* varlığın birliği felsefesini irdeleyiş tarzındaki farklılık ve yaratıcılıkla kendinden sonra gelen
ibn arabi,
mevlana,
feridun attar,
muhammed ikbal gibi pek çok tasavvuf ehlini/mistiği etkilemiştir.
"
enel hak" sözü (bilinenin aksine ben "tanrıyım" değil "ben hakk'ım" demektir), zamanın dini alimlerinin çok tepkisini çekmiştir. aslında hallac'ı darağacına götüren bu kelamı değildir; zira kendisi bu kelamı etmeden evvel; dönemin anarşist topluluğu karmatilere ve basra+bağdat'ta kölelerin ayaklanmasıyla çıkan zenc isyanı'na destek vermek, büyücülük hatta şirk koşmak gibi sebeplerden dolayı tutuklanmış ve (en son) yaklaşık 9 sene hapis yatmıştır. ölüm fermanının ardından evvela elleri ve ayakları kesilmiş, 1 gece boyunca dar ağacında terk edilmiş, ertesi sabah infaz edilmiştir. cesedi yakılmış ve külleri dicle'ye savrulmuştur.
günümüzde dahi pek çok dini alimin hakkında yorum yapmak istemediği bir mutasavvıftır. zira dönemine ve hatta şimdiye bile fazla gelen bir ilim adamı, felsefe adamı ve fikren kudretli bir alimdir. hallac'ın yazdığı 45'e yakın kitaptan sadece biri gunumuze ulaşmıştır.
tavasin adlı bu kitap, hallac'ın asıl meramını anlamak için okunmalıdır. hallac-ı mansur ile ilgili bir diğer önemli kaynak da, ömrünün yaklaşık yarım asırını hallac'ın çevresini, yaşamını, fikirlerini kısacası bir bütün olarak hallac'ı araştırmaya vakfetmiş fransız araştırmacı, islambilimci, oryantalist
louis massignon'un her biri 700 sayfadan fazla olan 4 ciltlik "islam'ın mistik şehidi: hallac-ı mansur'un çilesi" isimli dev eseridir. bu kitabın ilk cildi ancak 2006 yılında ardıç yayınları'ndan dilimize çevrildi.
* hallac-ı mansur
vahdet i şuhud(eşyada yaratanı görme) ya da
vahdet i vücud(varlığın birliği) düşüncesini savunmaz.
zira vahdet-i vücut anlayışında yaratılan herşeyin allah'ın bir zuhuru olduğu, yani "her şey o'dur" kelamı asıldır. oysa ki hallac, "her şey o'ndandır" demeyi tercih eder; yani
tenzih'i korur. dolayısıyla, düşünce ekseninde vahdet-i vücud olmadığı gibi hulul (yaratıcının bir bedene girmesi) da yoktur.
ahmed b. fatik'in aktardığına göre hallac, konu hakkında şöyle der:
"kim uluhiyetin beşeriyetle, beşeriyetin de uluhiyetle birbirine gireceğini sanarsa küfre düşer. çünkü allah, yaratılmışların zat ve sıfatlarından, kendine özgü zat ve sıfatlarla ayrılmıştır. herhangi bir biçimde, herhangi bir yolla yaratıklara benzemez.ezeli olanla sonradan yaratılan arasında benzerlik nasıl düşünülebilir! her kim allah'ın bir mekanın içinde veya üstünde olabileceğini, bir mekana bitişik bulunabileceğini, gönülde şekillendirilebileceğini, kuruntularda hayal edilebileceğini yahut bir sıfat ve nitelik altına sokulabileceğini düşünürse allah'a ortak koşmuş olur."
hallac "allah"ı anlatırken tek şey söyler: "hüve, hüve"; yani "o, o'dur" ve tavasin'in nokta tasin'i bölümünde şöyle der: "onu bilmek, aslında onu bilememektir. onu bilememekse bizzat onun hakikati."