beşiktaşlı entel spor yazarı.kaliteli ve şık giyinir.90 dakika programında yorumlarını nedense hep hıncal uluç un gozlerine bakarak ve hıncal uluç un sözlerine paralel olarak yapar.ayrı fikirde olduklarını göremedim daha..
ezbere konuşan futbol yorumcularının aksine, kimsenin göremediğini, farkedemediğini bulup söyleyen, ne provakatör ne de yalaka spor yazarı olmayan adam gibi adam nadir spor yazarlarından.
ayrıca bu zat için "hıncal*'ın her dediğini kabul ediyor" yorumunu yapanlar ya bir kaç program seyredip karar veriyorlar* ya da cidden önyargılılar.
haşmet'in hıncalı tastiklemesi fakat ardından bir şeyler eklemesi, hıncal'ın söze ilk başlamasından kaynaklanan bir durumdur.öyle olmasa bile bir insanın karşısındakiyle aynı görüşleri paylaşması, kavgadan prim yapan futbol yorumcuları gibi davranmaması eleştirilecek bir özellik de olmasa gerek.
belli bir yaştan sonra ne yapacağını şaşırmışlardandır. vatan gazetesinde yazar, ntv'de futbol hakkında yorumlar yapar, hala devam ediyor mu bilmiyorum ama bir ara hıncal uluç, sunay akın ve nebil özgentürk ile tv8'de program yapıyorlardı.
arada bir yazılarını okurum, aklı başında yazar, sanki biraz ece temelkuran'ın erkeği ama daha yumuşak ve daha bir nabza göre şerbet veren cinsten.
öncelikle çok yönlü bi adamdır.aşk üzerine iyi yazar,-haydi kıralım hayallerimizi-
adlı kitabı ne kadar romantik ve aynı zamanda bilge bi adam olduğu görüntüsü verir.sıkı bir rock sever dir kendisi mojo ve kemancı evi gibidir deyim yerindeyse.ntv deki 90 dakika programında ilk başlarda hıncal uluc dan gelen bi eziklik yaşamıştır fakat şimdilerde karizma sağlanmış diyebilirz.olaylara cok değişik açilardan bakabilen bir adamdır zamanında cok kitap okuduğu aşikardır.dahası severim,takdir ederim.
çok uzun olan parmaklarıyla dikkat çeken bir abimizdir. hele "işte buraya dikkat" ve "katılıyorum" derken o baş parmak daha bi uzar sanki. eğer parmak boyuyla ilgili bazı tespitler doğruysa uzak durulmalıdır.
bir keresinde 90 dk programında sağ eliyle yumruk yapıp sol eliyle üstüne vurmak suretiyle gerceklesen el hareketini yapmış yorumcu güzel insan. canlı yayında gercekleşen bu hareket, mahalledeki bir abi yapmış gibi sıcak karsılanmıs, hic de eğreti durmamıstır.
manga'nın elinden tutan, onlara zamanında maddi ve manevi tek destek kaynağı olan, her geçen gün öğrendiğimiz başka yönleriyle bizleri dumur etmekten bıkmayan, yazdığı yazılar tadından yenmez olan,aslında sadece yazar yada yorumcu olarak nitelendirmenin kendisini tanımlamaya yetmeyeceği çok yönlü insan.
placebo grubu hakkındaki şu yorumuyla beni benden alan kişiliktir.
'o konuya hiç girmeyelim.iyi bir eşcinsel arkadaşımızı gibidir,çok sevdiğimiz.'
placebo kişisi de onu çok seviyordur sanırım.
bilgi sahibi olduğu bir konuda gazetecilik görevini yaparak, kamuyu aydınlatmaya çalışan gazeteci, yorumcu. ama ne yazık ki; böyle beyefendi bir insan bile, kendini bilmez ruh hastaları tarafından ölüm tehditleri alıp, olmadık hakaretlere uğrayabiliyor.
ahmet hakan'ın yazısında "haşmet'in kayınpederi neco evi terketmiş" diye yazmasına sinirlenmiş, nişantaşı cafelerince ahmet hakan'ı aramış ve bulduğunda küfürlü kavgaya sebebiyet vermiştir kendisi. bu hareket, sebep ne olursa olsun, imajına yakışmamıştır...
pagunuz ne diyor haşmetmeab, "bir zibidi var. köşe yazarı" başlıklı yazısında:
" çok büyük bir gazetemizde kendine köşe bulmuş bu kişinin işi sürekli ona buna sataşmak...
ünlüler ve gazeteciler arasından hedef seçtiklerine laf atıyor; bunu yaparken zavallılıklarını, komplekslerini sergiliyor ve ne yazık ki bunları da polemik diye yutturmaya çalışıyor.
“nasıl laf soktum ama...” duygusunun hain hazlarına kilitlenmiş halde yazıp duruyor.
yazdığı her “acıtıcı” satırdan sonra da kötü tüccarlar gibi yağlı ellerini ovuşturup gülüyor.
sonunda ne göreyim; benim adımı da geçirmiş bir yazısında, aklı sıra benimle eğlenmiş.
kendisi gibi kompleksleri paçalarından akan ve yanından hiç ayrılmayan arkadaşıyla birlikte günlerini geçirdiği teşvikiye kafelerinden birinde dün yüz yüze hesaplaşırken anladım ki fena halde de korkak!..
adını anmıyorum. çünkü biliyorum ki o güzel adı, bu adamdan utanıyor...
***
onu burada daha fazla konu edecek değilim. değmez.
ama asıl anlatmak istediğim başka...
medyaya yerleşmiş bu “kötülük” yuvalarından hepimiz sorumluyuz.
en kolay yollardan tiraj-reyting hedefleyen yayın yönetmenleri ve dedikodu şehvetinin kışkırtılmasına bayılan okurlar da sorumlu bu adamların yükselişinden.
tamam, nihayetinde sel gider kum kalır.
fakat olan mizah duygusuna ve estetiğine oluyor.
beyinlerinde bir gram özgün fikir, kalplerinde azıcık olsun halis duygular taşımayan bu kişiler sürekli mizahın arkasına sığınıyor; sıkışınca “mizah yapıyorum” diyerek sıvışmaya çalışıyorlar ya...
ahmet hakan'ın yanında mansur forutan'ı görüp ikisine birden hakaret eden gazeteci. sorunu olduğu bir kişiyi bir kafede otururken rahatsız etmesi, 'dışarı gel' diye birbirine saldıran lise öğrencileri gibi davranması ile kendisi hakkındaki olumlu düşünceleri birdenbire yıkmıştır.
sabah gazetesi'ne bir röportaj verip içindeki zehiri ortaya çıkarmış insan. ne biçim bir üsluptur bu? eş dost arasında sevmediğin adamlara söversin tamam da bari bir gazeteye röportaj verirken hakaret etme.
ahmet hakan'ı sevmezdim ama bu yazıdan sonra haşmet'i ondan daha çok sevmemeye başladım. nefret edilesi biri olmuş.
futbol yorumu yapardı, hüzünlü bir sessizlik gibi futbola uzak cümleler bile kurardı transfer zamanlarında kimi takımlar için; sonra ne olduysa fikir babası kimse ya da kendisi biraz silkineyim polemiğe yelken açayım okuyucum artsın diye mi düşündü bilinmez; bir girdaba girdi ki, sonu ne olacak merakla beklemekteyim. unutmadan orhan pamuk nobeli almasın demesini ise yazdım bir tarafa unutmuyorum. bu nasıl bir kıskançlıktır!?