genetik olay
yirmili yaşlarının sonuna yaklaşan hatunlarda sıklıkla rastlanan, evde kalmış kız kurusu olarak anılma korkusundan doğan (ki burda bu sıfatı yakıştıranlar yine kadınlardır) bir nevi yarıştır aslında. her konuda birbirleriyle rekabet eden hatunlar bunu da bir üstünlük savaşı haline getirmişlerdir. şöyle ki bir erkeği nikah masasına oturtmayı başarmış hatun kendini bekar hemcinslerinden üstün görür ve etrafındaki diğer hatunlar onu kıskanırlar.
*
bir başka sebep de hatun kişilerin içgüdülerinin bir getirisi olarak, güven içinde çocuklarını yetiştirebilecekleri bir ortam arayışlarıdır.
* *
günümüzde türkiye'de hala evlenmeden vermem diyen birçok kız olduğu ve bi yandan da yaşın kemale ermesiyle birlikte abazalığın hat safhaya varması sonucunda,evleniimde kurtulayım denmesi olayıdır
bazıları bunu gerçekten istese de genellikle çevrenin baskısından kaynaklanan durumdur. nedense 30 yaşını geçmiş ve hiç evlenmemiş bir erkek evde kalmış gibi görünmese de, 30'una yaklaşmış ve hiç evlenmemiş bir bayan insanların gözünde evde kalmıştır.
"insanın başına birşey ya meraktan ya da ..raktan gelir" felsefesinden hareketle hatunların başına her iki şekilde de iş açacak olan hissiyat.
(camel, 01.01.2006 01:57)
ben de anlamam bu merakın nedenini. hade evlendin nolcak. birine bağlı olmak bu kadar mı iyi birşey. anlamıyorum. evlenmek en son düşünülmesi gereken şey değil mi? sanki evlenince herşey yoluna giriyor. bu kadar önemli olması bana garip geliyo açıkcası. evlenmek büyük sorumluluk gerektiren bir konu. insan hiç düşünmüyor yıllarca, dikkat edin yıllarca, beraber olmayı. kolay değil. bayanlar bilmiyorum kolay mı zannediyorlar ancak bence çok zor sanat evlilik. buradan anne ve babalarımıza yepyeni bir yılda akıl ve fikir sağlığı diliyorum. umarım aralarındaki aşk hiçbir zaman bitmez.
sadece ülkemizdeki hatunlarda olduğunu düşündüğüm bir duygudur bu. evde kalma korkusu, ekonomik seviyenin düşük olduğu ülkelerde, kendi ayakları üzerinde duramayacaklarının farkındalığında olan kadınlarda görülür. bunu yanında, namus kavramı da bu konuda etken olmaktadır. ayrıca, yine ülkemizdeki aile hayatı kavramı, genelde gözler önüne serilen ve özendirme çalışmaları yoğun bir şekilde sürdürülen, avrupai veyahut amerikanvari aile hayatı ve yaşam tarzlarının sürekli empoze edilmesi sonucunda bir baskı unsuru gibi görülmektedir. sonuçta da bu baskıdan kurtulma ve sözde özgürlüklerini kazanmak adına bu duygu bastırılması güç bir hal almaktadır.
bu durum, meraktan daha çok içgüdüsel olarak ortaya çıkan bir durumdur. kadınlar, yapısal olarak ev kurmaya, çocuk doğurmaya uygun yaratıklardır.
en marjinal kadınlar bile evlenme teklifi aldıklarında sıvılaşırlar. bu da evde kalmak korkusundan daha çok, kendi evine sahip olmak, o evi idare edip, doğuştan getirdikleri sahiplenme ve anaç duygularının açığa çıkmasına vesile olacak en uygun durumdur hele bi de hamile kalırlarsa şahane olur.
gelinliğin beyaz olması bunu doğrulamaz mı? dikkat ederseniz, damatlık genelde siyahtır (smiley).
çok sevmekten kaynaklanır bu evlenme isteği. türk aile yapısından dolayı sevgilisi ile uyumasının, istediği gibi vakit geçirmesinin, kötü gözle(!) bakılmadan istediği şeyi yaşayabilmesinin tek yolunun evlenmek olduğunu bilir hatunumuz. ayırca erkeklerin özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelse de evlilik, bayanlar için bunun tam tersi olabilir. aile baskısından sıyrılmanın da en tatlı yolu olabilir. ayrıca sevgilisiyle aynı evde olmanın, sarılıp uyumanın, ortak yaşamı paylaşmanın tadını alan birinin evliliği hayal olarak da olsa kafasından geçirmemesi kanaatimce imkansızdır.
türkiye'de yaşıyorsanız gayet doğal bir durumdur. pek çok kız için özgürce dışarı çıkmasının, sevgilisiyle tatile gidebilmesinin, seks yapmasının, sarılıp uyumasının yolu bundan geçer. istediğin işte çalış, istediğin kadar ekonomik özgürlüğe sahip ol, her zaman aile/toplum baskısını üzerinde hissedersin bu ülkede. sözlükteki çoğu insanın bu gerçeği bilmez gibi bir tavır içinde olmasını anlayamıyorum.
pride and prejudice daki küçük salak kızlarda ne kadar saçmalaşabileceği ayan beyan gösterilen olgu..
o kadar abartılmadığı sürece, yalnız kalma korkusuna karşı bir savunma mekanizması olarak düşünülürse, nispeten kabul edilebilir tabi.
tabi bir de olaya venüsten bakmak gerek.. o zaman diyoruz ki (bkz:
erkeklerdeki evlenme korkusu)
(nell, 10.03.2006 23:19 ~ 23:24)
erkeklerdeki seks merakından ve uçkur sevdasından daha anlamlı olan merak..
sosyolojik ve psikolojik açıdan,
kız çocuklarının daha ilk oyuncaklarından kafasına yerleşen mantıktır.
kız çocuğuna evcilik için, bebek ve oyuncak bardaklar tabaklar vs. alınır.
ne bekliyordunuz? bu kızın evlenmekten nefret etmesini mi?
erkek çocuklarına da arabalar oyuncak silahlar vs alınır değil mi?...
öyleyse, aynısının bir değişiği için, (bkz:
erkeklerin araba merakı)..
böyle bir merak mı varmış ? var denirse komik bir genelleme olurdu. bunlar idrardan karakter tahlilleri fazla kapılmamak gerekir.
her hatunda olmayan bir merak çeşidi.
şartlı refleks.
az bile olan durum. düşünüyorum da elimde istediğim zaman sevişme gibi bir fırsatım olsa ama aynı zamanda bunu yaparsam toplumda yenilecek damgalardan katledilmeye kadar uzanan geniş bir yelpazede başıma örülecek çoraplar olsa evlenmek içimde meraktan öte birşeyler olurdu muhtemelen.
son 1 sene sevgiliyle yaşamak ve kontrat yenilenmesi sırasında sırf sevgili olayı apartman ahalisine ters diye apartmandan tepki görmek ve ev sahibinin bu olaylar dahilinde kirayı nerdeyse 3 katına çıkarma isteği sonucunda oluşacak meraktır. insan der içinden "ulan evli olsak böyle yapabilir miydi g.t kafalar" diye.
üniversite yıllarında yüzük takma merakıdır bu. ilerledikçe o yüzüğün gerçek olması hatta beraberliğin belediyece onaylanması istenir. ''sevişeceksen bundan belediyeye ne'' diye de ben bir merak içerisindeyim diyeceğim, ''nerde yaşadığımı sanıyorum lan ben'' şeklinde kendime sorular sormaya başlayacağım.
evet
ne güzel ki -burda kinaye yok- türkiye'de yaşıyoruz ve
maalesef ki -burda da yok kinaye falan- hala kadınların bir kısmı sevişmek için belediyeden izin almak zorunda. bu da haliyle sevişme merakının evlenme merakı şeklinde zuhur etmesini sağlıyor.
aslında biraz da mizah kokan bir durumdur bu.
18 yaşındaki çıtı pıtı güzel kızımıza ileride evlenmek ister misin diye sorsanız ezici çoğunluğu hayır der, cevapları da bellidir, kafama göre biri bulunmaz, ben kariyer edinmeliyim, evlilik öyle kolay gelmez yanıma der. neden? çünkü daha yeni yeni dişi olmuştur bu kızımız, çevresinde erkekler pervane, seç beğen çık. gez dolaş gör. şimdi bu kız evlilik düşünür mü, hayır.
28 yaşında şaraplaşmaya meyilli kızımıza sorduğumuzda ise aklı yavaşça gelinliklere, evinin kadını olmaya, evli bir bayan olup artık yüzük göstermeye yönelir. neden? artık yaşlanmıştır çünkü, güzellik desen artık matlaşmış olan olmuş, kazıklar yenmiş gelmiş geçmiş. iyi erkekler de zaten kapışılmış, evlenilmiş, arkdaşları ise bebek bekliyorum diye mesajlar çekmeye başlamış... benim neyim eksik şu kadınlardan deyip artık 7-8 sene önce günahını vermeye bile niyeti olmayan erkeklerin yüzük parmağına bakar hale gelmiş...
en feminist kadın bile bir yerde sahiplenilmek korunmak ister. yoksa yasal-etik seks, çocuk yapma isteği olduğunu düşünmüyorum. bir erkek yalnız kalıp ölebiliyor ama bir kadın bir kere olsun sahiplenilmeden ölmek istemez, belki de fark burada.
"allahım evleneyim de şu korkunç ve şiddetli flört dünyasından kurtulayım" sebebinin sonucudur
anne olmak istemenin sonucudur.
illa bir insanı kendi deyimleriyle tapulamaya çalışan zihniyetin ürünüdür.her erkekte ne kadar kadınım olgusu varsa her kadında da erkeğim modeli vardır ve sahiplenmek ister. erkeği kontrol altına alabileceği tek şeyin nikah olduğunu düşünen zihniyettir. bide o "erkeğinin" çocuğunu doğurursa işte artık her şeyiyle onundur. mutlu çekirdek aile tablosu çizilir.
(bkz:
ah canım kıyamam ya)