23 yaşınızı bulduğunuzda, 20'sinde bu denli duygu yoğunluğunu neredeyse şizoid bi sadırganlık bir o kadar da paramparça kırılganlıkla anlatan bir parçanın bestelenebildiğini farkederseniz, kendinizi
bilimum kereste gibi hissedersiniz.
ders kitabı sözleriyle,
bright eyes 'ın 2000 imzalı
fevers and mirrors albümünde yine -ve haliyle-
conor oberst bestesi olan parçadır. ama hadi şu yaşımdan utandım, bu parçayı böyle tanımlayıvermek resmen ihanet olur.
istatistik 2 dersini 6. defa -her anlamda- almak için geçirdiğiniz uykusuz gecenin ardından gittiğiniz sınav iyi geçebilir. ama "aaa inmiş lan..ansını satim gözlerim de nasıl yanıyo..uyuyim lan bi kere dinliyip" şeklinde kurduğunuz planlar 1. saniyeden itibaren toplardamarınıza zerk edilmiş 284 saniye/hayat kuvvetindeki bir halüsinojen maddenin beyninizde çınlaması eşliğinde bozulur.
"gevşekçe tutmaktan kayıverir telefon
kelimeler eksikti zaten, sonrasında bir kaç özür.
bunu sana söylemek istememiştim
hayır, sadece bi eleman
beraber takıldığı.
oh, bilmiyorum
geçen bir kaç haftadır sanırım bu.
"teşekkür ederim" ve kapa telefonu,
ağıt başlasın,
tabutun kapanışını duy,
kırık siyah kurdelanı da paltona ilikleyelim.
kahkahalar geliyor kapıların altından
bu evde anlamıyorum artık o sesi
televizyondan gelen yapay sesler gibi..
haligh, haligh, bir yalan, haligh
bu ağırlık, tatmin edilmeli
sadece tek bir cevap sunduğun
ne yaptığını bilmiyorsun
koparıyorsun, koparıyorsun saç telini kökünden
bunu iki defa yaptığın aynı saçtan
bir bukle saç, demiştin,
aşkımızın asla ölmeyeceğini kanıtlar
öyle mi, ha ha ha!
fakat ben herşeyi hatırlıyorum,
south street 'te konuştuğumuz bütün kelimeleri,
ve seni seyrettiğim bütün o sabahları,
hadi hazırlan okula
o aynada tarardın saçını
maviye boyayıp, minik mücevherlerle süslediğin saçını.
o parlak renklerde birşeyler
seni hep daha iyi hissettirecek
şimdi yıkık dillerle konuşuyoruz
söylediğimiz sözcükler
başkaları için değildi.
artık bu gevelenen bir cümle
geçmekte olan bir tanışıklık için
fakat sen vardın bir zamanlar..
benim acı çekmemden nefret ettiğini söylemiştin
ve anlıyordun
ve beni gözeticektin
hep yanımda olacaktın
neredesin şimdi?
haligh, haligh, haligh, haligh
planlar hiç sonuca ulaşmadı
birbirine dolaşmış ip ve sicimler gibi kalakaldılar
gözümün önünde asılı salınıp duruyolar
koparıyorsun, koparıyorsun saç telini kökünden
bunu iki defa yaptığın aynı saçtan
bir bukle saç, demiştin,
aşkımızın asla ölmeyeceğini kanıtlar
şarkısını söyleyip dururken berbat şeylerin
üzüntümle gelen hoşnutluk
ve parmaklarım tellere basıyor
biçimsiz bir molodi daha
haligh, haligh, berbat bir yalan
bu ağırlık tatmin olacak
sana sadece bir cevap vermek istiyorum
kim olduğumu bilmiyorum
aynaya konuşuyorum
gördüğüm yabancıya.
konuşmalarımız daireler gibi
hep tek taraflı,
hiçbirşey açık değil
eksik kaldığım bu anlama geri gelip durmamız hariç
seçenekler sunulmuştu dedi
şimdi de yaşamalıyız onları
veya yaşamayıverelim..
peki istiyor musun bunu.."
daha önce karaciğerinize dokunan bir şarkı oldu mu? evet evet, kalbinize, beyninize, ciğerinize falan değil.. metabolizmanızdaki hiçbirşeyin işlemediğini hissettiniz mi? masum, titrek ve dağılmış frekansların sizi zehirleyişini bizzat saniye saniye izlediniz mi? hem de anlatılanlar size uzak olmasına rağmen.
bu adamın rahatsız edici ve titrek vokalinin taşıdığı duygu yükü özellikle bu parçada o denli fazla ki onun için yapılan "
indie rock 'ın bob dylan'ı" yakıştırması kesinlikle doğru. o zaman bu da "indie rock 'ın
one more cup of coffee'si" olmalı.
sanırım 24. çalışı..
..ve bu parçanın bir panzehiri olmalı, eriyecek karaciğerim kalmadı..