00 yani geç kalmadım
raison for rainbows'sun benim için
işte söylemekten kaçındığım, seni adını söylemeyerek, tabiri yerindeyse, meraktan çatlattığım şarkı buydu
çok ağladın bu şarkıda benimle
öyle zamanlarda yanımda oldun ki bilmeden
umarım bilmezsin de ilerde
umarım hiç ağlamazsın, tabi ki ağlayacaksın ama gözyaşların mutluluktan süzülsün yanaklarından, ümidim
kendi gökkuşağını bulur ve izin verirsin hayatını daha da renklendirmesine
gökkuşağını bul ve al onu - now you've found her, go and get her
iyi ki doğdun!