belki ilginizi çeker
  1. · şu anda süresi dolmuş bir cumhurbaşkanı var
  2. · vatandaşların imf yi protesto edenleri dövmesi
  3. · demokratik katılım hakkını kullan hayır de
  4. · selam ben devlet seni yemeye geldim
  5. · türkiye deki devlet yapısı
  6. · itü sözlük kurtuluş ordusu
  7. · erbakanın elini öpen şahsın cumhurbaşkanı olması
gündem
  1. · ugg
  2. · 15 kasım 2009 galatasaray fenerbahçe basket maçı
  3. · ugg düşmanı ezik kızlar
  4. · erkekte ses tonu
  5. · üniversiteyi ingilizce okumayı marifet sanmak
  6. · rasim ozan kütahyalı
  7. · aşkın yedi seviyesi
  8. · eski çamlar bardak oldu
  9. · buz dolu küvette uyumak

halka rağmen halk için  

  1. günümüz iktidar mücedelelerinin altında yatan fikir,cumhurbaşkanlığından,ordusuna-bürokrasisinden parlementosuna kadar bir ülkeyi düşürebileceği durumlara gün be gün tanık olduğumuz mantık.halkı göz ardı eden egoist çıkışlar-taraflı kararlar ilişkisi.

    (bkz: cumhurbaşkanlığı seçimi)
    (bkz: anayasa mahkemesi)

    günün anlam ve önemine binaen,20 yıl sonra bile öss 2027 gibi başlıklar açmamıza sebebiyet verecek yada
    bugün 1 yaşında olan kardeşinizi 20 yıl sonra bile teröre kurban verme ihtimalinizi her daim canlı tutacak,yani
    20 yıl sonra bile koltuklarından başka hiç bir şeyi değişmeyecek olan ülke yöneticilerinin altına sığındıkları prestij kaygılarına verilen isim.
    (adrian, 17.06.2007 11:11)
  2. askeri darbelerin gerekçesi olarak söylenen sözlerdir
    (malamat, 26.07.2007 00:12)
  3. (bkz: halk meyve suları)
    (togisama, 26.07.2007 00:23)
  4. (bkz: sütaş ayraniç)
    (sukusu devekusu, 26.07.2007 00:26)
  5. (bkz: abi türk halkı için de mi)
    (anka, 26.09.2007 17:26 ~ 17:27)
  6. jakobenizm'in sloganı olarak hayatına başlamış sözdür.
    bizim buralar için, anlamında zaman içinde kayma olmuştur.

    1800'lerin başında anlamı:
    "aristokrasiye bağlı köle ruhlu halk tabii ki hakları olduğunu bilmez, biz onlara haklarını verir, özgürlüklerini genişletirsek o zaman onlar için daha iyi birşey yapmış oluruz." bize giren çıkan ne olmuş? o zamanlar fransız ihtilalinin etkisinde kalan osmanlı gençleri* de bu cümleyi benimsemişler, ittihat ve terakki partisi olmuş, meşrutiyet olmuş.

    1900'lerin sonunda anlamı:
    "seçme hakkı olan bu halk propagandaya da çok açık. e ben iyi propaganda yapamıyorum. ne oluyor? bu halk benim istediğim şeyi istemiyor, kendisini geri bırakacak şeyleri istiyor. demek ki biz onların haklarını alır, özgürlüklerini daraltırsak* o zaman onlar için daha iyi birşey yapmış oluruz."

    e bu durumda bize giren çıkan ne oluyor? çarpıcı örneklerden bir tanesi için (bkz: oy verme hakkı için zeka testi kampanyası)
    bu halk anlamaz ki deyip, elitlerimiz olsun onlar seçsin. halk olabildiğince az seçsin diyenler türüyor.

    yav, dayanamıyorum küfredeceğim. hay halk siksin sizi! propaganda yapmayı öğrenin biraz göt laleleri*. oyunun kuralı bu: manipülasyon!
    oligarşilerin işe yaramadığı kanıtlanalı çok oluyor.
    (carlsoloman, 17.10.2007 23:37 ~ 23:52)
  7. türkiye özelinde; özellikle yakup kadri karaosmanoğlu ve birkaç teknokrat cumhuriyetçi aydının oluşturduğu kadro hareketinin türkiye kalkınması için ortaya koyduğu tez.
    (aytok, 18.10.2007 00:00)
  8. (bkz: chp)
    (ouzbal, 18.10.2007 18:19)
  9. kraldan çok kralcı olmanın bir başka versiyonu.
    (bkz: kraldan çok kralcı olmak)
    (options, 18.10.2007 18:22)
  10. halka rağmen halk için kavramı olmasaydı bugün avrupa "karanlık çağ" dan kurtulamamış. rönesans'ın "r" si gerçekleştirilememiş olurdu. gereklidir.
    (maslow, 18.10.2007 18:31)
  11. "sus sen! senin iyiğini ben senden daha çok düşünüyorum ve neyin iyiliğine olacağını da sen değil ben biliyorum!" diyen bir iktidarın yaptığı yönetimdir. biraz daha siyaset bilimine uygun ifade edersek, meşruiyetini halktan/ halkın iradesinden ziyade, halkın katılımıyla oluşturulmamış yasalara dayandıran iktidarın yaptığı şeydir. özellikle ihtilallerde görülür. en tipik örneğini de, 1789 fransız ihtilali döneminde görürüz. 14 temmuz 1789'da bastille hapishanesi'nin basılması ve halk eliyle monarşinin yıkılmasına kadar halk ihtilalin destekleyicisi idi. ama, özellikle 1792-1794 arasına denk gelen konvansiyon meclisi döneminde ve bu dönemi seyreden direktuvar hükümeti zamanında, hele 1793'te kral 16. louis' nin asılması ile başlayan süreçte halk "beyaz kokartlar" (ihtilal fransası'nda "beyaz" kralın, "mavi" devrimin rengi idi. bu sebeple kralcılar şapkalarının kenarına beyaz kokart iliştirirlerdi. cumhuriyetçi- devrimciler de mavi kokart taşırlardı.) takarak rengini belli etmeye başlayacak ve "halka rağmen halk için yönetim" denen olgu devreye girecekti. bir yandan yönetimdeki jakoben kesimin dine karşı tavır alışı özellikle konvansiyon döneminde tepki toplayacak, halkın bir kesimi kral taraftarı ve komün (1791'de kurulmuştu paris komünü ve kralcılık paris komününe karşıt olmak demekti) karşıtı mücadeleye girecekti. kralcı vendee ayaklanması* filan hep bu döneme denk gelir. bu dönemde jakobenist yönetim toparlanmaya çalışmış, bir çok önemli ismini (robespierre, danton vs.) giyotine gönderdikten ve halkı da susturduktan sonra yönetime devam etmişti. zaten direktuvar'dan sonra napoleon bonaparte iktidara gelince eski monarşik yapıya meyilli yeni bir döneme daha girilecekti ki, napoleon iktidarının meşruiyetinin sorgulanması da onun "halka rağmen halk için yönetim"i benimseyip benimsemediğinin saptanması için bu noktada ayrıca gereklidir (kısacası, bu kısım uzun hikaye).

    türkiye özelinde örneklemek gerekirse, örneğini bulmak için darbeler tarihine bakmak yeterli olacaktır. türkiye'deki darbelerin büyük kısmı buna örnek gösterilebilir.

    ama en başta türk kurtuluş savaşı dönemindeki yönetim buna güzel bir örnektir. bir tarafta istanbul hükümeti devamlılığını sürdürürken tbmm'nin açılması, onun bir şekilde benimsetilmesi, misal istanbul hükümeti yanlısı ayaklanmaların çıkması, onların bastırılması filan, hep "halka rağmen halk için yönetim" i gösterir bize. burda fransız ihtilali'nden de daha belirgin bir "halka rağmen halk için yönetim" vardır hatta. zaten atatürk devrimi'nin diğer devrimlerden ayrılan yönünün hep şu olduğu dile getirilir: diğer devrimlerde hareket halktan gelmiş, aşağıdan yukarıya bir ittirmeyle devrime ulaşılmıştır. ama türkiye'de tam tersi olmuş, en başta ittihat terakki döneminden başlayarak kurtuluş savaşı sonuna kadar tüm devrimciler halkı yukardan ittirmeyle harekete geçirmek zorunda kalmışlardır. bu da başlarda "halka rağmen halk için yönetim" i zorunlu kılmıştır. sonradan cumhuriyet halk fırkası iktidarı zamanında çok partili hayata geçiş denemelerinde yaşanan sıkıntılar da bunun açık göstergesidir.

    sonra, darbeler tarihine bakacak olursak, 27 mayıs 1960 darbesi kısmen daha demokratiktir ve "halka rağmen halk için yönetim" kısmı daha zayıftır; daha doğrusu bu kısmı sonradan kurulan temsilciler meclisi ile törpülenmiş, meşruiyet halkın iradesine kaydırılmış, demokrasi sağlanmıştır. burda temsilciler meclisi, danışmanın ötesinde "söz söyleme" hakkına sahiptir. milli birlik komitesi ile eşgüdümlü çalışır. 1970'lerin başındaki askeri müdahale de az biraz '60' takine benzer. ama 12 eylül 1980'e gelindiğinde, "halka rağmen halk için yönetim" olgusu en saf, katıksız haliyle karşımızda belirir. bu darbenin kurucu iktidarı iki kutupludur: milli güvenlik konseyi (darbeyi yapan kurmaylardan mürekkeptir.) ve danışma meclisi. burdaki danışma meclisi, mgk tarafından onaylanan kimselerden oluşur ve sadece "danışma" faaliyetini yürütür. mgk onun sözleri ile bağlı değildir. yani halkı temsil eden kısım olan danışma meclisi, yeri geldiğinde ve hatta çoğu zaman haddini bilmesi gerekli bir kuruldur. 1960'ın temsilciler meclisi meşruiyetini kısmen yasalardan, kısmen halktan alır ancak 1980'in danışma meclisi meşruiyetinin tamamını darbeci kurul mgk'dan ve onun kafasına göre değiştirdiği yasalardan alır. yani görülen odur ki 1980 darbesi, en saf haliyle "halka rağmen halk için yönetim" e örnektir.

    şu anda türkiye'de bu durum mevcut mu peki? %45' lik oyla iktidar olan bir parti sözkonusu şimdi. bu ciddi bir çoğunluk. her ne kadar oy oranları düşse de ve onlara oy vermeyen bir kesim mevcutsa da, türkiye'de şu anda "halka rağmen halk için yönetim yoktur" demek yanlış olmaz. türkiye'de farklı bir durum sözkonusu şimdi: "halka rağmen halk için muhalefet". siyaset bilimine armağanımız olsun.
    (meramise, 26.11.2008 13:10 ~ 28.11.2008 13:28)
  12. (bkz: istikrar senin neyine vesayet)
    (closer, 26.11.2008 13:17)
  13. anlamını boşver de, çok güzel parti sloganı olurmuş bu laftan.
    (ali kamber, 03.03.2009 17:23)
  14. bu sözle bağlantılı olarak tüm dünyada uzun sayılamayacak bir süredir varlığını sürdüren demokrasi rejiminin yaşadığı bir paradokstan bahsedilmeli ki bu cümlenin anlamı daha detaylı anlaşılabilsin. bu söyleme bakış açımız '' böyle demokrasi olmaz, halkın seçtiği iktidar olur, kimse halka rağmen halk için birşeyler yapmaya çabalamamalı'' falan gibi olmamalı. paradoksa geri dönmek gerekirse, cahil bir insan topluluğunun bulunduğu bir ülkede halk bu cehaletinden dolayı yalanlara daha çabuk kanabilme, hitabet sanatında usta fakat ahlaki açıdan iktidarın yükünü kaldırmaya müsait olmayan, kendi çıkarlarını düşünen iktidarları seçmeye meyillidir. bu genelinde de böyle olmuştur günümüze kadar. genelinde diyorum çünkü sosyal bilimlerde teorilerin yüzde yüz doğruluğu hiçbir zaman kanıtlanamaz değilmi sevgili okurlar. neyse devam edelim. bu halkların, kendi çıkarlarını düşünen, ahlaklı yöneticiler seçebilmeleri için en azından temel bilgi birikimine, azda olsa dünyadan haberdar olmaya ihtiyaçları vardır. fakat gel gelelim bu cahil halkların seçtiği iktidarlar halkın eğitimine önem verdikleri, halkı bilinçlendirdikleri ölçüde iktidarlarını kaybedeceklerdir. netekim seçilen iktidar eğitimi, kültürü falanı filanı pas geçip ''halkımın karnının doyması için çalışıyorum, amacımız fakirliği önlemek'' gibilerinden martavallarla söylemlerini süslerler. fakat insan denen varlık düşünebilmesiyle ünlüdür. yani insan sadece karnını doyurmak için yaşadığı taktirde hayvandan bir farkı kalkamaz değilmi sevgili sözlükdaş yazarlar ve sevgili okurlar. birazda beynimizi doyurmak lazım ki insan olduğumuzun farkına varalım. işte bunu yapmayan iktidar sahipleri sürekli seçilmeye ve halkını ezmeye devam eder fakat halkının eğitimi konusunda sözlü bile olsa herhangi bir eylemde bulunmazlar. işte paradoksun özü budur. umarım açıklayabilmişimdir.
    başlığa bunu bağlamak gerekiyor sanırım bir de daha açık olması açısından. işte belli bir bilinç seviyesine ulaşamamış toplumlarda demokrasi uygulandığı taktirde ne o demokrasi tam demokrasi olacaktır nede toplum moderniteye doğru evrilecektir. tıpkı zavallı ülkemizin içinde bulunduğu duruma benziyor değil mi? şimdi bu noktada halk için halka rağmen birilerinin birşeyler yapması gerekmez mi? hukuk ve toplumun çıkarları neyi gerektiriyorsa bunu yapacak bir babayiğit, ahlaklı doğru düzgün bir adam çıkmayacakmı? soyguncu olmayan, kavgacı olmayan, yalandan davoslarda falan güç gösterilerinde bulunmayan, halkını göz göre göre kandırmayan ahlaklı biri çıkmayacakmı bu ülkede. bir tane çıktı oda bu dünyadan göçeli çok oldu. ondan sonra bir tane daha gelmedi yanarım yanarım işte buna yanarım.
    buda bazı durumlarda halka rağmen halk için olayının gerekli olabileceğine dair nacizane fikirler ortaya attığım girimin sonudur. teşekkürler, saygılar...
    (endymion, 03.03.2009 17:49 ~ 17:51)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil