- askeri yönetim döneminde ciddi bir demokrasi mücadelesi verdi. ama onun dışında, devletin iç çekirdeğiyle ya da askerle ilişkileri benim eleştireceğim türdendi. tasvip etmedim, etmiyorum. sonra özel televizyonlara karşıydı, tek kanaldan yanaydı. ekonomide devletçiliği savunuyordu. anti-amerikandı. amerika’dan davet aldı, gitmedi. bunlar benim anlayışıma uyan şeyler değildi. ama yufka yürekli, yumuşak biriydi, o başka...
demokrasiyi her istediğin haltı yiyebilmek olarak algılayan zihniyetten biri.her sene güneydoğuya gidip röportaj yapıp,halkın istedikleri şunlar çektikleri şunlar diye bıdı bıdı yapan yazar.
kitaplarını sırayla okuduğunuzda şu anki köşe yazarlarının bir çoğunun siyasi görüşlerinin geçirdiği değişimi çok kolay bir şekilde gözlemleybileceğiniz gazeteci. 68 kuşağı olup doğan avcıoğlu ismiyle diyaloğa girmiş hemen hemen bütün yazarlar hasan cemal'le aynı dönüşüme uğramışlardır. kimilerince dönekliktir bu kimilerince ise gerçeklerle yüzleşip doğru yola dönmek.
gazetedeki köşesinde ise kendisiyle özdeşleşmiş bir fotoğrafı yer almaktadır. ahmet hakan coşkun'un hemen hemen aynı pozu verdiği bir fotoğrafı kendi köşesini süslemektedir.
kitaplarını okuduğum, kişisel hikayesini ilginç bulduğum ve parlamenter demokrasi üstüne düşüncelerine değer verip takip ettiğim bir insandır. bir süredir bugün* kaleme alacağı köşe yazısını bekliyordum. parlamenter demokrasiden bahseden, orduyu göreve çağıranların affedilmez bir hata işlediğinden bahseden bu insan, ankara'daki mitingi* nasıl yorumlayacaktı? sığ yorumlamış bence. suya sabuna dokunmamış. yüz binlerce insanın sadece kalabalık olmakla kazandıkları haklı olma durumunu 60'larda kendi yaptığı "hataları" örnek göstererek savuşturmaya çalışmış. bunlar da söylenebilir elbette ama benim hasan cemal üstüne verdiğim yargı söyledikleri değil söylemedikleri yüzünden. "tüm sorunlarımızı demokrasi içinde çözmeliyiz, artık siyasette askere yer yok." diyen bir insanın bu harekete karşı bu anlamda kayıtsız kalması bence de onun affedilmez hatasıdır.
27 nisan muhtırasına amasız mamasız, net, kesin ve sert ifadelerlerle karşı durabilmeyi beceren tek yazar olmuştur diyebilirim. memleketteki ender demokratlardan biridir. kimsenin de cesaret edmeyeceği şeyler söylemiştir, türkiyenin bir "asker sorunu" var demiştir, bu çözülmeden diğer hiçbir sorun çözülemeyecek demiştir. (bkz: http://www.milliyet.com/...)
akp'nin maşası falan değildir, sözcüsü falan değildir, onun derdi açık toplum, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti. bu zamanlarda iktidarla iyi geçinip askerle ve diğer sivil bürokrasi ile kötü olmak prim getirmiyor, hatta tehlikeli bir durumdur bile diyebiliriz. 3 tam 1 yarım darbe gören bir insan olarak açık toplumu savunuyor, taktir edilesidir.
hemen hemen her yazısını ne yapıp edip ab'ye, abd'ye, küreselciliğe, onlarla iyi geçinmemize bağlayan sözüm ona yazar.
işsizliği bile yukarıdaki saydıklarıma bağladı. acaba orduya da bağlamış mı diye baktım ama bu sefer orduya sataşmamış. hayret, nasıl gözünden kaçırdı anlamadım ...
"çankaya-genelkurmay-denktaş üçgenindeki ret cephesi ile, hükümetteki kararsızlığı tespit eden dışişleri'nin de ikircikli tutumu, kıbrıs'a ilişkin çok iyi bir fırsatın kaçmasına neden oldu.
hükümet eğer bir yıl sonra gecikmeli olarak göstereceği kararlılığı, daha işin başında benimsemiş olsa ve annan planı'nı kabul etmiş olsaydı, bugün türkiye'nin ab yolunu engebeli kılan güney kıbrıs vetoları yaşanmayacaktı."
1) sanki tek bir annan planı varmış gibi konuşuyor. o bahsettiği kayıp bir yıl sayesinde anlaşma kıbrıs türklerinin çıkarlarını az çok kollar hale getirildi. bilgisiz olmadığına göre kasıtlı bir manipulasyon yaptığını düşünüyorum.
2) bir yıl önceki anlaşmayı güney kıbrıs'ın da kabul edeceğini varsayıyor. eğer söylediği gibi aynı anlaşmadan söz ediyorsak neden edecek olsunlar? dediğim gibi anlaşma zaman içinde çok değiştiği için güney kıbrıs rum kesimi ("işin başındaki") bir yıl önceki anlaşmayı güle oynaya imzalardı. çünkü anlaşmanın şartları açıkça onların lehineydi.
3) sanki ab yolundaki engebeler kıbrıs sorunundan kaynaklanıyormuş gibi konuşuyor. avrupa siyaset hayatındaki genel muhafazakâr havanın ezici belirleyiciliğini dikkate almadan kıbrıs'ın rolünü bu kadar büyütmek de hatalı bir davranış bence.
ikinci cumhuriyetçiler onbirinin kaptanı. bir insan hiç mi doğruları yazmaz, bu kadar mı at gözlüğü takabilir? çok iyi hatırlıyorum, akp iktidarının tam orta yerine kadar ben bu adamı severdim. sonra o mu değişti, ben mi bilmiyorum ama sonrasında yazıları çok fena batmaya başladı.
- hasan cemal akp'yi mi övüyor, akp haksızdır
- chp'yi mi kötülüyor, chp haklıdır
- özelleştirmeleri mi savunuyor, orada bir bit yeniği vardır
- rauf denktaş'ı mı kötülüyor, denktaş haklıdır
- ab ci mi? ab yaramaz
- ordu'yu mu kötülüyor, ordu baş tacımız
- türkiye malezya olmaz mı diyor, olur
kendisi milliyet ve aydın doğan'ın misyonuna tamamen uyar, baş tacıdır. hükümetle arası iyidir, rte'nin dinci gazeteciler dışında uçağına aldığı ender kişilerdendir. galatasaylıdır, dünya kupasına filan milliyet kontenjanından gider, 1 ay yer içer maç izler, abuk subuk maç yazıları yazar. bir gün gördüğü rüyadan uyanmasını ve "allahım ne kadar da körmüşüm" demesini bekliyorum ama türkiye afganistan olsun, yine de uyanacağını sanmıyorum.
geç de olsa pembe rüyalardan uyanmış yazar. şimdiye kadar akepe'yi kayıtsız şartsız destekliyordu, hükümete ilk defa şüpheci bir şekilde yaklaşıyor. konu: sabah-atv ihalesini tek başına ihaleye giren çalık holding'in zorlanmadan ucuza kapatması. ilginç nokta bu şirketin genel müdürlüğünü rte'nin damadı berat albayrak'ın yapması. devamı yarın!
bugünkü yazısını gs-fb arasında 27 şubat 2008'de oynanan kupa maçına ayırmış.
hasan cemal fanatik bir gs'li olarak son dakikada atılan golün sevincini "kendimi hiç tanımadığım bir adamın kollarında buldum" diye ifade etmiş.
ilahi hasan cemal biz yıllardır kucağa oturmaya alışmış satılık medya kalemlerini görmeye alıştık zaten;sen bir kere kendini başkasının kollarına atmışsın,ne yazar!
(bkz: http://www.milliyet.com.tr/...)
kendi geçmişiyle hesaplaşmasını hâlâ bitirememiş gibi yazıyor. bugün "ne olursa olsun demokrasi, parlamenter sistemin devamı!" diye yazıp durması o günlerin günahını çıkarma sanki. tabi ki demokrasi. tabi ki parlamenter sistem dahilinde çözümler. ama hangi çözümler? hasan cemal sakinleşelim, kutuplaşmayalım dışında bugüne kadar tek bir somut çözüm önerisi getirmedi. neyin olması gerektiğini söylüyor ama şu an ne yapılması gerektiği hakkında bir fikri yok. varsa da paylaşmıyor bizimle.
ama sırf kendisi bir zamanlar cuntacıydı diye cumhuriyet mitinglerini arkalarındaki çekirdek kadrodan dem vurarak görmezden mi geleceğiz? meydanlarda toplanan insanlara kandırılmış mı diyeceğiz? o insanların korkularını gidermeye çalışmayan ama daha da körükleyen bir iktidara demokratik süreç dahilinde ne yapılabilir? ben bilmiyorum. bir yolunu bulmaya çalışıyorum. en azından hasan cemal gibi atıp tutmuyorum.
karl popper'in açık toplum ve düşmanları isimli kitabını okuduktan sonra devrimci sol çizgiden liberalizme doğru dönüşmeye başladığını yazmıştı bir kitabında. ne derece doğrudur bilinmez.
ittihat ve terakki cemiyeti önderlerinden en iyi bildiği şey daragacında adam sallamak olan gaddar cemal paşanın torunu eski maocu sosyalist yeni liberal demokrat yazar. liboş çizgisinde samimi olduguna inanmaya baslayanlar için 28 eylül deki gerici tavrı kendilerine gelmelerine yetecek kadar sarsıcı olmuştur. eski bir cumhuriyet yazarı olan cemal gazeteden tasfiyesinden sonra bir zamanlar ekmek kapısı olan gazeteye tabiri caizse pis demiş ve yayınladığı kitaplarla öc alma duygusu içerisine girmiştir. özellikle bir zamanlar ilhan abisi olan ilhan selçuk'a karşı başlattığı akıl almaz oyun döngüsü içerisinde ilhan selçuk rüzgar gülü olmuş, darbecilere şakşakcılık yapmış, dünün komunisti bugünün kapitalisti olmuş, 84 yıllık cumhuriyet de bir anda takiyyeci olmuştur. ey hasan cemal sorarlar adama sen ve şahin alpay varken laik olan cumhuriyet sizden sonra mı alaturka laikliğe dönüş yaptı? fırdöndülüğün sınırlarını bilip haddimizi aşmamak gerek efenim.
(bkz: cumhuriyeti çok sevmişmiş)