görseller
hair 
  
belki ilginizi çeker
  1. · george berger
  2. · across the universe
  3. · cunnilingus
  4. · erkeklerin kız gibi saç uzatması
  5. · the 40 year old virgin
  6. · vicdani ret
  7. · film and revolution
  8. · vietnam savaşı
  9. · saç
  10. · uzun saç
gündem
  1. · 18 kasım 2009 fransa irlanda cumhuriyeti maçı
  2. · author
  3. · peygamberle dalga geçerken ölen sırp spiker
  4. · aklidengegorecelibikavramdir
  5. · aşk
  6. · yaran diyaloglar
  7. · yetenek sizsiniz türkiye
  8. · kadınsız dünya
  9. · ayrılınca psikopata dönüşen sevgili

hair  

  1. milos forman isimli yönetmenin 1979 yılında çevirdiği müzikal filmin ismi.
    film bir grup hippi ile vietnam'a savaşa gidecek bir adamın karşılaşmalarını ve gelişen olayları anlatmakta.
    müzikleri süper, filmin finali de süper.
    (simsiyah, 08.04.2004 19:12)
  2. ingilizce saç..
    (zeus, 08.04.2004 19:16)
  3. çiçek çocuk olma hayallerinin ne kadar gerilerde kaldığını bir kez daha hatırlatan aşmış müzikal..
    (luccy in the sky with the diamonds, 09.11.2004 21:44)
  4. abartmak lazım bazen..
    george berger olmak lazım bazen..
    (betty blue, 09.07.2006 00:00)
  5. (bkz: heir)
    (comatose, 06.01.2007 22:32)
  6. bir metal türü
    (bkz: hair metal)
    (mosquito hunter, 06.01.2007 22:34)
  7. her haftasonu izlenmesi gereken filmdir. sonu bilinse de yine de her zaman sonunda ağlanılır, olmazsa duygulanılır.

    ---spoiler gibi---

    çocuğunu reddeden zenciye küfredilip, çocuğuyla birlikte reddedilen kadının şarkısında ağlanabilir.

    esas elemanımız zengin evinin zengin masasında dansederken eblek suratınızla sevindirik olunabilir.

    askerliğe giden elemanımızın kısa askerlik macerası sırasında "full metal jacket"la bağ kurulabilir.

    zenci-beyaz çatışmasına yönelik tüm şarkılarda eğer işiniz yoksa felsefi yorumlarda bulunulabilir.

    ve elbette let the sunshine a her dinleyişte tekrar tekrar tapılabilir.

    ----spoiler gibi----

    kısa kesmek gerekirse dünya sinema tarihinin en iyi müzikali olan bu film her hafta bıkmak bilinmeden tekrar tekrar izlenebilir.

    çiçek çocuklara gıptayla bakılıp, o dönemde doğmadığına milyonuncu kez küfredilir..
    (mordevrim, 17.05.2007 15:41)
  8. sonu insanı dumur bırakıp, hüngürdeten müzikal film. gelmiş geçmiş en iyi müzikal hatta. çiçek çocuklar, dostluk, sevgi ve barış çok güzel işlenmiştir. izledikten sonra insan bırak güneş içeri girsin* der. pek güzeldir. let the sunshine in ile tanınır fekat asıl şarkısının sözleri şu şekildedir :

    she asked me why
    ı'm just a hairy guy
    ı'm hairy noon and night
    hair that's a fright
    ı'm hairy high and low
    don't ask me why
    don't know
    ıt's not for lack of bread
    like the grateful dead
    darlin`

    gimme a head with hair
    long beautiful hair
    shining, gleaming,
    streaming, flaxen, waxen

    give me it down to there hair
    shoulder length or longer
    here baby, there mama
    everywhere daddy daddy

    hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
    flow it, show it
    long as god can grow it
    my hair

    let it fly in the breeze
    and get caught in the trees
    give a home to the fleas in my hair
    a home for fleas
    a hive for the buzzin` bees
    a nest for birds
    there ain't no words
    for the beauty, the splendor, the wonder
    of my...

    hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
    flow it, show it
    long as god can grow it
    my hair

    ı want it long, straight, curly, fuzzy
    snaggy, shaggy, ratty, matty
    oily, greasy, fleecy
    shining, gleaming, streaming
    flaxen, waxen
    knotted, polka-dotted
    twisted, beaded, braided
    powdered, flowered, and confettied
    bangled, tangled, spangled, and spaghettied!

    oh say can you see
    my eyes if you can
    then my hair's too short
    down to here
    down to there
    down to there
    down to where
    ıt stops by itself
    dudududududududu...

    they'll be ga ga at the go go
    when they see me in my toga
    ın my toga made of blond
    brilliantined
    biblical hair

    my hair like jesus wore it
    hallelujah ı adore it
    hallelujah mary loved her son
    why don't my mother love me?

    hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
    flow it, show it
    long as god can grow it
    my hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
    flow it, show it
    long as god can grow it
    my hair
    (zinzoline, 27.06.2007 10:24 ~ 10:27)
  9. yüzyılın en iyi 10 müzikali arasında onuncu sırada yer almaktadır. filmdeki tüm şarkılar muhteşem kalitelidir. müzikal, james rado ve jerome ragni tarafından yazılmıştır. müzikalin ilk sahnelenişi 17 kasım 1967 tarihindedir. yıllarca broadway ve londra'da sahnelenmiştir. türkiye'de de hair müzikali türk sanatçılarla türkçe'ye çevrilerek yeniden düzenlenmiş ve sergilenmiştir. bildiğim kadarıyla kadınların çıplak olduğu sahnede, bizimkiler ten rengi birşeyler giyerek sahneye çıkmışlar. bu müzikal o zaman biraz ortalığı karıştırmış.

    milos forman'in filmi ise 1979 yılında yapılmıştır. klasik tadında harika bir eserdir.

    filmin ilk şarkısının adında da geçtiği gibi ( age of aquarius), filmde kova burcu cağından da bahsedilmektedir çünkü dünya kova burcuna girdiğinde dünyada birçok devrim ve yenilikler gerçekleşir.
    (age of aquarius, 04.07.2007 03:37 ~ 05.07.2007 13:57)
  10. olmak isteyip olunamayan, söylemek isteyip söylenemeyen, yapmak isteyip yapılamayan, umut eden, hayal kuran, tripten tribe giren yine de zarar vermeden sevebilendir; hair.
    "the draft is white people sending black people to make war on the yellow people to defend the land they stole from the red people" der. ilk sahneye konuluşundan bu yana 40, film çekildiğinden bu yana 30 yıla yaklaşan zaman geçmiştir. yine de hippilerin, çiçek çocukların, sokakta kalanların, uyuşturucu kullanarak ülkelerine tepki verenlerin, serserilik yapanların, savaşmak yerine sevişenlerin dedikleri hala olur ülkelerinde. beyaz adam başka bir adamdan çaldığı toprağı korumaya yada çalmak yerine sömürmeye karar verdiği toprağa demokrasi götürmeye gider. başka bir ülkeye giden ülkenin amacı nedir. almak. ağaçları, yemeği, hammaddeyi, yakıtı, madeni, sağlığı, düzeni, genç kızların bekaretlerini, kadınların önce kocalarını/koca adaylarını sonrada namuslarını, mutluluğu, canı ("insan canını" olduğu kadar hayvanların ve doğanın da canını), evleri, hastaneleri, okulları, kitapları, bilgiyi, umudu ve yönetimi almak.
    işte öyle bir müzikal ki almaya alışan bir gücün almasına karşı duran birinin kendi canını verdiğini gösteriyor. hollywood ca göstermiyor ama. izlenecekler listesine ekleniyor, savaşlar başlayınca yada alevlenince gösterimler yapılıyor. fakat ne yazık ki hiç bir şey olmuyor. hiçbir şey olmuyor çünkü filmde damlayan yada en azından damlamak için büyük çaba sarf eden gözyaşlarının sahibi 1 ay sonra o büyük gücün muhteşem kahramanlıklarını konu alan aslında birer katliamı anlatan filmlerde kazanan tarafa yani kahraman büyük güce seviniyor.
    o büyük gücün gerizekalılaştırma politikasının çok başarılı olduğunu düşünüyorum. vietnam için konuştular, yürüdüler, içtiler, sokaklara döküldüler, uyuşturucu kullanıp anlamlı yada anlamsız olsun bir tepki verdiler. şimdi bosna-hersek savaşını kaç kişi hatırlıyor? peki kosova? afganistan desem? lübnan? ırak? peki israil kaç gündür uslu duruyor? bugün sınırda hiç asker öldü mü? işte o büyük güç soruları sormamayı, cevapları bildirmemeyi başarıyor. sadece kendi ülkesine değil tüm hedef ülkelere aynısını uyguluyor.
    bu müzikalin süresi 2 saat ama görmeyi bileni hem çok eğlendiriyor hem de çok kızdırıyor. burjuvaziye, savaşa, yabancılaşmaya, birlik duygusunun ölüşüne, tepki vermenin bağırmaktan öteye bir uygulamasının kalmamasına kızıyor insan izlerken.
    live earth konserleri verilirken izlenirken harcanan elektriği üretmek için yakılan fosil yakıta, o insanların hayatlarında bunu ne kadar salladığına, haftada ne kadar yürüyüp ne kadar toplu taşım araçlarını kullandıklarına takılıyor birden beyin. tepki veren 3-5 köşe yazarı oluyor, 5-10 arkadaş içki masasında dünyayı kurtarırken tartışıyor; ama yine de herkes pasifize kimliğine sığınıp gerizekalılaştırma planlarının biraz tozlu yollardan geçse de tökezlememesini sağlıyoruz.
    bir müzikal bunca şeyi anlatabilir mi? anlatır, anlatır... küresel ısınma popülerliğini kazanmadığından daha o zamanlar pek hakkında konuşan eyleme geçen olmamış (greenpeace dışında); onun yerine ahlaki değerlerin tabulaşan yanlarını koymuşlar ve onu sorgulamışlar desem olur sanırım.
    her şeye bu kadar kötümser bakarken, 1997 de türkiye de vizyona girdiğini o zaman 11 yaşında bir velet olan benim çatlak annem tarafından bu filme götürüldüğümü ve hayatımı cidden etkilediğini söyleyerek bitireyim bari. filmdeki jeannie karakteri çocukluk idolüm, easy to be hard şarkısını her dinleyişimde dayak yiyor, the flesh failures - let the sun shine inin sözleriyle öfkeli bir ağlama krizine kapılıyorum.
    izlenesi, izletilesi, düşünülesi, konuşulası, ders alınası bir yapıttır *
    (luccy in the sky with the diamonds, 20.07.2007 03:36 ~ 03:58)
  11. "insan olmak, bize öğretilen değil"...

    ne zaman izlesem, yukarıdaki tümceciği aklıma düşüren muhteşem müzikal. insan olmak, bize öğretilen değil, savaşmayı, sinmeyi, korkmayı ve yaralanmadan önce yaralamayı marifet bellettiler bize, oysa değildi. çaresiz kabullenişi, devletlerin yüceliğini, insan olmanın önce 'kul' olmak olduğunu söylediler, inandık. saftık, salaktık, çocuktuk, iyi niyetimiz anlamaya müsait değildi üzerimize oynanan kirli oyunları, aldandık, tecavüze uğradı çocuk masumiyetimiz, kirletildik. bambaşka düşlerin, bambaşka davaların, şimdi herkese "öcü" diye anlatılan devrimlerin gerçekleştirildiği, gerçekleştirilmek için savaşıldığı bambaşka bir dünya olabilirdi yaşadığımız ; ruhumuzun bedene kısılmış bir tutsak değil, özgür bir varlık olduğu duyabilirdik metropoller modernlik kisvesi altında esir düşürmeseydi bizi. inanabilir, sevebilir, sevişebilir, yaşayabilirdik.

    beceremedik.

    bir john berger vardı, umutlarımızı yeşil tutan.

    onu da saçmasapan bir savaşa teslim verdik.

    let the sunshine in...
    (haşmet asilkan, 20.07.2007 03:46)
  12. tüm zamanların en iyi müzikal filmi.rock-opera klasiği.tüm soundtrack'ı mükemmel olmakla beraber,(bkz: hare krishna') nın yeri ayrıdır..
    (denizbalinası, 01.04.2008 02:49)
  13. kaşındım; yine izledim.

    sabah sabah yeniden ağlatan müzikal film. hiçbir film hatırlamıyorum ki bu kadar güldüğüm ve bir o kadar da ağladığım.

    türevi diğer yapıtlar gibi hair da abd'nin vietnam politikasına vermiş veriştirmiştir. aklıma gelen başka bir güçlü protesto filmi için de;
    (bkz: full metal jacket)

    ama nedense daha sonra mel gibson gibi saplantılı faşizan tiplerle beraber büyük bir kahramanlık ve fedakarlık gibi gösterildi bu savaş ve "we were soldiers" gibi filmler çekildi.

    ötekileştirme, ırkçılık, kapitalizm, kuşak çatışması ve de en önemlisi popüler kültür üzerine ciddi eleştirel öğeleri ve imgeleri barındırır film. insanın doğadan nasıl koptuğunu ve içinde yaşadığı evrenden uzaklaştığını acı bir gerçeklikle değişik bakış açılarıyla sunar ve insanın doğanın parçası olması gerektiği ve değerlerini bu çerçevede şekillendirmesi gerektiğini anlatmaktadır. ve bunları harmanlayıp çok güzel bir hikaye içinde enfes müzikler eşliğinde bize sunar.
    (puandorg, 04.05.2008 09:56 ~ 09:57)
  14. (bkz: saç/@2310149)
    (closer, 20.05.2008 23:36 ~ 21.05.2008 05:58)
  15. tekrar izlenebilirliğiyle eski ama kesinlikle arşivlik müzikal.
    (heidi, 29.07.2008 22:59)
  16. sanılanın aksine "heyır" diye değil "heer" diye telaffuz edilir.
    (hayri potur, 29.07.2008 23:09)
  17. vietnam savaşı, kızılderililere yapılan haksızlıklar, çevre kirliliği, dönemin politikacıları, muhafazakar aile yapısı ... hair'in eleştirilerinden nasibini almayan yoktur herhalde. beyazların kızıllardan çaldığı ülkeyi korumak için siyahları sarılarla savaştırmaya gönderdiği dönemi yansıtan en çarpıcı yapıt. olayları geri planda bırakıyor ve replikleri daha çok şarkı sözleri oluşturuyor. hangi yüzyılın hangi çeyreğinin insanı olursak olalım, hair'den öğreneceğimiz çok şey var.
    (sakıncalı piyade, 15.10.2008 15:23)
  18. (bkz: let the sunshine in)
    (sleeping with ghosts, 07.11.2008 19:53)
  19. evim yok, ayakkabım da
    param yok, bir sınıfım da
    şalım yok, eldivenim de
    yatağım yok, kabım da
    inancım da yok.. şuraya bak..

    annem yok, kültürüm de
    arkadaşım yok, okulum da
    canlılığım yok, iç çamaşırım da
    sabunum yok, trenim de, aklım da...

    sigaram yok, işim gücüm de
    bozuk param yok, bir penim bile
    kızım yok, biletim de
    jetonum yok, tanrım da

    evet

    otum yok, asidim de
    giysim yok, meskenim de
    elmam yok, bıçağım da
    silahım yok, çöpüm de
    kartım yok.. yandı..

    dünya yok, eğlence yok, bisikletim yok, sivilcem yok, ağacım yok, hava yok, su yok...

    şehir, banco, kürdan ayakkabı bağcığı, öğretmenler, futbol topu, telefon, kayıtlar, doktor, erkek kardeş, kız kardeş, üniforma, makineli tüfek, uçaklar, mikroplar, m-1'ler...

    bang bang bang
    bang bang bang......
    (mordevrim, 07.11.2008 19:59)
  20. saç uzatmanın anlamını ve neler için saçlarımızı kesebileceğimizi de anlatmıştır ayrıca dünyaya.. en iyi müzikallerdendir.. saç uzatmayı kadın-erkek ayrımı sanan zavallıların izlemesi şarttır!
    (sleeping with ghosts, 07.12.2008 23:24 ~ 23:35)
  21. 1971 yılında japonyada sahnelenen versiyonunun müziklerinin de çok güzel olduğu müzikaldir. ayrıca let the sunshine ini the flesh failures olarak yeniden adlandıran nipponlu kardeşimizi de tebrik ediyorum buradan.
    (dadaist yapıbozumcu, 13.06.2009 13:44)
  22. her izlediğimde bu filmin içine girmek istiyorum. gerçek olsun şimdi burda olsunlar istiyorum. gidip onlarla yaşamak, bütün gün onlarla şarkı söylemek, sokaklarda yatmak, elele dans etmek istiyorum. kayıtsız şartsız özgür olmak, gelecek kaygısı olmadan anı yaşamak istiyorum..

    ah çok şey mi istiyorum..

    yanlış zamanda dünyaya gelmişim..
    (polgara, 10.08.2009 00:56)
  23. eğer aşağıdakilerden bir tanesi ilginizi çekiyorsa izlenesi harika müzikal;

    mevcut düzene başkaldırmak, herkesin söylemek istediği ni söylemek, dünya barışı, savaşa hayır, savaşma seviş, özgürlük, carpe diem, mutluluk, müzikal, hümanizm, insanlık, hayatın tadını çıkarmak, aşk, tutku her şey.

    bu müzikal benzersiz. sonunda ağlayarak siz de let the sunshine in diyeceksiniz.
    (eden blur, 27.10.2009 01:03)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil