merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  • görseller

    • hakan gülseven
  1. 1

hakan gülseven

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. yüce insan, radikal'in en jan janlı, en halk adamı yazarı. kardeşler kıraathanesi'nin medar-ı iftarı. güldüren güldürürken düşündüren, dokunduran, nükteci insan. hoş adam. cumartesi ekinde yazar. haftanın tortusu denen kısımda da yurdumun meşhur insanlarının saçmalamalarını yazar. okunulması farz, tapılması kaçınılmaz olan adam.
    şu sıralar popülerleşmeye başladığı için kendine kıl kapan yüce şahsiyet. ayreten de "büyük türk düşünürü deniz gökçe" hakkındaki yazıları her depresif anınızda okumanız gereken şey.
  2. "değerli okurlar, sözüm sizedir. burada yazdığım şeylere hiç bakmayın, vallahi aslında her şeyi anlıyorum. lakin gerçek hayatta çözemediğim konu şu: bizim zamanımızda gözaltı süresi 15 gündü. muamelesi, ekstrası deseniz, 'kompile'ydi. yine de ortama itiraz eden bulunur, 15 günü layıkıyla değerlendiren pek çok genç çıkardı. şimdi gözaltı süresi '1' gece. hani, ortada örnek yok deseniz, şu sıralar fransa'da sokağa dökülmeyeni eşek diye damgalıyorlar. 'halkı isyana teşvik'ten yargılanmak istemem ama teşvik de etmek isterim. bildiğiniz sıradan bir çelişki bu. yine de kendimi tutamayıp söylemek istiyorum: gençler, ortama biraz fransız olsanıza!.. "

    radikal cumartesi de bu yazıyı yazabilmiş gazetecidir kendisi. iktidar yalakası değil, "gazetecidir".
  3. şu aralar yazılarını okumaktan en çok keyif aldığım sertliğini nüktedanlığı ile güzelleştiren köşe yazarıdır red dergisinde.konuyu uzatmaz,abartmaz,sizi boğmaz.

    sayı 16, ocak 2008-1

    köşesinden bir alıntı:

    ....amerika'ya yani dünyanın gördüğü en haysiyetsiz, en hıyar ve en eli kanlı devlet başkanlarından biri olan bush'un ayağına kadar gidip icazet almadan evvel, tek bir hamle yapamadın.peki amerika'ya bir sürü taviz vermedin, misler gibi gidip misler gibi geldin de, bu iş nasıl oldu?daha düne kadar, askerlerinin kafasına çuvalgeçiren bush, muhtemelen yine bisikletten düştü, kafasını kaldırıma vurdu, seni desteklemeye başladı!geri dönüp insaniyet sahibi israillilerden casus uçaklarını istedin, onlar da havva anamızın yüzü suyu hürmetine, hava kuvvetlerini yollayıverdi.tavizsiz başlattın, öyle mi?bu senaryoya inanmamızı mı bekliyorsun?....
  4. red'de yazdığı bir terörist'in insan yüzü başlıklı yazısını okuyunca insanın kendini, kim terörist kim terörist değil diyerek sorgulamasını sağlayan yazardır. işte öyle bir anlatıyor ki okan ünsal'ı... devlete göre "maoist komünist parti lideri olan terörist", ona göre "iyi yürekli, yüce gönüllü, can bir dost"... yazıyı okuyup bitirince biz de aynı hakan gülseven gibi düşünüyoruz. " depremlerde gördük. bu devletin 'yaşatma' diye bir kudreti yok;tüm bir kudreti öldürmek üzerine kurulu." yazı haziran 2007 red'inden, şiddetle tavsiye edilir...
  5. sevdiğim bir arkadaşımın linkine istinaden okuduğum yazısına, kendimce bir yazı yazdım. kendisini sever sayarım, her ne kadar dilini ve üslubunu tartışsam da.

    her neyse; cevabım da budur kendisine; ama cevaptan önce bir şey geldi aklıma be hakan abi; hadi gel şu aydın dediğimiz kelimeyi ve kavramı iğdiş edelim. hatta parçalayalım ki bu kavramı, bir adım atabilelim en azından.

    http://www.birgun.net/...

    oturmuş, sabah sabah hakan gülseven'in bize yaptığı ve sunduğu aydın tanımını okuyorum. onun çizdiği çizgiler dışında kalana, her zamanki gibi sayıp döküyor. şaşırtıcı olmayaraktana.

    çok ilginç gelmedi mi size de; en azından bana geldi: 12 eylül'ü anlatan kişilerin arasında ufuk uras, oral çalışlar, etyen mahçupyan... isimlerinin olmasına içerleyen hakan gülseven'in "(içlerinde 12 eylül’ün zindanlarını, işkencelerini yaşamış olanlar, sanırım sadece aydın çubukçu ve celalettin can’dır.)" demesi; solcu aydın kavramına bakmaya çalıştığı yöntem.

    evet evet, asıl derdimiz bu: solcu aydın kime diyoruz.

    düşündüm, taşındım; öncelikle 12 eylül'ü anlatmak için 12 eylül'ü yaşamış olmanın gerekmediğine hüküm verdim. 12 eylül aslında şuan kurduğu kurum kuruluş ve yarattığı zihniyetle karşımıza çıkıyor. ve bunu anlatmak için 12 eylül'de hapse girmiş, eziyet görmüş olmak gerekmiyor. aslında 12 eylül belgeseli çekmek için artık o dönemi yaşamış, gördüğü işkenceleri anlatan, kenan evren'den bahseden belgeselller yerine; bir gidin 80 sonrası doğmuş çocukların şimdi 20li yaşlarda olanların "takıldıkları" yerlere onları anlatan belgeseller yapalım. çünkü tam da 12 eylül'ün vahim tablosu da budur. istatistiki veriler bir kenara; tüm geleceğimiz ve dahi aklımız ipotek altına alınmış durumda.

    hah belki; hakan gülseven'in dediği gibi bu isimler belki o dönemi bir ertuğrul kürkçü, oğuzhan müftüoğlu ya da melih pekdemir gibi yaşamadı. ama bu durum ne onların sol duyusuna bir şey kaybettirir; ne de durdukları yer hakkında bize bilgi verir.

    solcu aydın olmanın belirli kriterleri vardır muhakkak; ama bu kriterlerin arasında taş atmak / panzerin önüne serilmek / 12 eylül'de zindanda yatmak / göz altına alınmak gibi bir silsilenin olduğunu hiç düşünmüyorum.* solcu aydın; - her ne kadar aydın kelimesini pek sevmesem de- dediğimiz kişi sol duyuya sahip şekilde sözünü sakınmadan söylüyorsa neyimize yetmiyor? emekten, barıştan bahsetmek çok mu acayip şeyler.

    neyse; lafı çok uzatmaya gerek yok. hakan gülseven'in bir sözüne de şu katkıyı yapıp bitirmek gerekir belki de:

    "...üstelik sokakta mücadele eden ‘biz’ler, onların isimlerini pek bir kıymetli görüyor, pek değer veriyor, bildirgelerimize imza attırmak, panellerimizde konuşturmak, cezaevlerinde ‘arabulucu’ yapmak için peşlerinden koşuyoruz. "

    hah işte, o biz diye tırnak işareti içine aldığı kısım var ya, eğer sokakta mücadele etmek baş tacı ise bence bir kere daha oturup düşünsün. ben grev çadırlarında, grev yürüyüşlerinde, güler zere eylemlerinde, ertesi gün bambaşka bir sokakta ve bambaşka bir başlıkta hep o aman bunlar 12 eylül'ün yarattığı solcu aydın bunlara prim vermeyin dediği insanlarla karşılaşıyorum, beraber mücadele veriyorum. ya kendisi ile aynı "sokak"ta mücadele vermiyoruz, ya da ya dasını boş verelim gitsin artık.

    garip değil mi?

    not: dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz di mi? kim kimden daha solcu, kim kimin kriterlerine göre doğru yerde, kim nerde ne demiş? hepimiz birer solcu paparazzi kılığında, elimizde terazimizle dolaşıyoruz. ne mutlu bize! sokakta mücadele vermekmiş, hah, sokakta hayat akıyor, sorması ayıptır biz ölçme tartma işlemlerinde iken neresinden katılacağız bu hayata?

    *: hah yeni bir devrimcilik kisvesi daha çıktı: yeşil boya dökmek, ne devrimciyiz değil mi? evet, evet komiğiz sadece, başka tanımlamaya gerek yok.
  6. asla ve kati suretle; hakan gülseven'in kendi üslubu ile kendisine cevap verilmeyecektir; zaten eleştirdiğimiz açısı da bu. yani kimse kendisine amanın bağırmaz, hele de liberal dediklerinizin pek sevmediği işlemlerdir bunlar. (o diyalogdaki sakin rolünü ve bağıran rolünü kimin üstleneceğini hepimiz daha iyi biliriz bu yüzden)

    şimdi oral çalışlar'ı pek tanımam, geçmişinde napmış, neredeymiş bilmiyorum. şimdisini biliyorum, radikal köşesinde takip ettiğim yazılarında oldukça dişe dokunur bir o kadar da ufuk açıcı yazılar yazmakta. ha geçmişte denilecek lafları dökeceksek; şayet burada oğuzhan müftüoğlu'sundan başlar bilmemkime kadar gideriz. ortada bir tane tutarlı devrimci isim bulamazsınız. yani bir şeyi savunurken, önce kendini de aynı argümanlarla bir tartman gerekiyor.

    "biz artık geceleri evimizde rahat uyku uyumak istiyoruz, sabaha karşı polis / asker baskını istemiyoruz."

    diyen biri ve yanındaki isimlerin şuan ki tabloda yeri nedir biri bana anlatsın. siz, anlatmadan önce ben diyeyim hocam; bu tablonun mimarları topyekun kendini devrimci / sosyalist / solcu olarak konumlandıranlardır. bir tutarsızlık varsa tam da onlardadır.

    yoksa ben ufuk uras'ı bildim bileli; bir gün öyle bir gün böyle dememekte olan bir isim. ve ne oldu, düne kadar yanınızdaydınız, şimdi ne değişti diye sorarım o isimlerin hepsine. hatta ve hatta; ufuk uras'ın bugünkü siyasi çizgisinde hakan gülseven'in saygıyla bahsettiği isimlerin payı büyüktür, çok hem de. yani; diyalektik yöntem buysa. saolun ben almayayım. çünkü tam da karşınızdaki liberal tezlerle eleştirirken, aynı şeyi siz yapıyorsunuz. o yüzden; hele bir soluklan otur yiğenim diye seslenelim size.

    ha bu arada; ufuk uras, onu ayakta alkışlamışmış, abd konsolosluğuna gitmişmiş, abd büyükelçisi ile görüşmüşmüş, abdullah gül ile de görüşmüş köşkte. n'olur bunları da sayın, yalvarırım. dinlemeyin sakın ama argümanlarını falan, gerek yok olm, baksana neler neler yapmış aaaa.

    işte şekilci devrimcilik bu oluyor, ne ileri ne geri. sen bunu yaptın, ama ben bunu dedimden öteye gitmiyor.

    size devrimci bir diyalog yazalım mı; neyse ya ne yazıcam, boşverin.

    not: ufuk uras'ın darbecileri övdüğü bir sözünü çıkarın, dişimi vallah billah kırarım. roni marguiles ile ilgili bi şey demicem; onun siyasi çizgisi bana çok uzak olup savunacak falan değilim.
  7. hakan gülseven bir anda ortaya çıkıp kalıpların içine sıkıştırılmış bir solcu tanımı yapmıyor. hakan gülseven in söylemeye çalıştığı bu ülkenin sol kanaat önderi gibi görülen adamlarının, şu anda oldukları yere gelirken solu fikren ve pratik olarak nasıl çiğneyip tükürdükleri. zamanın iş birlikçisi şimdi çıkıp insanlara sol öğretiyor. adamın rahatsızlık duyduğu bu.
  1. 1