soyunma odası devamlı suretle bakımsızdır, boyası döküktür, rutubetlidir, havasızdır,
tuvaletleri klasik 7cm x 13cm beyaz fayanstır,
soyunma odasının anahtarlığı default plastiktir,
saha kenarında eksik olursa girerim diye bekleyen bir amca ya da genç vardır,
saha içerisindeki herkes ilhan mansız'dır
kardeşim ve sevgilisinin,ayrıca bir çok arkadaş grubunun en önemli buluşma yerlerinden biri olan,çevresindeki banklarda oturulup bi daha kalkılamayan fakat nedense pek fazla futbol oynanmayan bi yer.
şimdilerde üstü kapalı, alttan ısıtmalı, etrafında sizin istediğiniz şarkıları çalan hoparlörleri olan halı sahalar çıktı. hoş olabilir; ama kafadan şıpır şıpır damlayan suyun, üşüyen ayakların, ıslanan çorapların ve bağırışların tadı ayrıydı.
eski arkadaşlarla buluşma mekanı. önce eski efsane kadrolar toparlanır. lisedeki kondisyondan eser kalmadığı için maç nefes nefese tamamlanır. sonrasında bi yere gidilir, oturulur, bir şeyler içilir, güzel vakit geçirilir. halı saha bu klasik ama mükemmel aktivite için başlangıçtır, bahanedir
"allahım gidip gidip aynı şeylerden zevk alan erkeklere mi aşık oluyorum ben" diye dövündüğüm, izlemesi aşırı sıkıcı olan, öyle ki kendilerinin 19-20 arası maçları varken, üstüne bi de gidip kendilerinden bir sonraki seansın da maçlarına kondukları zaman izlemesi daha bi eziyet getiren, bir yerden sonra saymayı bıraktığınız, aman kafasına gözüne bişey olmasın diye dua ettiğiniz, terleyince üşütmesin diye ıkındığınız, yenildikleri zaman hela duvarına dönüşen o muşmula suratlarını çektiğiniz, yendikleri zaman, batman filmindeki jokere benzeyen surat ifadeleriyle mutluluk bulduğunuz sevdiceklerin bıkmadan usanmadan her hafta gidip beygir gibi koştukları yapay çim alan.
türk milletinin yeni ata sporu olmaya aday spor olayıdır. her semtte en az bir tane bulunur bu sahalardan. türk erkeği halı sahayla küçük yaşta tanışır, takribi orta okul devresine rastlar bu zaman. babasının şirketinde düzenlenen turnuvada biri son anda maçı ektiğinden size halı sahanın kapıları sonuna kadar açılır. tabi ki ilk maçınızda öyle ben gol atayım, gol vuruşlarında etkiliyim demeniz size hiç birşey kazandırmaz. yeriniz bellidir; sahaya girdiğiniz anda size kaleyi gösterirler.
yaşınız büyüdükçe oynadığınız mevki yeteneğinize göre az çok şekillenmiş olur. arkadaşlarınızla oynadığınız zaman oynadığınız yer sorun olmasa da, size göre daha yaşlı insanlarla yaptığınız maçlarda kaleden terfi ettikten sonraki yeriniz ya defans olacaktır, ya da orta saha. tabi o yaşta kıçını kaldıramayan insanlara göre daha çok koşmanız avantaj sağlayacağından maçın ilerleyen dakikalarında istediğiniz yerde oynama şansı doğar sizin için.
elbette bu maçlarda hırslı bir insan olacaktır takımların birinde. bu halı saha maçlarının olmazsa olmazıdır. adeta bir teknik direktör edasıyla herkesi organize etme amacındadır bu kişiler. oyun istediği gibi gitmediğinde de hırsından takım arkadaşlarına bağırmaya başlar; "olm doğru düzgün pas versene ya, içerde bomboşum kafanı kaldır biraz pas verirken" gibi laflar klişedir.
maç bitiminde de bir başka ritüel gündeme gelir; halı saha parasını toplama. illaki birinde para çıkmaz, ya da bozuğu yoktur. işte genelde bozuğu olmayana miktarın büyük bir bölümü kaçar.
bir de büyük bir kondisyon gerektiren bir aktivitedir(tabi adam gibi koşarsanız maçta). her ne kadar spor yapsanız da, bisiklete falan binip düzenkli olarak koşsanız da halı saha bunların hepsini çürütecek cinsten bir kondisyona ihtiyaç duyar. ertesi gün bacakların et kesmesi ayrı bir güzelliktir.
forma ile ilgili pek çok mutsuzluğun yaşandığı yer. şöyle ki halı sahada giymek için forma alırsınız. maçtan önce giyip güzel güzel beklersiniz. çat ilk golü yeyip o pis kokulu yeşil yeleklerden giyersiniz ve tüm façanız bozulur. ayıp lan. o kadar giydim 78-79 sezonu liverpool forması. vallaha ayıp.
maçtan önce deliler gibi şut çekerek "maçtada böyle vururum ben" mesajı verilen ancak maç esnasında maçtan önceki ronaldo dan eser kalmayan topçuların maç yaptığı saha tipleri. aralarında harbiden iyi oynayanlarda vardır tabi. bunlar 3. lig topçuları ya da eski futbolcular olabilir
para basan yer. şahsen benim çok param olsa gider fabrika kuracağıma, o kocaman arsaya bir halı saha kompleksi kurarım. 10 tane halı saha yanyana. güzel soyunma odaları, sımsıcak duş. 10 tane sahaya 10 tane de görevli. aha bu kadar halı sahaların masrafı. lan, bir elektrik parası var, bir su parası var. 2 tane de top alıyorsun, bir de bip midir nedir onlardan alıyorsun. yıkamadan veriyorlar onları da. pis pis kokuyor. lanet herifler.
bir fabrika açtığını düşün, birileriyle anlaşacaksın hammadde alacaksın, bir sürü işçi çalıştıracaksın, o mallardan bir ürün elde edeceksin. bir ürünü elde etmek için kaç aşamadan geçiyor lan o hammadde? diyelim ki bir bozukluk oldu üründe, bütün üretim işlemleri başa saracak. fabrika tehlikeli yer, işçinin bir yerine bir şey olsa hem manevi hem maddi sıkıntı. diyelim ki malı ürettin, isteyen adam ibnelik yapıp almayabilir. hacı biz siparişi verdik ama kriz var diyebilir. mahkemeye vereceksin. onla uğraşacaksın. adam gibi anlaşma yapmadıysan ürettiğin o parçaları teker teker götüne sokacaksın. fabrika pis yer. durulmaz orda. türkiye'de iş yapamayıp kapanan bir sürü fabrika oldu.
şimdi halı sahaya geçiyoruz. rüstem amcagiller saat 6-7 boş mu diye telefon ediyor, boş abi diyorsun. geliyorlar en aşağı 60 tl'yi o saat için bırakıp gidiyorlar. onlar gidiyor ismet amcalar gidiyor. onlar gidiyor başkaları geliyor. kışın saat 6'da hava karardığını düşünürsek; 6-7, 7-8, 8-9, 9-10, 10-11, 11-12 arası kesin dolar o halı saha. günlük 360 tl? o da 60 tl'ye halı saha bulmak zor, müşterilerin ayağı alışşsın diye.
ne fabrikası lan?
"ondan sonra bu ülke neden gelişmiyor. fabrika kurmak yerine halı saha kompleksi düşünen ibneler oldukça gelişmez olum bu ülke. türkiye çok geriye gidiyor."
evet canım. öyle. ben ileri gidiyorum ama naber. şu sıralar sayısaldan 6 tutturmuş gibi yatırımlar düşünüyorum. hayırdır inşallah. ben olsam kendimi rahat bırakmazdım. belki zengin olmuşumdur haberiniz yoktur.
burada haftada 1 saat oynamak insana terapi gibi geliyor. rahatlıyosunuz, belirli bir süre bütün sıkıntılarından uzaklaşıyosun. gel, çıkar, koş, kaçır beni, gibi terimlerle deşarj oluyosun. bütün dertlerden uzaksın. sevgili olsun, iş hayatı olsun, okul olsun, herşeyi 1 saatliğine kafandan atıyosun. hele bi de o akşam galip geldiysen. dünyanın en mutlu insanı sensin. evet evet sensin.*