kürtler adlı kitabında soruna gerçekçilik penceresinden değil de hafif ve özalvari yaklaştığı açık olan gazeteci.
devrim, yeni ortam ve toplum dergileriyle soldan giriş yaptığı mesleki hayatına günaydın, cumhuriyet, sabah ve son olarak milliyet ile liberal sağdan devam ediyor.
fikirlerinden ve duruşundan hazzetmesem de röportaj konusunda sağlam işler yapmıştır.
- askeri yönetim döneminde ciddi bir demokrasi mücadelesi verdi. ama onun dışında, devletin iç çekirdeğiyle ya da askerle ilişkileri benim eleştireceğim türdendi. tasvip etmedim, etmiyorum. sonra özel televizyonlara karşıydı, tek kanaldan yanaydı. ekonomide devletçiliği savunuyordu. anti-amerikandı. amerika’dan davet aldı, gitmedi. bunlar benim anlayışıma uyan şeyler değildi. ama yufka yürekli, yumuşak biriydi, o başka...
demokrasiyi her istediğin haltı yiyebilmek olarak algılayan zihniyetten biri.her sene güneydoğuya gidip röportaj yapıp,halkın istedikleri şunlar çektikleri şunlar diye bıdı bıdı yapan yazar.
kitaplarını sırayla okuduğunuzda şu anki köşe yazarlarının bir çoğunun siyasi görüşlerinin geçirdiği değişimi çok kolay bir şekilde gözlemleybileceğiniz gazeteci. 68 kuşağı olup doğan avcıoğlu ismiyle diyaloğa girmiş hemen hemen bütün yazarlar hasan cemal'le aynı dönüşüme uğramışlardır. kimilerince dönekliktir bu kimilerince ise gerçeklerle yüzleşip doğru yola dönmek.
gazetedeki köşesinde ise kendisiyle özdeşleşmiş bir fotoğrafı yer almaktadır. ahmet hakan coşkun'un hemen hemen aynı pozu verdiği bir fotoğrafı kendi köşesini süslemektedir.
eskiden yani 30'lu 40'lı yaşlarında özel mülkiyete karşı, sermaye karşıtı sıkı bir sosyalist iken bugün "ab dünyanın gelmiş geçmiş en büyük uygarlık projesidir", "abd dünyanın en büyük medeniyetidir" gibi laflar söz edecek bir kişiliğe evrim göstermiş milliyet gazetesi yazarlarından.
ayrıca, cemal paşa'nın torundur. bu bakımdan dedesinin izinden gitmektedir. dedesi osmanlıyı hiçbir çıkarı olmayan savaşlara sokup yıktı, bu zatta türkiye'de aynı rolü üstlenmiş durumdadır.
kitaplarını okuduğum, kişisel hikayesini ilginç bulduğum ve parlamenter demokrasi üstüne düşüncelerine değer verip takip ettiğim bir insandır. bir süredir bugün* kaleme alacağı köşe yazısını bekliyordum. parlamenter demokrasiden bahseden, orduyu göreve çağıranların affedilmez bir hata işlediğinden bahseden bu insan, ankara'daki mitingi* nasıl yorumlayacaktı? sığ yorumlamış bence. suya sabuna dokunmamış. yüz binlerce insanın sadece kalabalık olmakla kazandıkları haklı olma durumunu 60'larda kendi yaptığı "hataları" örnek göstererek savuşturmaya çalışmış. bunlar da söylenebilir elbette ama benim hasan cemal üstüne verdiğim yargı söyledikleri değil söylemedikleri yüzünden. "tüm sorunlarımızı demokrasi içinde çözmeliyiz, artık siyasette askere yer yok." diyen bir insanın bu harekete karşı bu anlamda kayıtsız kalması bence de onun affedilmez hatasıdır.
ne kadar değer verilebilecek,ne kadar kaile alınabilecek,ne kadar adam...ben cumhuriyet mitinglerine katıldığım için kendisinin buyruğu ile başıboşmuşum,nereye çekerseniz gidebilecekmişim,bir anda olmadık hedeflerin aleti olabilirmişim,demokrasi derken darbe tertipçisiymişim...hasan cemal ve benzeri yazarcıklar benim adıma,beni tanımadan,benim yanımda hiç bulunmadan,gökdelenlerin lüks odalarından beni tahlil etmeyi artık bıraksın.ben hiçbir siyasi parti veya sivil toplum kuruluşunun üyesi değilim (bundan da utanıyorum aslında) mitinglere de kendi imkanlarımla,kendi refleksimle,kendi kaygı ve endişelerimle katıldım.tek grupsal hareketim de memleketim alanya dan gelmiş add grubunun yakama taktığı kırmızı,beyaz kurdeleden ibarettir.ben birey olarak da belirli tehlikeleri,endişe ve kaygıları öngörebilecek kadar yeterli zeka ve birikime sahibim.herkesi kendileri gibi bilen bir kısım çevre ya tarikatsal merkezlerinden ya da ab,abd gibi efendilerinden emir alıp hareket ettiğinden bizi de kendileri gibi yorumluyorlar.ama yapılan hareketin etkisinin büyüklüğü o kadar açık ki haince saldırıp sürekli bizi ve bizim üzerimizden orduyu yıpratmaya çalışıyorlar.merak ettiğim türkiye'nin üç büyük kentinde milyonlarca akpli yürüse,miting yapsa aynı unsurlar nasıl demokrasi şölenleri ilan eder,plazalarında partiler verip binlerce dolarlık şaraplarını tüketir ve abd ve ab den gelen tebrik telefonlarını cevaplarlardı.kendimle çeliştim merak ettiğim derken olacak olanı yazdım o kadar da eminim çünkü...kimi yazarlar orta sınıf olarak adlandırdıkları muhafazakar etkiyi göstere dursun öyle veya böyle tekrar kırmızı güçler(o ilk anladığın değil keşke olsa...) geliyor bunu gören yağdanlıklarda korkudan ne yazacaklarını şaşırıyor.
cumhuriyet mitingleri 'nin yapılmasını takiben, mitingleri düzenleyenler olarak isimleri anılan kişi veya kişilerden tamamen bağımsız olarak, cumhuriyetine sahip çıkmak adına meydanlarda toplanan milyonların, tüm bu ileri sürülen güdümlemelerden bağımsız tepkisinde bile bir bit yeniği ve bir sürü psikolojisi aramak için, takdire şayan çabalar sergilemiş ve sergilemeye devam eden, günümüzün maharetli gazetecilerinden biridir.
efendim, geçmişin en sıkı aktivistlerinden, en coşkulu cumhuriyet yazarlarından ve delifişeklerinden olan bu şahıs, pek çok nedenden dolayı fakat kişisel kanıma göre en çok da, zamanında gerçekten içtence emek harcadığı cumhuriyet gazetesi' nin liderliğini ve bilumum imtiyaz yetkilerini ilhan selçuk' a kaptırması nedeniyle tutulduğu ve yıllardır birtürlü kurtulamadığı '' ilhan selçuk takıntısı '' yüzünden, artık neredeyse içinde '' cumhuriyet '' kelimesi geçen herşeye karşı bir nefret, bir paranoya ve bir karalama güdüsü beslemeye başlamıştır.
akp iktidarı boyunca, bu iktidarın en sıkı destekleyicilerinden biri olmuş, kıbrıs' tır, ırak' a asker yollanmasıdır, yabancıların türkiye' de elma armut fiyatına gayrimenkul sahibi olabilmesinin sağlanmasıdır, bunlar gibi daha pek çok uygulamayı hiç sektirmeden yürekten savunmuştur. akp iktidarının dışında kalan uygulamaları ise, cumhurbaşkanının tasarrufları, anayasa mahkemesinin, danıştay' ın uygulamaları gibi uygulamaları da ikidebir sarfettiği '' liberal demokrat '' kimliğiyle, yerden yere vurmuş ve '' istemezük '' demiştir. aynı zamanda kendisinin dışına kalan ve onunla aynı düzlemde düşünmeyen pek çok gazeteci ve politikacıyı da '' darbeci ve demokrasiden nasibini almamakla '' itham etmiştir.
şimdiye kadar ki yazılarının hemen hemen hepsini elimden geldiğince önyargısız okumaya gayret etsem de, son günlerdeki cumhuriyet mitingleri ve miting düzenleyicilerinin yanında miting katılımcılarını da ima ederek ortaya attığı '' organize çekirdek '' yaftası karşısında, tüm soğukkanlılığımla beraber sabrımı da kaybetmiş bulunmaktayım..
anlayamadığım şudur; nasıl oluyor da böylesine bir güzide geçmişe ve tasarruflara sahip bir gazetecinin, ülkesinin bir ortak pazara dönmesi ve irticanın cirit atması için uğraşanlara tam destek veren , liberal demokratlık kisvesi altında aslında yıllardır içinden söküp atamadığı ilhan selçuk hastalığı yüzünden, cumhuriyet' ini ve atatürk ilkeleriyle inkılapları' nı, ulusal değerleri savunanlara, tam da aydın ve öngörü sahibi gazetecilere bu kadar ihtiyaç duyulurken yüz çevirmekte ve bu ülkenin gördüğü en felaket iktidar olan akp iktidarıyla '' seviyeli '' bir ilişkiye girerek flört etmekte sakınca görmeyen bir gazeteciye dönüşmüş olmasıdır.
anlayamamakla beraber katlanamadığım ise şudur; o meydanları sadece ülkesinin milli menfaatleri ve değerlerine sahip çıkmak adına doldurmuş olan, cumhuriyetinin aldığı darbeler ve laik sistemin bekası için toplanan milyonlarda bile, sırf işin içinde cumhuriyet gazetesi' nin de adı geçiyor, türkan saylan olsun, nur serter olsun, add olsun, bunlar gibi kendince ilhan selçuk' a yakın olmakla suçladığı isimler geçiyor diye, bir fitne fücur, bir artniyet, bir darbe çığırtkanlığı aramaya yeltenmiş olmasıdır. o milyonlar ki, o alanları, ne öne çıkan isimler için ne de orduyu göreve çağırmak için toplanmıştır. fakat, günümüzün '' aydın '' (!) gazetecilerinden biri olarak anılan yılların gazetecisinin bile bu gerçeği bile bile harcayıp görmezden gelmesi karşısında, söylenebilecek pek fazla şey kalmıyor. ama bünyede tarifsiz bir daralma, bir iç geçirme, bir '' lanet olsun '' hissiyatları başgösteriyor.
27 nisan muhtırasına amasız mamasız, net, kesin ve sert ifadelerlerle karşı durabilmeyi beceren tek yazar olmuştur diyebilirim. memleketteki ender demokratlardan biridir. kimsenin de cesaret edmeyeceği şeyler söylemiştir, türkiyenin bir "asker sorunu" var demiştir, bu çözülmeden diğer hiçbir sorun çözülemeyecek demiştir. (bkz: http://www.milliyet.com/...)
akp'nin maşası falan değildir, sözcüsü falan değildir, onun derdi açık toplum, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti. bu zamanlarda iktidarla iyi geçinip askerle ve diğer sivil bürokrasi ile kötü olmak prim getirmiyor, hatta tehlikeli bir durumdur bile diyebiliriz. 3 tam 1 yarım darbe gören bir insan olarak açık toplumu savunuyor, taktir edilesidir.
rüzgarda kırılmaktansa eğilmeyi evla gören kişiliksiz politik duruş(suzluk) abidesi! bizleri "aydın"latma derdindeki güzide medya tekelimizin; eski solcu, yeni tam gaz liberal etiketiyle allayıp pullayarak piyasaya sürdüğü sistem kalemşörü.
"sağ ol"sunlar, bir başka "bağımsız" ertuğrul özkök ile birlikte sol hareketin içerisinde defacto bulundukları imasını kullanarak yeni zamanlar ve değişim güzellemeleri yapıyor, sol hareket içerisinde nasıl bulundukları sorusuna kaçamak cevaplar vererek iddia edilen fiiliyatın niteliğinin de altını çiziyorlar.
"işini bilen"lerin alıp yürüdüğü, kurumların özelleşip güzelleştiği, üç kuruş daha ucuz diye insanların saatlerce halk ekmek kuyruklarında beklediği bu ülkede; hususi arabalarıyla bırakıldıkları plazalardaki odalarında, deri koltuklarına gömülüp piyasaların yönelimi,ımf ve istikrar çığırtkanlığı, iktidar-sermaye borazanlığı yapmalarını durup düşünmeli.
ayrıca hasan cemal'in kitabının ismine de aldanmamalı. cumhuriyeti mi yoksa parayı ve iktidarı mı çok sevdiğini tartışalım derim...
hemen hemen her yazısını ne yapıp edip ab'ye, abd'ye, küreselciliğe, onlarla iyi geçinmemize bağlayan sözüm ona yazar.
işsizliği bile yukarıdaki saydıklarıma bağladı. acaba orduya da bağlamış mı diye baktım ama bu sefer orduya sataşmamış. hayret, nasıl gözünden kaçırdı anlamadım ...
"çankaya-genelkurmay-denktaş üçgenindeki ret cephesi ile, hükümetteki kararsızlığı tespit eden dışişleri'nin de ikircikli tutumu, kıbrıs'a ilişkin çok iyi bir fırsatın kaçmasına neden oldu.
hükümet eğer bir yıl sonra gecikmeli olarak göstereceği kararlılığı, daha işin başında benimsemiş olsa ve annan planı'nı kabul etmiş olsaydı, bugün türkiye'nin ab yolunu engebeli kılan güney kıbrıs vetoları yaşanmayacaktı."
1) sanki tek bir annan planı varmış gibi konuşuyor. o bahsettiği kayıp bir yıl sayesinde anlaşma kıbrıs türklerinin çıkarlarını az çok kollar hale getirildi. bilgisiz olmadığına göre kasıtlı bir manipulasyon yaptığını düşünüyorum.
2) bir yıl önceki anlaşmayı güney kıbrıs'ın da kabul edeceğini varsayıyor. eğer söylediği gibi aynı anlaşmadan söz ediyorsak neden edecek olsunlar? dediğim gibi anlaşma zaman içinde çok değiştiği için güney kıbrıs rum kesimi ("işin başındaki") bir yıl önceki anlaşmayı güle oynaya imzalardı. çünkü anlaşmanın şartları açıkça onların lehineydi.
3) sanki ab yolundaki engebeler kıbrıs sorunundan kaynaklanıyormuş gibi konuşuyor. avrupa siyaset hayatındaki genel muhafazakâr havanın ezici belirleyiciliğini dikkate almadan kıbrıs'ın rolünü bu kadar büyütmek de hatalı bir davranış bence.
ikinci cumhuriyetçiler onbirinin kaptanı. bir insan hiç mi doğruları yazmaz, bu kadar mı at gözlüğü takabilir? çok iyi hatırlıyorum, akp iktidarının tam orta yerine kadar ben bu adamı severdim. sonra o mu değişti, ben mi bilmiyorum ama sonrasında yazıları çok fena batmaya başladı.
- hasan cemal akp'yi mi övüyor, akp haksızdır
- chp'yi mi kötülüyor, chp haklıdır
- özelleştirmeleri mi savunuyor, orada bir bit yeniği vardır
- rauf denktaş'ı mı kötülüyor, denktaş haklıdır
- ab ci mi? ab yaramaz
- ordu'yu mu kötülüyor, ordu baş tacımız
- türkiye malezya olmaz mı diyor, olur
kendisi milliyet ve aydın doğan'ın misyonuna tamamen uyar, baş tacıdır. hükümetle arası iyidir, rte'nin dinci gazeteciler dışında uçağına aldığı ender kişilerdendir. galatasaylıdır, dünya kupasına filan milliyet kontenjanından gider, 1 ay yer içer maç izler, abuk subuk maç yazıları yazar. bir gün gördüğü rüyadan uyanmasını ve "allahım ne kadar da körmüşüm" demesini bekliyorum ama türkiye afganistan olsun, yine de uyanacağını sanmıyorum.
geç de olsa pembe rüyalardan uyanmış yazar. şimdiye kadar akepe'yi kayıtsız şartsız destekliyordu, hükümete ilk defa şüpheci bir şekilde yaklaşıyor. konu: sabah-atv ihalesini tek başına ihaleye giren çalık holding'in zorlanmadan ucuza kapatması. ilginç nokta bu şirketin genel müdürlüğünü rte'nin damadı berat albayrak'ın yapması. devamı yarın!