bir kıyamet romanı. ama o romanı okurken, aslında pekala da o kıyametin içerisinde olduğumuzu, olmaya devam edeceğimizi bir güzel yüzümüze vuruyor. bildiğimiz her gerçeği, o argo o küfürbaz ama aynı zamanda şiirsel masalsı anlatımıyla harmanlayıp öyle sunuyor bizlere.
kafayı karmakarışık yapıveriyor bir de. hem din konusuna, tanrı ve melekler konusuna kafa yoruyorsunuz; hem türkiye'deki iç savaşa. arada öyle göndermelere rast geliyorsunuz ki kilitlenip kalmak bu olsa gerek tam tamına.
hayata dönüş operasyonu,
kürt sorunu, türkler vesaire vesaire.
yazar kendisini de
sonyamuk olarak kitabın bir yerine ekliyiveriyor. yamuluyoruz bu topraklarda mütemadiyenin hikayesi anlatılıveriyor bizlere, o da elçilik yapıyor zira tüm bunlara.
sonuna gelindiğinde ise;
netamiye netamiyelilerindir lafı kalakalıyor akıllarımızda; tüm netamiye gibi ülkelerde netamların değil de, o ülkenin tüm bileşenlerini kapsayan bir lafa sarılmak istiyoruz.
öyleyken böyle işte; daha ithafı ile bize çarpıyor kitap
**, sonuna kadar ise bu kıyamete yakılan ağıtları dinliyoruz bir bir.
kitabın bitiş dizelerini de ekleyelim;
"güllerin bedeninden dikenlerini teker teker kopartırsan
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar” (
turgut uyar)
---
spoiler--
insanın ruhuna erişeceksen, deliğinden değil yarasından gireceksin.
dar mekânda savaşılmaz, savaşta da beyne ihtiyaç olmaz.
ateş olan yerden duman çıkar, ama başşal yine de bi cindir... çünkü hakikat boş bi kağıttan ibarettir, yanıverir.
--
spoiler --