|
|
- en güzel shakespeare oyunlarından biridir.
"olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" repligiyle bilinir.(jaded, 20.10.2004 20:29)
- danimarka sarayının içinde gerçekleşen olayları anlatan bayağı ve magazin tiyatro eseri.
- william shakespeare tarafından yazılan danimarka prensi hamlet'in intikamını anlatan çok ünlü bir trajedyadır.
- olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu diyerek bir kuyuya taş atan, bin akıllı danimarkalının da çıkaramadığı, üstüne bir de bugün bile hala binlerce aklıselimin çıkaramadığı taşın sahibi deli.
yazarın notu:copyright'ı bende girilerden biri
(bkz: istek üzerine yazılmış giriler)
- istanbul şehir tiyatrosu tarafından pek de başarılı olamayan bi şekilde sahnelenen shakespeare oyunu. dekor yok neredeyse oyununda, çok yazık..
- (bkz: amleth)
- oyunlarını insan duyguları üzerine kuran shakespeare in intikamı ele aldığı oyun. ayrıca bir sahnesinde hamletin ağzından tiyatroyla ilgili düşüncelerini dile getirmiş, döneminin tiyatrosunu yerden yere vurmuştur.
- to be, or not to be: that is the question:
whether 'tis nobler in the mind to suffer
the slings and arrows of outrageous fortune,
or to take arms against a sea of troubles,
and by opposing end them? to die: to sleep;
no more; and by a sleep to say we end
the heart-ache and the thousand natural shocks
that flesh is heir to, 'tis a consummation
devoutly to be wish'd. to die, to sleep;
to sleep: perchance to dream: ay, there's the rub;
for in that sleep of death what dreams may come
when we have shuffled off this mortal coil,
must give us pause: there's the respect
that makes calamity of so long life;
for who would bear the whips and scorns of time,
the oppressor's wrong, the proud man's contumely,
the pangs of despised love, the law's delay,
the insolence of office and the spurns
that patient merit of the unworthy takes,
when he himself might his quietus make
with a bare bodkin? who would fardels bear,
to grunt and sweat under a weary life,
but that the dread of something after death,
the undiscover'd country from whose bourn
no traveller returns, puzzles the will
and makes us rather bear those ills we have
than fly to others that we know not of?
thus conscience does make cowards of us all;
and thus the native hue of resolution
ıs sicklied o'er with the pale cast of thought,
and enterprises of great pith and moment
with this regard their currents turn awry,
and lose the name of action. - soft you now!
the fair ophelia! nymph, in thy orisons
be all my sins remember'd.
bu kısmıyla insanı düşünceden düşünceye sürükleyen mükemmel ötesi eser.ara vermeden oyananırsa yaklaşık 6 saat sürer ayrıca
- oyunun çok sevilen başka bir kısmı:
sevgili ofelya, ben vezin-mezin bilmem.
ben oflarımı sokamıyorum kafiyeye.
lakin seviyorum seni, sen, ofelya’yı of! of! of! elveda! ... hamlet hamlet kaldıkça senin hamletin olan hamlet.”
“canım ophelia, beceriksizim şiir yazmakta,
içimdekini kalıba dökme sanatım yok,
ama çok, her şeyden çok seviyorum seni,
inan bana ve tanrı’ya emanet ol.
canı teninde kaldıkça sevginle yaşayacak,
hamlet.”
- bence, oyunun en dikkat çekici yeri babasını öldüren amcasından intikam almak isteyen hamletin bu süreç içinde planlarının anlaşılmaması için deli taklidi yapması.
- william shakespeare'in 11 yaşında ölen oğlu, judith 'in ikiz kardeşi.
- acı çekmek ya da kendi hayatına son verip bu acıyı bitirmek arasında kalan hamletin durumunu ''olmak ya da olmamak! işte bütün mesele bu!" dizeleriyle açıklayan shakespeare'in diğer trajedilerinde olduğu gibi kahramanın asıl sorunu kendisidir. prens hamlet her çağda yoruma açık bir kişiliğe sahiptir ve shakespeare' e göre isayla ortak özelliklere sahiptir.
"var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
düşüncemizin katlanması mı güzel,
zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
yoksa diretip bela denizlerine kaşı
dur, yeter! demesi mi?
ölmek, uyumak sadece! düşünün ki uyumakla yalnız
bitebilir bütün acıları yüreğin,
çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
çünkü o ölüm uykularında,
sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
kim dayanabilir zamanın kırbacına?
zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
sevgisinin kepaze edilmesine,
kanunların bu kadar yavaş
yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine,
kötülere kul olmasına iyi insanın
bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
kim ister bütün bunlara katlanmak
ağır bir hayatın altından inleyip terlemek,
ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
o kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
ürkütmese yüreğini?
bilmediğimiz belalara atılmaktansa
çektiklerine razı etmese insanı?
bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
yürekten gelenin doğal rengini.
ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
yollarını değiştirip bu yüzden,
bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
ama sus, bak, güzel ophelia geliyor.
peri kızı ophelia ! dualarında unutma beni,
ve bütün günahlarımı."
- gardiyandan gelen: ''nasılsınız'' sorusu üzerine ''fazla iyi olmaktan dolayı mutsuzum'' cevabını yöneltebilecek kapasitede düşünsel, felsefi, bir o kadar da romantik danimarka prensi.
- franco zeffirelli'nin yönettiği 1990 yapımı bir film. mel gibson'ın ilk filmlerindendir ayrıca. daha gencecik ter ü taze bu delikanlı hamlet rolünün hakkını çok iyi vermiştir. yüzüklerin efendisi'nden tanıdığımız ian holm da bu filmde 'polonius' rolünü şahane kıvırmıştır.
- hakkında yazılan yüzlerce kritiği okuduktan sonra acaba shakespeare'in bu kadar çok anlam yükleyerek mi yazdığına dair insanın kafasında soru işaretlerinin oluştuğu oyun..
- bir pasaj;
şu öğütlerimi yaz kafana...
düşüncelerinin ağzı, dili olmayacak;
aşırı hiçbir düşüncenin ardına düşmek yok.
teklifsiz ol, bayağı olma.
dostlarını arasında denenmiş olanları
çelik halkalarla bağla yüreğine.
ama her zıpçıktı, acemi çaylak arkadaşı da
el üstünde tutup elini kirletme.
kavga etmekten sakın, ama ettin mi de
öylesine et ki; korksunlar senden.
herkese kulağına ver, sesini verme.
herkese akıl danış, kendi aklını sakla.
kesenin elverdiği kadar giyin,
zengin ama gösterişsiz olsun giydiğin.
sakla vücudunun en güzel yerlerini sevdiğine.
ne borç ver, ne de borç al; çünkü borç vermek
çok kez hem paranı yitirmektir hem dostunu.
her şeyden önce de kendi kendinle doğru ol.
o zaman, gece gündüze varır gibi,
sen de aldatmaz olursun kimseyi...
dualarım, öğütlerim seninle olsun.
(bkz: william shakespeare)
(bkz: tecrübenin anlatmak istedikleri)
- nasıl da bütün tesadüfler bana karşı aksilesiyor
yüzüme vuruyorlar öç duygumun körlendiğini
oysa uyumak ve tıkınmaktan baska bir iş yapmayan adama adam mı denir?
olsa olsa hayvan denir
yaradan bize akıl denen melaikeyi
üzerine bagdas kurup tembel düsünelim diye vermedi ki!
hayvanca bir isyan mı bu bilemiyorum.
fazla ölçüp biçiyorum yapacağım işleri
kılıkırk yaran bu duraklama
dörtte biri akıl kalanı korku,
bu işi yapmalı demekle kalıyorum kendime
yapmak için haklı sebeplerim,
irade gücüm imkalarım var.
dünya kadar örnek var beni kışkırtacak
şu orduya bak!
bunca asker bunca masraf
toy bir prens geçmiş başına
yüreğinde kutsal bir tutku
dudak büküyor başına gelebileceklere
ölümlüğüne, cılız varlığına meydan okuyor
bir hiç bir yumurta kabuğunun uğruna hem de
büyük sebepler olmadıkça kımıldamamak
gerçek büyüklük sayılmaz şeref işe karıstımı
hiç uğruna kavga çıkarmaktır büyüklük daha çok
ben ne duruyorum öyleyse
öldürülmüş bir babam, kirletilmiş bi annem var
aklımı da kanımı da kızıştırmak için
ben hala uyumaktayım
nasıl yüzüm kızarmasın görünce karşımda
onbinlerce insanın kesin ölümlerine gittiğini?
bir esinti olsun şan olsun diye
mezara gidiyorlar yatağa gider gibi.
birkaç dönüm yer savaşıp alacakları
orduların kılıç oynatmasına izin vermez
ölülerin gömülmesine yetmez bir avuç toprak!
ey düşüncem bundan böyle ya kana boyan,
kana boyanmadıkça düşüm düşüncem
düşünmek bana haram
ya da beş para etmediğine yan!!
- türkçe karşılığı mezra veya küçük köy olan ingilizce kelime.
- iki finali vardır. polonius'u babası sanarak öldürdüğü sahnede "iradeyi eylemesi" gerçekleşmiştir. o anda bir raskolnikov olmuştur ki zaten hamlet'in temel meselesi manifestosunu eyleyebilmektir. bilme-yapma diyalektiğinin bu kesin çözümü yine yazgıya takılır fakat. hamlet metni finallendiremez.
[ "shining" filminde david helfgott'un babasına arkası dönük olarak "yaptıklarından memnun musun baba?" diyebildiği sırada babasının orda olmadığı sahneyle karşılaştırınız.]
"is it the king?"
- "bilinç böyle korkak ediyor hepimizi... "
"düşler yanlızca tembel bir beynin çocuklarıdır."(sophia, 06.01.2008 18:38 ~ 18:44)
- shakespeare'in ince zekasını ve dili kullanmaktaki mükemmelliğini sergilediği hakkında sayısız araştırma yapılan, her dönem defalarca analiz edilmiş ve her dönemin şartlarına göre yeniden uyarlanabilecek bir tiyatral başyapıt.
- --yo hiç de değil. olmayacak şeylere kaçmadan şöyle düşünebiliriz mesela: iskender ölüyor , gömülüyor . çürüyüp toprak oluyor, bu toprak da balçık. şimdi balçıkla ki iskender var içinde niçin fıçı tıkacı yapılmasın ?
koca imparator sezar ölüp toprak olunca
bir deliği tıkayabilir rüzgara karşı
ey bir zamanlar dünyayı titreten kasırga
şimdi duvarda harç, kışın soğuğuna karşı
ama dur! gel şöyle kenara çekilelim! kral geliyor.
- tiratlarının gücüyle insanı hayrette bırakan oyun. aynı zamanda belki de edebiyat dünyasında yaratılmış en acayip karakter. alıp götürür sözleriyle sizi bir yerlere, sonra vardığınız yer hiçliktir oysa. tipik bir shakespeare klasiği olarak, proto-nihilist bir dünyaya hapseder sizi. ophelia'nın sonsuz ölüme uyanışı gibi uyanırsınız o müthiş boşlukta.
belki de onun bu karmaşık ruhunu en iyi uyarlayan filmlerden birisi de michael almerayda'nın uyarlamasıdır. ethan hawke'ın oynadığı prens hamlet'in sinema ile olan ilişkisi ve görsel malzemenin bolca kullanılması, onu bize amerikan zengin züppe ve depresif bir şirket veliahtı olarak tanıtıyor ki, bu açıdan en modern uyarlama dense yeridir.
"kimi uyurken bu dünyada, kimi uyanık gezer. böyle gelmiş bu iş böyle gider..."
- "sıradan sefilleriz biz, hiçbirimize inanma"
- "parçalan ey yüreğim, dilimi tutmak zorundayım çünkü"
|