hansel ve gretel adlı iki kardeşin başından geçen ünlü çocuk masalı.hansel ile gretel aileleri tarafından istenmeyerek ormana bırakılırlar.ormanda kaybolan iki kardeş çikolata ve şekerden yapılmış bir ev görürler.ve gidip evi yemeye başlarlar.bu sırada evin sahibi yaşlı cadı ikisine hoşgörüyle yaklaşır fakat niyeti başkadır.hanseli yemek için kafese kapatırken greteli de ev işlerinde kullanır.daha sonra yanlış hatırlamıyosam gretel cadıyı kazana atıyordu,cadı cayır cayır yanarken de iki kardeş kaçıyordu.
bir çocuk masalıdır. hansel ve gratel kardeşlerin yollarını bulmak üzere arkalarına kırıntı dökmeleri. feb'de yolumu bulmam konusunda bana ilham kaynağı olmuştur.
hansel ile gretel komşu iki ailenin çocuklarıymış. küçük yaştan beri bir arada büyümüşler. hansel piano dersleri alırken, gretel de (diğer ailenin "biz altta kalır mıyız? biz de tutarız en alasından hoca" demesi ile) bale dersleri almış. okul dersleri ve özel derslerden kalan boş vakitlerinde beraber internetcafeye gidip, frp, counter strike filan oynarlarmış. anneleri çok sıkı dostmuş, beraber pazara filan giderler, babalar barbekü partisi verirken onlar da dvd filan izlerlermiş. aslında bu annelerin aralarında bişeyler var ya neyse ona değinmiycem, siz anlayın. ne diyordum, hansel askerlik çağına gelmiş, gretelin de kısmetleri varmış da, pek kimseyi beğenmemiş. sonra hansel askerdeyken başına çok acı bi olay gelmiş, arkadaşları ile çarşı iznine çıktıklarında arkadaşları buna bi oyun etmişler, "hanselcim sen şurda bi dur iki dakka, biz bi arkadaşa bakıp geliyoz" demişler ve onu orda bırakıp gitmişler.. yalnız bu garibimin içine doğmuş önceden bunların böyle bi piçlik yapacağı ki, cebindeki memleketten gelen leblebileri gittikleri yol boyunca belirli noktalarda tek tek yemiş. gerçi bu yaptığının bi işe yaramadığını leblebiler bitince farketmiş ama olsun. gene de onun içine doğmuştu bi bokluk olduğu. saf çocuk işte, sen tut kaybol, sonra kışlaya geri döneme, asker kaçağı olarak kal.. cık cık. sonra kendini dağa taşa vurur. neyse bi dursun biraz da gretele dönelim. gretel ise dizi oyunculuğuna heves etmiş. arkasından bi de kaset yapmış, menajeri ile adı çıkmış, sonra bi de sinema filminde başrol oynamış, sanat için soyunmuş filan.. sansasyonel bi isim olmuş. hülya avşarla filan polemiğe girmiş.
bu arada hansel o dağ senin bu dağ benim gezerken aklına gretel gelmiş. hasretle dolmuş içi.. dağları mağları delmiş. gretel ses tellerinden hastalanmış, bi daha şarkı söyleyememek üzere müziğe elveda demiş. evine dönüp koca beklemeye karar vermiş. ama eve bi dönmüş ki yatakta bi garip bişey yatıyor. ona kulaklarının, burnunun filan boyu hakkında sorular sormuş. ama o yatakta yatan şey hiç cevap vemiyormuş. gretel iycene yaklaşmış "yoksa ölü mü ya bu" diyerek. o yatakta yatan babaannemsi şey gretel tam dikkatle bakarken "bööh" demiş. gretel korkudan düşüp bayılmış. babannemsinin karnı acıkmış.. kaşarlı pide yemek için evden çıkmış gitmiş. bu arada yan daireye yeni taşınan 7 bekar kardeş böh sesini merak edip gretelin yanına gelmişler. bi bakmışlar ki, bu yerde yatıyor, sevabına onu yatağa yatırmışlar. eline iğne filan batırmışlar, elma yedirmeye çalışmışlar ama ı-ıh.. bi işe yaramamış. içlerinden bi tanesi acaba öpsek bi işe yarar mı demiş ve öpmüş ama bişey olmamış. diğer kardeş "çekil lan bi de ben deneyeyim, belki ben öpersem olur" demiş ama o öpünce de bişey olmamış. sıradan hepsi denemiş ama gene bişey yok. napsak diye düşünürken içlerinden birisinin aklına bi fikir gelmiş. gretelin ayağından ayakkabısının tekini almışlar ve ülkedeki tüm damatlık cağdaki erkeklere denetmişler. kimsenin ayağına olmamış tabi gretelin 36 numara ayakkabısı. bu fikirin de bi işe yaramadığını anlayınca, biz en iyisi bunun saçlarını uzatıp bi kulenin en üst katına çıkarıp, onu saçlarından asıp, aşağı sarkıtalım demişler. yapmışlar da dedikleri gibi. e gene olmamış bişey, sinir olup bırakmışlar onu orda.
neyse hansel dağ tepe gezer iken bi asker arkadaşına rastlamış, arkadaşı ona demiş ki, “abi bi duyum aldım, az ilerde bi kule varmış, çikolatadan filan yapılmış.. yalnız bi de cadı var kulede, kuleyi yemeye kalkanları saçları ile boğuyormuş..” hansel de gelmiş gaza.. “ulan” demiş; “ben dağları deldim, bi cadı ile mi başa çıkamıycam lan” diyip, doğrudan kuleye gitmiş. sağdan bakmış soldan bakmış ama kulenin şekere, çikolataya benzer bi tarafı yok. gene de şimdi korktu caydı demesinler diye döner bıçağını kaptığı gibi, “la ilahe illallah” nidaları eşliğinde gretelin boynundan dalmış.. kestiği kafaya bakmış şöyle bi.. “aman bu birine benziyo” demiş kendi kendine. bi daha bakmış dikkatlice ve “hımm, şeye benziyor yav bu, backstreet boysun sarışın veledine benziyor. onun kız hali sanki.. hahahahah” diyip kafayı oraya bırakıvermiş. sonra “en iyisi ben eve döneyim” demiş, “hem de çoraplarımı değiştireyim, bak 16 yıldır aynı çorabı giyiyorum” diye düşünmüş. taksiye binecek parası yokmuş, o yüzden metroya binmiş. eve yakın durakta da inmiş. evine girmiş. “ eeeehh yeter ulan sen de bi sona bağlıyorsan bağla mına koyum” demiş. hı? ne demiş? “görürsün lan sen ibne” diye bi ses duymuş. bu yedi kardeş bunun kapısını çalmış. bu salak da açmış. sonra biri görmüş, biri tutmuş, biri soymuş işte yapmışlar bişeyler. beter olsun inşallah..
ilk okuldayken devamlı bu kitabı okurdum. annem çocuk kalbini oku yavrum derdi. ben tamam deyip hansel ile gretel i okurdum. şimdi farkettimde bu kitap sayesinde aklımda karanlık ormanların tekin olmadığı fikri parsellenmiş. kargasından tut sincabına kadar herkes iki kardeşin arkasından dolap çeviriyor. herkes mi kötü* şu karanlık ormanda? yok mu bi baykuş nasihat veren.yok mu karıncalar cadının şeker evini bitirsinler.
bizim evde bir küp şeker yere düşüyor banyodan karınca geliyor. ormanın göbeğinde şekerden ev var. bir tane mikrokozmos yaratığı dadanmamış oraya. davetiye mi bekliyorsunuz lan?
biz bunun oynunu oynadık bölümde.
postmodern bi oyundu.
ben hanseldim oyunda ev arkadaşım da gretel.
sürekli prova yaptığımızdan mıdır? nedendir bilinmez... onun repliğini ezberlemişim.
oyunda biyerde kırmızı başlıklı kızdaki kurt çıkıveriyor. soruyor "bunlar kim" diye ben bi edayla. kendimi kurda tanıştırıyorum.
"ayyy emmmmm gretelllll(i m gretel)" diyorum ve ev arkadaşımın yani asıl gretel'in vahşi bakışlarına maruz kalıyorum.
sonra adım kofti gretel'e çıkıyor.
duyduğumda aklıma gelen ilk şey,çikolatadan(şeker de mi vardı ne?)evin erimiş olabileceği ihtimalidir.bu masalı dinlerken de hep evle ilgilenirdim mesela.
aynı zamanda pasta tasarımı konusunda kendini aşmış bir butik pastane. harika pasta tasarımları yanında pastacılık konusunda kurslar da vermekteler. son derece şirin iki sahibesi var ayrıca. koşuyolu'ndaki butiğe uğranılmasını şiddetle tavsiye ediyorum. bunlar da yaptıkları tasarımlardan örnekler(inanması güç ama bunların hepsi yenilebilir):
2007 yılına ait güney kore yapımı korku, gerilim filmidir. eun su adlı genç annesini hastanede ziyerete giderken kız arkadaşıyla yaptığı telefon konuşması sırasında trafik kazası geçirir ve arabadan çok uzak bir yere düşer. gözlerini açtığında hava kararmıştır. karşısına bir kız çocuğu çıkar ve kız onu evine davet eder. o da kızı takip eder ve kapısında "happy children's house" yazan bir eve gelir. burası üç çocuğun yaşadığı gizemli bir evdir ve derin bir ormanın içinde yer almaktadır. bir nevi bermuda şeytan üçgeni gibi bir yerdir burası. eun su ne kadar denerse denesin bu evden ve ormandan kurtulamaz ve çocuklarda pek normal değildir. sahneleri oldukça göz dolduran, fantastik ve renkli bir film. izlenmesi tavsiye edilir.
ilk duyduğumda cadı kadının küçük kızı şişmanlatıp yemek amacıyla yaptığı envayi çeşit yemek yedirme dumaraları dolayısıyla anne ve babamdan korkmama neden olan masal.
hangisinin hansel, hangisinin gretel olduğunu bir türlü öğrenemediğim ve hala merak ettiğim küçükken korkmama rağmen sırf o pastadan yapılmış evi görmek istediğim için ürke ürke izlediğim baston şekerlere hayran kaldığım, bana eğer bir gün ormanda yolumu kaybedersem asla ekmek kırıntılarını dökmemem gerektiğini çünkü işe yaramadığını öğreten masal.