sevdiğim bir arkadaşımın linkine istinaden okuduğum yazısına, kendimce bir yazı yazdım. kendisini sever sayarım, her ne kadar dilini ve üslubunu tartışsam da.
her neyse; cevabım da budur kendisine; ama cevaptan önce bir şey geldi aklıma be hakan abi; hadi gel şu aydın dediğimiz kelimeyi ve kavramı iğdiş edelim. hatta parçalayalım ki bu kavramı, bir adım atabilelim en azından.
http://www.birgun.net/...
oturmuş, sabah sabah hakan gülseven'in bize yaptığı ve sunduğu aydın tanımını okuyorum. onun çizdiği çizgiler dışında kalana, her zamanki gibi sayıp döküyor. şaşırtıcı olmayaraktana.
çok ilginç gelmedi mi size de; en azından bana geldi: 12 eylül'ü anlatan kişilerin arasında ufuk uras, oral çalışlar, etyen mahçupyan... isimlerinin olmasına içerleyen hakan gülseven'in "(içlerinde 12 eylül’ün zindanlarını, işkencelerini yaşamış olanlar, sanırım sadece aydın çubukçu ve celalettin can’dır.)" demesi; solcu aydın kavramına bakmaya çalıştığı yöntem.
evet evet, asıl derdimiz bu: solcu aydın kime diyoruz.
düşündüm, taşındım; öncelikle 12 eylül'ü anlatmak için 12 eylül'ü yaşamış olmanın gerekmediğine hüküm verdim. 12 eylül aslında şuan kurduğu kurum kuruluş ve yarattığı zihniyetle karşımıza çıkıyor. ve bunu anlatmak için 12 eylül'de hapse girmiş, eziyet görmüş olmak gerekmiyor. aslında 12 eylül belgeseli çekmek için artık o dönemi yaşamış, gördüğü işkenceleri anlatan, kenan evren'den bahseden belgeselller yerine; bir gidin 80 sonrası doğmuş çocukların şimdi 20li yaşlarda olanların "takıldıkları" yerlere onları anlatan belgeseller yapalım. çünkü tam da 12 eylül'ün vahim tablosu da budur. istatistiki veriler bir kenara; tüm geleceğimiz ve dahi aklımız ipotek altına alınmış durumda.
hah belki; hakan gülseven'in dediği gibi bu isimler belki o dönemi bir ertuğrul kürkçü, oğuzhan müftüoğlu ya da melih pekdemir gibi yaşamadı. ama bu durum ne onların sol duyusuna bir şey kaybettirir; ne de durdukları yer hakkında bize bilgi verir.
solcu aydın olmanın belirli kriterleri vardır muhakkak; ama bu kriterlerin arasında taş atmak / panzerin önüne serilmek / 12 eylül'de zindanda yatmak / göz altına alınmak gibi bir silsilenin olduğunu hiç düşünmüyorum.* solcu aydın; - her ne kadar aydın kelimesini pek sevmesem de- dediğimiz kişi sol duyuya sahip şekilde sözünü sakınmadan söylüyorsa neyimize yetmiyor? emekten, barıştan bahsetmek çok mu acayip şeyler.
neyse; lafı çok uzatmaya gerek yok. hakan gülseven'in bir sözüne de şu katkıyı yapıp bitirmek gerekir belki de:
"...üstelik sokakta mücadele eden ‘biz’ler, onların isimlerini pek bir kıymetli görüyor, pek değer veriyor, bildirgelerimize imza attırmak, panellerimizde konuşturmak, cezaevlerinde ‘arabulucu’ yapmak için peşlerinden koşuyoruz. "
hah işte, o biz diye tırnak işareti içine aldığı kısım var ya, eğer sokakta mücadele etmek baş tacı ise bence bir kere daha oturup düşünsün. ben grev çadırlarında, grev yürüyüşlerinde, güler zere eylemlerinde, ertesi gün bambaşka bir sokakta ve bambaşka bir başlıkta hep o aman bunlar 12 eylül'ün yarattığı solcu aydın bunlara prim vermeyin dediği insanlarla karşılaşıyorum, beraber mücadele veriyorum. ya kendisi ile aynı "sokak"ta mücadele vermiyoruz, ya da ya dasını boş verelim gitsin artık.
garip değil mi?
not: dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz di mi? kim kimden daha solcu, kim kimin kriterlerine göre doğru yerde, kim nerde ne demiş? hepimiz birer solcu paparazzi kılığında, elimizde terazimizle dolaşıyoruz. ne mutlu bize! sokakta mücadele vermekmiş, hah, sokakta hayat akıyor, sorması ayıptır biz ölçme tartma işlemlerinde iken neresinden katılacağız bu hayata?
*: hah yeni bir devrimcilik kisvesi daha çıktı: yeşil boya dökmek, ne devrimciyiz değil mi? evet, evet komiğiz sadece, başka tanımlamaya gerek yok.