görseller
harf devrimiharf devrimi
harf devrimiharf devrimi
belki ilginizi çeker
  1. · harf devrimi ile kültürümüzden kopartıldık
  2. · harf devrimi ile kütürümüzden kopartıldık
  3. · kiril alfabesi
  4. · harf devrimi ile kültürümüzden kopartıldık
  5. · türkçeyi yetersiz bir dil sanan zihniyet
  6. · ahmak ı hayal
  7. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · disko kralı
  2. · 250 milyarlık cip kullanan türbanlı
  3. · thierry henry
  4. · ezel
  5. · itü sözlük hiçbirimiz komiklik yapmıyoruz günü
  6. · darbeci baro taksim e hoş geldin
  7. · yök ün katsayı uygulamasını kaldırması
  8. · diş fırçalamaya üşenmek
  9. · galatasaray ın fenerbahçe yi alkışlaması

harf devrimi  

 sayfa  / 2
  1. öğrenilmesi son derece güç olan arap abecesinin okuryazar sayısının artmasını engellediğini, ayrıca türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldığını anlayan atatürk'ün, 1926'dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar sonucunda, türkçe'nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen latin abecesi alınıp, yeniden düzenlenerek, 1 kasım 1928'de çıkarılan "türk harfleri" adıyla 1353 sayılı kanunla kabul edilmiş.kanun'la yürürlüğe kondu ve atatürk'ün kendisinin de katıldığı yaygınlaştırma çalışmaları sonucunda, kısa süre içinde kabullenildi. atatürk'ün millet mektepleri başöğretmenliği'ni kabul ettiği tarih olan 24 kasım 1928, öğretmenler günü olarak kutlanmaktadır.!:ukde
    (s a t o, 10.04.2007 13:18)
  2. nekropsi'nin, iki albümleri arasında on yıllık bir fark olduğu hesaba katıldığında çiçeği burnunda sayılabilecek "sayı 2: 10 yılda bir çıkar" adlı arıza albümünden arıza bir parça.
    (veni vidi pipi, 02.05.2007 17:19)
  3. atatürk'ün devrimlerinden biridir.
    osmanlı zamanında kullanılan arap alfabesinin yarattığı sıkıntılar ve muasır medeniyet seviyesine ulaşma düşüncesi üzerine mustafa kemal atatürk latin alfabesini canım ülkeme getirdi. halk tarafından çabuk benimsendi bu harfler. kışlada, camide, okulda kurslar açıldı. yeni harflerle ilk gazete basıldı. (bkz: mardin) 1 kasım 1928’de tbmm tarafından kabul edilen latin alfabesi ile harf inkilabı başladı. atatürk başöğretmen ünvanını aldı.
    (kunduz, 30.05.2007 23:31 ~ 23:40)
  4. (salieri ve çiğnenen onuru, 22.11.2007 02:48)
  5. geçen onca yıldan sonra düşünüldüğünde, atatürk ün bu değişiklik ile yeniden bir okuma seferberliği başlattığı ve türkiyeyi islam dünyasının o zamanki karanlık dünyasından uzaklaştırarak bizi avrupaya yakın hissetmemizi sağladığı ve başardığı açıkca gözükmektedir.

    tüm islami motiflerin ve mesajların arapça yazılıdığı göz önüne alındığında laiklik için de bir zemin hazırladığı, insanların gözlerini alıştırdığı ve planlı büyük değişimin parçası olduğu çok açıktır.

    şu anki tarih kitaplarımıza ve arşivlere ulaşamama nedenimiz kullanıdığımız latin alfabesi değil, türk ve osmanlı tarihini araştırmak için yetiştirmediğimiz ilim adamlarımızdır.
    (julien, 13.07.2008 11:30)
  6. cumhuriyet devrimlerinin belki de en etkili olanıdır. bir ülkenin çehresini bir günde değiştirmiştir. batıya yönelimin büyük bir sembolü ve hatta anıtıdır. bir anda gazeteler batı gazeteleri gibi çıkmaya başlıyor, devlet dairelerinin tabelaları değişiyor, sokak tabelaları değişiyor, trenlerin üzerindeki tabelalar değişiyor, dükkan vitrinleri değişiyor... farkında mısınız? dün gece bir şark ülkesindeyken bi sabah bir avrupa ülkesinde uyanmış gibi oluyorsunuz.

    öte yandan biraz aceleye gelmiş bir devrimdir. eğer ki üzerinde biraz daha çalışılsaydı daha makul bir alfabe kullanabilirdik, içinde "q" da olurdu nefde. bir de "harf devrimi ile kütürümüzden kopartıldık" meselesi var ki o ister istemez gerçekleşecek bir sonuçtur. iyi ya da kötü olduğu tartışmalıdır. ama her devrim maziyi silmeyi amaçlar. o kadar olur.
    (azwepsa, 17.11.2008 13:08)
  7. (azwepsa, 28.11.2008 10:53)
  8. istanbul'daki bir posthanenin önüne konmuş yeni latin harfleri;
    (görsel: harf devrimi/86289)

    bir esnaf yeni harfleri öğrenmeye çalışıyor;
    (görsel: harf devrimi/86290)

    işi gereği yeni harfleri en yakın zamanda öğrenmesi gereken bir muskacı;
    (görsel: harf devrimi/86291)

    bir açık hava sınıfı;
    (görsel: harf devrimi/86292)

    herkes kendi çabasıyla birşeyler öğrenmeye çalışıyor;
    (görsel: harf devrimi/86293)

    arap harfleriyle yazılmış posterler ve ilanlar hızlı bir şekilde ortadan kayboluyor;
    (görsel: harf devrimi/86294)

    sokaklarda, caddelerde, kısaca her yerde yeni harfler;
    (görsel: harf devrimi/86295)

    dükkanlar yeni harfler ile tabelalarını hazırlıyor;
    (görsel: harf devrimi/86296)

    şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım..mustafa kemal atatürk'ün en radikal devrimlerinden birisiydi harf devrimi..kendinizi o zamanların insanları yerine koymanızı rica edeceğim biraz..bir gün uyanıyorsunuz ve konuşmanızı ve işinizi simgelendirdiğiniz yazınızın harfleri değişiyor..yargılayacak değilim atatürk'ü, elbet latin harflerinin genelgeçerliğini ve türkiye'nin modernizasyonu için ne kadar önemli olacağının bilincindeyim ama gerçekleştirmek için ne kadar zor bir devrim olduğunu da kabul etmeliyiz..kabul etmeyip isyanlara kalkışanlar, yenileşmeyi inkar edenler olmuş mudur (ya da ne kadar süre ile bu inatlarını devam ettirdiler?) bilemem ama atatürk'ün kabul ettirmek nasıl bir politika seçtiğini merak ederim..

    bir diğer keskin devrim için; (bkz: halifeliğin kaldırılması)
    (zeus, 23.06.2009 14:23)
  9. tamamen batıyla uyumluluk sağlamak için yapılmış iyi bir devrimdir. "iyi" dedim ama "gerekli" demedim. yani olmasa da olurdu. ilkokulda bize dayatılan "öğrenilmesi son derece güç olan arap abecesi" doğru birşey değil. sonuçta bir alfabe; hatta çin veya japon alfabesiyle karşılaştırıldığında bayaa basit. ayrıca muasırlık seviyesini latin harfleriyle ölçmek de ne kadar aklı selim birisinin işidir onun kararını da sizin gibi pırlanta çocuklara bırakıyorum. ama dediğim gibi iyi olmuştur, translitere sorunu çekmiyoruz (haliyle). misal bulgaristan'da kiril alfabesi kullanılır, cep telefonlarının çoğu kirilce desteklemiyordu ve millet kendi kendine alfabeyi gayrıresmi olarak laticeye translitere etmek zorunda kalmıştı. aynı şey suriye, lübnan vs. gibi arap memleketleri için de geçerli. arap klavyesinin dizilimi q klavyeden çok farklı, o yüzden tembel herifler kullanmaya bile kasmıyorlar.
    (keyif pezevengi, 01.07.2009 18:35)
  10. "harf devriminin doğuştan sakat durumunu ve kemalist seçkinlerin "biz yaptık oldu" şeklindeki diktasından ibaret bir hüküm şeklinde pratik yaşamda ifadesini bulduğu (aslında bulamadığı) , sonuç olarak sözü edilenin mustafa kemal ve de onun getirdiği yenilikler olması hasebiyle de eleştirilmekten imtinayla kaçınıldığı bu ülkeye, 97 yılında kısacık da olsa uğramış olan derrida önemli birtakım şeyler söylemiştir "yakışıklı k.a ve onun devrimi" hakkında;

    harf devrimini, harf darbesi olarak (coup de la lettre) nitelemiştir fransa daki bir dostuna yazdığı mektubunda, "bir beden değiştirme çabası" lakin "halkın istemi dışında" sözü de onundur. ve şöyle devam eder:

    "....başlarken söylemiş olduğum gibi, buraya ayak bastığımdan beri saplantılı bir şekilde, yeni bir yazı şeklini halka dayatma kararı aldığında, yakışıklı mk'in aklından neler geçtiğini düşünüyorum: "tamamdır, herkes iş başına, herşey halledildi, artık yeni bir alfabemiz var!" modern kültüre geçiş bahanesiyle insanlar, bir günde, yüzyılların hafızasını okuyamaz duruma geldiler, cahil kılındılar. işte bu, kişinin ülkesini kimbilir hangi serüven arayışına terk etmesinin korkunç yolu, bunu yapmanın en canavarca ama belki de tek yolu, bellek yitimidir! üstelik kırbaç zoruyla ve çağın diktatörlüğü altında, yine de yaptıkları için dünyadaki en iyi gerekçeleri her zaman sıralayan bir baskı altında."

    üstteki paragraf cogito'nun derrida'yla ilgili özel sayısındaki (46-47, 2006) ilk metinden alıntıdır. harf yeniliğinin bir yenilikten ziyade , bir kültürel yozlaştırıcı olarak işlev gördüğünü ve zaten okumakla arası hiçbir zaman iyi olmamış bu ülkedeki bireyleri gitgide daha da dibe çektiğini söylediğinde birileri, ya islamcı olmakla itham edilmiştir ya da onun bir uzantısı olan karşı devrimcilikle. oysa ki bu topraklarla hiç mi hiç işi olmamış olan bir filozof ta benzer şeyleri söylüyorsa, üstelik bu filozof geçen yüzyılın en önemli birkaç düşünüründen birisiyse, biraz kulak kabartmak lazımdır diye düşünüyorum."
    (ahmak ı hayal, 07.08.2009 10:10)
  11. harf devrimi ile bir gecede bir neslin okur yazar olmaktan çıkıp, kendi kültürüne yabancılaştırıldığı iddiası bir yönüyle hoşuma gidiyor ama kendisine pek katılmıyorum. yazıyı değiştirerek bir halkı ancak okur yazarlık oranı ne kadar yüksekse o kadar cahil bırakmış olabilirsiniz. devrim sırasında türk halkı dediğimiz topluluğun okuma yazma oranı neydi ki tüm halk cahil bırakılmış olsun. bence daha hakça bir ifade "bir nesilde yüzyılların mirasının hakimiyeti değişti." olurdu. yeni yazıyla okuma yazma öğrenenen nesil o mirastan ancak yazının sahibinin yani devletin izin verdiği miktarda ve şekilde faydalanabildi.

    kısacası harf devrimi olsa olsa bizim veya babalarımızın neslini kültürel bir mirastan yoksun bırakmış olabilir, harf devrimi sırasında hayatta olan ve o mirasa zaten erişme derdi olmayan ya da erişimi yazılı değil de sözlü kaynaklardan olan dedelerimizin veya onların babalarının neslini değil.
    (recai pengül, 07.08.2009 11:08 ~ 11:11)
  12. "başka bir uygarlığa öykünme yüzünden yozlaşan ve kimliğini yitiren türk(iye) toplumu sorununa "bediî ustanın mankenleri" bölümünde de eğilir yazar. türkiye'de mankencilik işini başlatan bediî usta'nın mankenlerinde bizleri "bizler" yapan özümüzü bulmak mümkünmüş, ama ilk önce şeyhülislâm tarafından din nedeniyle engellenmiş usta, sonra cumhuriyet döneminde de dükkâncılar, batı'ya öykünen ve artık "türk" değil başka bir şey olmak isteyen türklere, bu mankenlerle bir şey satamayacaklarını söyleyerek bediî usta'nın mankenlerini geri çevirmiş, avrupa'dan ithal edilmiş, bizi biz yapan özden yoksun , tuhaf duruşlu mankenleri yeğlemişler."*

    harf devriminin yapıldığı yıllarda okuma yazma oranı ne olursa olsun, kullanımda olan yazıyı tedavülden kaldırmak kısaca belirli bir kültürden kopartılmaktır. bir gecede başka bir yazıya geçmek, ve diğer yazıya yokmuş gibi davranmak, onu belirli bir kesmin kullanımına sunmak yüzyılların kültürüne ulaşmayı engellemektir. bana sorarsanız türkiye halkının en büyük handikaplarından biri mustafa kemal in devrimleri tepeden inme bir şekilde halka dayatması olmuştur. bir gecede festen panama şapkasına geçmek gibi, bir gecede alfabe değiştirmek de türkiye toplumunun üzerinde travmatik etkiler bırakmıştır. şu anda var olan kişiliksiz burjuvamızın da kaynağını sanırım burada arayabiliriz.

    * http://www.dipnotkitap.net/...

    (bkz: ahmet insel)
    (bkz: türkiye toplumunun bunalımı)
    (bkz: orhan pamuk)
    (bkz: bedii usta nın evlatları)
    (ahmak ı hayal, 07.08.2009 12:17 ~ 15:59)
  13. gereksiz sorun edilen devrimdir. benim bildiğim kadarıyla ki yanlış biliyor da olabilirim! ayrıca yazılı bir dayanağım olmadığı gibi otorite de değilim. ancak türkler taaa orta asya da farklı harfler kullanıyordu. o zamanlar yerleşik hayat yok tabi. kalkıp gidiyorlar. sonra dünya şartları falan yerleşik hayata geçilmiş. buralara gelinmiş. arap harfleri derken latince harflere kadar gelinmiş. son değişim bu kadar dert edilmesi acaba yerleşik kaldığımız bu yerin bir tarafında arapça harflerin oluşu ve geçmişimiz de bu harflerin oluşumu geliyor. ta orta asyadan buraya gelirken giden kültür dert edilmezken bu son değişiklik bu kadar kurcalanıyorsa sizin kastınız olana değil olduranadır derim.
    (gone with the sin, 07.08.2009 12:27)
  14. yöresel bir deyiş vardır "ölmüş merkebin davası güdülmez" diye.

    aynen bu deyişte olduğu gibi yapılmış ve çok ciddi sancıları çekilmiş bir devrimin nedenini niçinini konuşmak gerekli ama anlamsız.

    şu an latin alfabeli türkçe'nin gelişmesi için ne yapmalıyız ona bakalım!

    geçmişe takılıp kalmak nereye kadar?

    hem latin alfabesine geçildiği halde hâla mütekebbir diyebiliyoruz değil mi?

    o halde buyrun türkçe'mizi güzelleştirmeye!
    (jetonlutelefon, 07.08.2009 12:33)
  15. "harf devriminin yapıldığı yıllarda okuma yazma oranı ne olursa olsun, kullanımda olan yazıyı tedavülden kaldırmak kısaca belirli bir kültürden kopartılmaktır." neden öyle olmak olsun anlamıyorum. okuma yazması olmayan bir köyü fuzulî'nin, bakî'nin eserlerine zaten ulaşamaz. yazı ister latin, ister arap yazısı olsun, farketmez bu. bir insanı zaten sahip olmadığı bir kültürden mahrum bırakabilir miyiz?

    belki halkın okur yazar olmayan kesiminin arap harfleri ile birikmiş kültüren dolaylı olarak faydalandığı iddia edilebilir. o zaman da halkın, o kültür mirasına erişiminin okuma yazması olanlar kanalıyla olduğunu iddia edebiliriz. harf devriminin yaptığı da okuma yazması olan azınlığı (vikipedi'de* yazana göre %9) bir gece okumaz yazmaz yapıp, kendi okur yazar grubunu oluşturmak oldu.

    daha açık söylemek gerekirse burada bir mağdur varsa o da benim. 1930'larda yaşayan dedemin babası değil. edebiyat derslerinde ağzıma bir parmak bal olarak çalınan o eski dildeki edebî eserleri anlamayan, onlardan keyif alamayan benim.

    * http://tr.wikipedia.org/...
    (recai pengül, 07.08.2009 12:40 ~ 12:42)
  16. bugün anladığım kadarıyla latin alfabesi konusunda bir çeşit fetişe, hatta kutsallaştırmaya da yol açmış.
    (ahmak ı hayal, 07.08.2009 15:27)
  17. (gory, 07.08.2009 15:35)
  18. memleketi düşman işgalinden kurtaran, memleketi imar eden, ülkeyi tekrar siyaset sahnesinde boy gösterten devrimdir. cumhuriyeti ilan eden, halifeliği kaldıran ülkeye demokrasiye doğru ilerleten devrim budur. açları doyuran, işsizlere iş yaratan, ülkeyi kalkındıran devrimdir.

    yo yo yooo hayır.

    tüm bunların yanında bir side-kick'tir sadece. olumlu sonuçları da olumsuz sonuçları da vardır. hem iyi niyet ve ilericilikle, hem de hinlikle de planlanmıştır. ne aktır, ne kara. türk devrimi deseni renginde, avrupai fırça ile tuvalin sağ üst köşesine vurulmuş bir iki ufak darbedir genel portrede.
    (azwepsa, 07.08.2009 15:38)
  19. latin harflerinden oluşan klavye ile eleştirisi yapılan devrimdir.

    soldan sağa akan şu bilgi deryasında, arap harfleri ile bir fikir yazmak, ya da farklı bir alfabenin yazdığı fikri okumak nasıl olurdu ki? artık bilgisayar bitişik yazmak için akla karayı seçerdi herhalde, ya da seçmezdi bilgisayar yine latin harfleri ile çalışırdı. java'lar, c++'ları da geçtim, bir word programı bile ne yapardı öyle? on parmak hayal olurdu... latin harflerine ise aynı kore harflerine baktığımız gibi bakardık bu devrim olmasaydı. dünya bilgi sayarken biz yerimizde sayardık.

    peki ya okur yazarlık?
    okur yazar olmanın doğru düzgün fikir üretmekle alakası olmadığını zaten harf devrimi hakkında söylenenlere bakarak anlayabiliyoruz.
    (strangelove, 07.08.2009 16:39 ~ 19:45)
  20. düşünceyi yazılı ifade haline getirmeyi kolaylaştırdığını düşündüğüm devrim.

    harf devrimi denince nedense aklıma gelen ilk anekdot nazım hikmet'le ilgili.

    nazım hikmet chf'nın düşünce özgürlüğüne göz açtırmadığı, sol aydınları mimlediği yıllarda (şimdilerde sol ve kemalizmin yan yana gelmesi daha bir güldüyor o dönemleri düşününce) , bir tren yolculuğu sırasında aklına gelenleri eski yazıyla kağıda döker. tam hatırlamıyorum ayrıntıları, harf devrimi ya yeni yapılmıştır yahut yapılmak üzeredir. yunan filozofu herakleitos'a gönderme vardır şiirde. şöyleydi yanılmıyorsam: "heraklit heraklit akan suya kabil mi vurmak kilit" türkiye sınırına gelindiğinde polisler trende arama yapar. nazım zaten mimlidir. not defterindeki satırlar dikkatlerini çeker. "heraklit" sözcüğünü "her akalliyeti" biçiminde okur, "azınlıkları fitillemeye mi geldin moskova'dan" diyerek şairi yaka paça göz altına alırlar. şimdi burada şey tartışılabilir, zaten adamlar bahane arıyorlardı nazım'ı içeri almak için, öyle okumak istemiş olmaları da mümkündür. hepsini geçtim herakleitos'un kim olduğunu bilmeleri kendi başına şaşırtıcı olurdu. nitekim, nazım "yunan filozofundan bahsediyorum orada" diye itiraz ettiğinde, polislerin sabit fikri iyice sabitleşir "vay üstelik yunan ha" tepkisi verirler.

    lakin okuduğum kaynağın yalancısıyım: harflerin dilin yapısına uyumsuzluğu nedeniyle, ifade gerçekten o biçimde de okunabiliyordur. okuduğum kaynak, kemalist denilebilecek kaynaklardan değildi. kaldı ki, sırf bu anekdotu aktarmak bile kemalist ideolojiyle çelişmenin belirtisidir bana sorarsanız.

    harf devriminin tıpkı öteki devrimler gibi tepeden inme bir biçimde yapıldığını yadsımıyorum. tepeden inmeciliği zinhar savunmamakla beraber devrimin bu niteliğini bir yana bırakırsak, latin harflerine geçmek pratiklikti. (zaruri olduğu da söyleniyor ama osmanlıca harfleri okuyamadığımdan, ahkam kesmem doğru olmaz) bir şekilde o vakitler yapılmasa, sonrasında yapılacaktı. öyle ya da böyle geçilecekti harflere.

    her dil latin harfiyle yazılamıyor, dil uzmanı değilim ama 2 küsur yıl gece gündüz bu dille tebelleş olduğum için fikir beyan edebilirim sanırım, mesela bir çince'yi çok zor yazarsınız latin harfiyle. pinyin diye birşey var evet, ilkokul öğrencileri pinyin'le başlıyor okumayı öğrenmeye hatta. ama bir metni baştan sona pinyinle yazarsanız anlaşılmanız tamamen bir şans meselesi olur. çünkü kabaca taş çatlasa yüz değişik kelime var. bunları farklı kılan tonlamaları ve karşılığı olan karakterler. karakterleri atarsanız, tonlama işaretlerini kelimelere koyarak bile işin içinden çıkamazsınız. anlamlar kayar. ifade fena halde bulanıklaşır. bir kelimenin taşıdığı onlarca anlam var pinyinle yazıldığında birbiriyle aynı görünen çok fazla kelime var. ciddi bir kaos olur. ama türkçe böyle değil. latin harfiyle pekala yazılabilirken, yazmamak ancak tutuculuk olabilirdi.

    öte yandan harf devrimi, salt harfler üzerinde etkili olmadı. o tutucu öztürkçeciliğin de yolunu açtı, dil daraldı, yavanlaştı. türkçe'nin bir parçası olmuş, türkçe'yi tamamlayan farsça, arapça kelimelerin çoğu unutuldu. bugün bir kaç yüz kelimeyle konuşan bir toplum haline geldik. kim demişti, "ingilizce'den latince kelimeleri atarsanız bir barbar diline dönüşür" hatırlamıyorum ama aynı şeyin türkçe için de geçerli olduğunu söylememek için aklımızın beton ideolojiler tarafından ele geçirilmiş olması gerek.
    (fantaghiro, 07.08.2009 16:44 ~ 09.08.2009 21:30)
  21. sevan nişanyan'ın yanlış cumhuriyet'inde belirttiği üzre;

    "inkılaplar

    her vasıtadan evvel büyük türk milletine onun bütün emeklerini kısır bırakan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır. büyük türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. bu okuma yazma anahtarı ancak latin esasından alınan türk alfabesidir. (kemal atatürk, söylev ve demeçler ı, s. 359)

    harf devrimi mustafa kemal'in en büyük zaferidir. çünkü, dediğim gibi, harf devrimi yapılmadıkça okuma yazma oranını artırmak, düşünme alışkanlığını yaygınlaştırmak, kısacası aydınlanmayı başlatmak olanaksızdı. (prof. dr. cem eroğul, ikinci cumhuriyet tartışmaları, s. 202)

    soru 20

    harf devrimi, türkiye'de okuryazarlığın yaygınlaşmasını sağlamış mıdır?

    1920'lerden bu yana türkiye'de okuryazarlık oranının artmış olduğu doğrudur. ancak artışı etkileyen faktörler o kadar çok ve çeşitlidir ki, latin alfabesinin kabulünün bu sonuçta oynadığı rolü kestiremeyiz. çeşitli dönemlerde uygulanan okuma-yazma kampanyalarının yanısıra, örneğin mecburi ilköğretim, mecburi askerlik, köylere yol ve okul yapılması, gelişen para ekonomisi, artan sosyal hareketlilik gibi faktörler bu çerçevede sayılabilir.

    milli bir seferberlik olarak benimsenen ve olağanüstü bir ısrarla sürdürülen okuryazarlık kampanyasına rağmen, 1927-35 arasında yeni okuma-yazma öğrenenler resmi rakamlara göre türkiye nüfusunun sadece % 10.3'ünü (1927'de okuryazar olmayan nüfusun % 11.2'sini) bulmuştur.[1] oysa, örneğin 1960-70 yılları arasında okuryazar sayısındaki artış, toplam nüfusun %27.2'si ve 1960'ta okuryazar olmayan nüfusun %40.1'idir. bu rakamlar, okuryazarlık artışında belirleyici olan faktörün harf devrimi olmadığını düşündürmektedir.[2]

    harf devrimini izleyen yıllarda gazete satışlarında görülen ve yaklaşık yirmi yıl boyunca telafi edilemeyen düşüş ise, harf devriminin, okuryazarlık oranını artırmak şöyle dursun, azaltmış olabileceği ihtimalini akla getirmektedir.[3]

    devrimin gerekçeleri

    arap alfabesinin türkçe'nin yapısına uymadığı, dolayısıyla sistematik bir imlanın oluşmasına imkân vermediği ve okuma-yazmayı zorlaştırdığı görüşüne 1860'lardan itibaren rastlanır. 1863'te ünlü azerbaycanlı yenilenmeci feth ali ahundzade osmanlı yazısında köklü bir reform projesini sadrazam fuad paşa'ya sunmuş, birkaç yıl sonra yine ahundzade, bu kez latin alfabesinin kabulü yönünde daha radikal bir öneriyi ortaya atmıştır. aynı yıllarda, modern türk eğitim sisteminin kurucularından münif paşa arap alfabesine dayalı bir ayrık yazı (huruf-u munfasıla) sisteminin benimsenmesini savunmuştur.[4]

    1879'de latin ve yunan bazlı arnavut alfabesini geliştiren şemseddin sami bey, benzeri bir reformun türkçe'ye de uygulanmasını önermiş; arnavutların 1908'de tamamen latin yazısına dayalı bir alfabeyi kabul etmeleri de, meşrutiyet döneminin türk reformcu çevrelerinde büyük yankı uyandırmıştır. birinci dünya savaşı sırasında orduda enver paşanın önayak olduğu bir ayrık yazı sistemi benimsenirken, yine aynı yıllarda latin alfabesinin türkçeye uyarlanması yönünde çeşitli önerilere tanık olunmuştur.

    rum veya ermeni yazısıyla basılı türkçe kitapların, 19.cu yüzyıl sonlarında gayrımüslim anadolu halkı arasında kazandığı yaygın okuyucu kitlesi de yazı reformu tartışmalarına hız veren bir unsur olmuştur.

    gerek ayrık yazı gerek latin alfabesi savunucularının ısrarla üzerinde durdukları nokta, "harflerimizin ve imlamızın bitmez tükenmez zorlukları" ile, harf ıslahatının "medenileşmeyi" mucizevi bir şekilde hızlandıracağı inancıdır.

    gerekçenin geçerliği

    eski yazının zorluklarına dair objektif ve kıyaslamalı bir değerlendirme, yazı reformcularının bu konudaki engin heyecanını paylaşmayı güçleştirmektedir.

    eski yazı: arap yazısı alfabesel bir sistemdir. yani her harf – tıpkı latin ve yunan alfabelerindeki gibi – prensip olarak bir tek sesi ifade eder. türkçe'de kullanılan biçimiyle alfabenin 31 harfi ve bellibaşlı 7-8 düzeltme işareti vardır. bunları ezberlemenin, 29 harf ve bir düzeltme işareti içeren yeni türk alfabesini ezberlemekten çok daha zor olacağını düşünmek için bir neden yoktur. arap yazısındaki bazı harflerin sözcük başında, ortasında ve sonunda farklı biçimler almalarına karşılık, yeni yazıda da – arap yazısında olmayan – küçük ve büyük harf ayrımı vardır.

    asıl zorluk üç noktadan kaynaklanır. ilk önce, arap dilinin özelliklerine göre oluşmuş olan alfabenin, türkçenin bazı ses ve nüanslarını ifade etmekte zorlandığı bir gerçektir. bellibaşlı zorluklar, dört ayrı değeri olan vav (v, u, ü, o), dört ayrı değeri olan kef (k, g, ğ, -in) ve iki ayrı değeri olan ye (i, y) harflerinden doğar. türkçe'ye özgü 'ı' sesine tatmin edici bir çözüm bulunamamıştır. arapça'da farklı sesleri ifade eden bazı harfler ise, türkçe'de tek sese (ze, zal, za, zad, 'z'ye; se, sin, sad, 's'ye; ha, hı, he – istanbul lehçesinde – bir tek 'h'ye) indirgenmiştir. arapça kökenli kelimelerde rastlanan 'ayn harfi, türkçe'de karşılığı olmadığı için, imlada belirsizlik yaratabilmektedir. öbür harflerin telaffuzunda önemli bir sorun yoktur.

    ikinci zorluk, arap yazısında bazı sesli harfleri yazmama veya düzeltme işaretleriyle (hereke) belirtme usulüdür. arap diline mükemmelen uyan bu özellik, türkçe'de okumayı zorlaştırmakta, buna karşılık yazı yazmayı, latin alfabesiyle karşılaştırılmayacak ölçüde kolaylaştırmaktadır.

    nihayet, arap yazısında çoğu harfin birbirine bağlı olarak yazılması usulü de, yazmayı kolaylaştırıp okumayı zorlaştıran başka bir unsurdur.

    ingilizce: arap alfabesinin türkçe'nin bazı özelliklerine uymadığına dikkat çekilirken, aynı durumun çok daha şiddetli boyutlarda, latin alfabesi ile örneğin fransız ve ingiliz dilleri arasındaki ilişki için de geçerli olduğuna değinilmesi gerekir.

    örnek olarak ingilizce'yi alalım. bu dile özgü 22 veya 24 farklı sesli ve çift-sesliyi (vowels and diphthongs), latin yazısındaki beş-altı harfle ifade etme çabasının nasıl içinden çıkılmaz bir imla kargaşası yarattığını, ingilizce öğrenmeye çalışanlar pek iyi bilirler. klasik örnek, ı, eye, aye, by, buy, bye, lie, right, write, rite, rhyme, rhine, thai, rind, isle örneklerindeki gibi, bir düzineden fazla farklı yazılışa sahip olan 'ay' sesidir. benzer listeler, 'ey', 'ou', 'au' vb. sesleri için de verilebilir. her, war, law, well sözcüklerinde rastlanan ingilizce seslilere ise, latin alfabesinin geleneksel fonetik değerleriyle yaklaşmak bile mümkün değildir.

    sessiz harflerde de durum farklı değildir. örneğin 'k' sesi, yerine göre k, c, ck, ch, cq, cc, q veya kh şeklinde yazılabilir. c harfi, e veya i'den önce gelirse genellikle 's' okunursa da istisnaen 'k' (celt) veya 'ş' (racial) okunabilir. ch bileşiği çoğu zaman 'ç' okunmakla beraber, bazen 'k' (character), 'ş' (charade), hatta 'kh' (loch) değerlerini alabilir. çift c, yerine göre 'k' (occur) veya 'ks' (access) sesini verir. q harfini muhakkak u izlediği söylenirse de, yabancı kökenli sözcüklerde bu kural uygulanmayabilir (qatar); ayrıca qu bileşiği, duruma göre 'kyu' (queue), 'ku' (queer) veya sadece 'k' (conquer) sesini belirtebilir.

    ingilizce yazımı sistemleştirme, hatta yeni bir fonetik alfabe oluşturma yönünde fikirler, özellikle amerika'da, 19. yüzyıl sonlarında ortaya atılmışsa da, bu tür çabalar genellikle "kaçıklık" olarak değerlendirilmiş ve rağbet görmemiştir. buna rağmen, ingilizce konuşulan ülkelerin birçoğunda yüzde yüze yaklaşan okuryazarlık oranlarına ulaşıldığı bilinmektedir.

    japonca: japon dili, 10.cu yüzyıldan bu yana, birbirinden farklı üç yazı sistemini bir arada kullanagelmiştir. bunların en eskisi olan çin resim-yazısı, bildiğimiz anlamda bir alfabe değildir. her biri en az bir ve en çok yirmiüç fırça darbesinden oluşan karakterler (kanji), yerine göre çince'den alınmış bir sözcüğü (türkçe'deki arapça ve farsça deyimler gibi) veya anlamca buna yakın japonca bir deyimi veya telaffuzu çince sözcüğe benzeyen fakat anlamca ilgisiz bir japonca heceyi ifade ederler. üç yorumdan hangisinin geçerli olduğu, metinden anlaşılır. japonca takı ve ekler ayrıca yazılır. yakın dönemde yürürlüğe konan eğitim reformuyla, her japon'un öğrenmesi gereken kanji adedi 1950 ile sınırlandırılmıştır. yüksek öğrenim görmüş bir japon'un kullandığı kanji sayısı 3-4,000 civarındadır; japon dilinde teorik olarak mevcut kanji sayısının ise 40,000 kadar olduğu söylenmektedir. ortaçağdan bu yana kullanımda olan hiragama yazısı, japon dilinin hecelerini fonetik olarak ifade eden 48 harften oluşur ve kanji ile birlikte kullanılır. japonca'yı sadece hiragama kullanarak yazmak mümkünse de, uygulamada cahillik sayılır. (eski devirde kanji erkeklerin, hiragama ise sadece kadınların kullandığı bir yazı sistemi idi.) yine 50 civarında işaretten oluşan katakama yazısı teknik terimleri, yabancı deyimleri ve anlamsız sesleri fonetik olarak ifade etmeye yarar.

    yazıyı sadeleştirmeye yönelik bazı reformlar, eğitim bakanlığı tarafından 1950'lerde yürürlüğe konmuş; bu arada, eskiye oranla biraz daha çok hiragama kullanımı teşvik edilmiştir.

    japonya'da okuryazarlık oranı halen yüzde yüz düzeyindedir. ayrıca japon dilinin latin alfabesiyle yazılı şekli ilkokullarda zorunlu ders olarak okutulduğundan, latin alfabesi bilgisi de genç kuşaklarda yüzde yüz dolayında bulunmaktadır.

    başka gerekçeler

    meşrutiyet aydınlarını yazı reformu düşüncesine sevkeden unsurları şöyle özetleyebiliriz:
    1. alfabeyi kolaylaştırmakla cehaletin ortadan kalkacağı inancı.[5]
    2. şarklılık kompleksi, ve şarklılığın görünür bazı belirtilerini ("eciş bücüş yazı", fes, sultan vb.) terketmekle kültürel değişimin sağlanabileceği hayali.
    3. 1910'lardan sonra, müfrit türk milliyetçiliğiyle birlikte ortaya çıkan arap düşmanlığı.
    ancak asıl hareket noktaları bunlar olsa da, 1928 devrimini oluşturan tedbirler bütününü bu kadar masum gerekçelerle açıklamak zordur. yazı reformunun okuryazarlığa etkisini, sembolik-ulusal değerini vb. bir an için kabul etsek bile, bu amaçları elde etmek için a) ilköğretimde yeni yazıyı esas almak, b) resmi yazışmalarda yeni yazı kullanımını zorunlu kılmak, ve c) yayıncılıkta yeni yazı kullanımını devlet eliyle teşvik etmek hiç şüphesiz yeterli olurdu. oysa 1928 harf kanunu, bunlarla yetinmemiştir. kanunun 4.cü maddesi, kanunun yayın tarihinden iki hafta sonra başlamak üzere eski yazıyla her türlü gazete ve mecmua yayınını yasaklamakta; 5.ci madde ise, ertesi yıl itibariyle, eski yazıyla kitap basılmasını suç haline getirmektedir. daha radikali, 9.cu maddedir:

    "bütün mekteplerin türkçe tedrisatında türk harfleri kullanılır. eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur."

    bunun anlamı, eski yazı bilgisinin toplumdan silinmesidir. devrim projesinin başarıya ulaşması halinde, ülkenin 900 yıllık kültür birikimini okumak ve yorumlamak imkânının yokedilmesi öngörülmüştür. 1929'da ilk ve orta dereceli okullardan arapça ve farsça dersleri kaldırılmıştır. 1930'da imam-hatip okullarının ve 1933'te istanbul darülfünununa bağlı ilahiyat fakültesinin kapatılmasından sonra, türkiye'de yaklaşık yirmi yıl boyunca hiçbir resmi ve özel yasal çerçevede eski yazıyla türkçe eğitimi verilmediği anlaşılmaktadır. sadece istanbul edebiyat fakültesi ve ankara dtc okulunda arapça ve farsça kürsüleri bulunmaya devam etmişse de, bu kürsülerde ders alan öğrenci sayısı hiçbir zaman üç-beşi aşmamıştır. ilk çin imparatorluk hanedanının kurucusu shih huang ti'nin (mö 221-210), kurduğu devlet düzeninin sorgulanacağı korkusuyla, ülkesinde geçmişte yazılmış tüm kitapların yakılmasını emredişinden bu yana geçen ikibinikiyüz yılda, devlet eliyle girişilmiş bu boyutta bir kültür katliamına yeryüzünün herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değildir.

    notlar

    [1] 1927'de türkiye'de okuryazarlık oranını %8.1 olarak veren sayım rakamları doğrulanmaya muhtaçtır. 1895 yılına ait osmanlı istatistiklerinde anadolu ve rumeli'nde 5-10 yaş kız ve erkek islam çocuk nüfusunun %57'si ilkokul öğrencisi gözükür (devlet-i aliye-i osmaniyenin 1313 senesine mahsus istatistik-i umumisi; ayrıca bak. soru 26). aynı düzey eğer 1914'e kadar korunmuşsa, 1927'de 20-42 yaş kuşağı türk nüfusunun aşağı yukarı yarısının az çok ilkokul eğitimi görmüş, dolayısıyla eski yazıyla okuryazar olması gerekir. bu da, 1914'ten sonra eğitim sisteminin iflas etmesi ve savaş telefatı gibi etkenler hesaba katılsa bile, toplam nüfusta en az %30 civarında okuryazarlık demektir. dolayısıyla ya osmanlı istatistiklerinin, ya 1927 sayımının gerçekleri tahrif ettiğini kabul etmek zorundayız.
    [2] resmi sayımlara göre nüfus ve okuryazar sayıları şöyledir:
    sene nüfus (bin) okuryazar (bin)
    1927 13,650 1,106
    1935 16,157 2,453
    1960 27,755 8,901
    1970 35,605 16,455
    iki zaman noktası arasında okuryazar oranının "kaç kat arttığı", anlamlı bir istatistik olmaktan uzaktır. önemli olan, toplumda okuma-yazma bilmeyen insanların ne kadarının, belirli bir dönemde, okuma-yazma öğrenme ihtiyacını duymuş veya imkânını bulmuş olduklarıdır. yukarıdaki sayılara göre (ölüm ve muhaceret faktörlerini hesaba katmazsak) 1927'de okuma-yazma bilmeyen 11,544,000 kişiden 1,347,000'i, bunu izleyen sekiz yılda okuma-yazma öğrenmişlerdir.
    normal zekâya sahip insanlar azami üç ayda okuma-yazma öğrendiklerine ve aşağı yukarı her köyde okuryazar birkaç kişi 1920'lerde bile bulunacağına göre, okuryazarlık artışı bir imkân ve organizasyon (arz) sorunundan çok bir istek ve ihtiyaç (talep) sorunu olarak görünmektedir. dolayısıyla, 1928'i izleyen alfabe seferberliğinin uğradığı başarısızlık, "kadro yetersizliği, olanak yokluğu" vb. gerekçelerle açıklanamaz. anlaşılan memlekette 1928 itibariyle okuryazarlık isteği ve ihtiyacı yaygın değildir.
    [3] 1908-1914 döneminde türkçe istanbul basınının günlük tirajının – kesin rakamlar bilinmemekle beraber – 100,000'in epeyce üzerinde olduğu anlaşılıyor; ayrıca dönemin taşra basını da son derece canlıdır. istanbul ve ankara'da yayınlanan türkçe gazetelerin toplam tirajı 1925'te 40,000'e (bin kişide 3.2), 1928 sonunda 19,700'e (bin kişide 1.4) düşecek ve 1940'ların sonuna kadar, mutlak sayıdaki tedrici artışa rağmen, binde 4-5 düzeyini aşamayacaktır.
    [4] ayrıntılı bilgi için bak. ülkütaşır, atatürk ve harf devrimi.
    [5] 1928'de başlatılan alfabe seferberliğinde halkın tamamını bir-iki yılda okuryazar hale getirmenin hedeflendiği anlaşılıyor. reisicumhurun 1929 sonbaharından itibaren 8-9 ay süreyle kamu işlerinden uzaklaşıp adeta inzivaya çekilmesinde, olağanüstü bir enerjiyle benimsemiş olduğu bu projenin uğradığı başarısızlığın da bir rolü olabilir."
    (zülkarneyn, 07.08.2009 17:03 ~ 17:08)
  22. bu konuda ağzı olan konuşur. gerçi her konuda öyle. formasyonu olmayan kişilerin söyledikleri eşşek osuruğu etkisi yaratıyor bende. bence aklı başında olan herkeste de böyle olması lâzım.
    (mahi ye siyah e kuçuli, 07.08.2009 17:06)
  23. şu açıklamamdan sonra (bkz: @3797947) soranlar oldu latin harfi kullanmayan insanlar da bilgisayar kullanıyor, buna ne buyurulur?

    efendim şöyle ki örneğin japonlar (ya da çinliler) bilgisayarda bir harf yazmak için birden fazla tuşa basıyor. yazılım devi hindistan'da sanıldığının aksine anadil ingilizce'dir, bilgisayar dili ise zaten ingilizce'dir ve kısacası iki insan orada ingizlice konuşarak anlaşır. arapların işi tabi hepsinden daha zor, harfler bitişik, klavye ile uyumsuz. yunanlıların ya da rusların kendilerine has alfabeleri vardır (ne güzeldir) ama bunlar klavyeye uygundur. bu insanlar ekranlarına resim çizmeye çalışmaz. (bkz: kiril alfabesi)

    bir de şu var yabancı bir dilden aldığımız bir terimi türkçeye latin harfiyle yazabilirken arap alfabesiyle bunu biraz zor yaparız. ayrıca osmanlıca'yı da latin harfleriyle yazabiliriz. bu iki nedenden ötürü dil fakirleşmez aksine zenginleşir.
    latin harflerine geleceği düşünerek mi geçtik bu tartışılır, en azından ben bir tarihçi olmadığım için bilmiyorum, ama bugün için latin harflerini kullanmanın en akılcı çözüm olduğunu görebiliyoruz...

    ...tabi gözümüzde başkalarının gözlükleri yoksa(!)

    edit: dünyanın gidişatının latin harfleri yönünde olduğunu çok sevdiğim türkçemle çok da güzel açıklamıştım halbuki... ama burun damlasıyla zeka dağıtsaydım belki daha pratik bir çözüm olabilirdi...
    (strangelove, 07.08.2009 19:51 ~ 12.09.2009 01:32)
  24. gördüğü her arapça yazıyı (şarkı sözü, gazete küpürü, yemek tarifi, vs.) sevap diye öpüp alnına koyan bir millete, kitapların/yazıların sadece okunup anlaşılması için yazıldığını öğretmek amacıyla yapılmış harika bir devrim. o gün yapılmasaydı, bugün ben yapardım yeminle.
    (sinirliyim ezelden, 06.09.2009 01:44)
  25. bulunduğu dönem içeresinde gayet gerekli ve başarılı bir devrimdir.
    şöyle ki;
    osmanlıca veya arap alfabesi zorluğundan bir yana türkçemizi arapçayla kaynaştırmaktan başka bir işe yaramıcaktı. zaten islamiyetle birlikte bu asimilasyonu 11 y.y.'dan beri yaşıyoruz.
    mevzu bahis konu muhasır medeniyetlerin üst seviyesine ulaşmak ise latin alfabesi büyük bir rol oynuyordu. (ulaştık ulaşmadık ayrı bir konu)
    ayrıca uygulanış biçimi ile bugün bile ders niteliğindedir.
    harf devrimi bir günde uygulanmıştır.
    şayet bir kaç yıl öncesinde gerçekleştirilen paralardan sıfır atma olayı ile karşılaştırırsak, sıfır atma olayı, harf devrimine göre devede kulak kalır.
    (scream of hell, 12.09.2009 00:46)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil