isim babam sayılan yavuz turgul ustanın, bana göre en güzel filmi olan aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni'nde, şener şen'in canlandırdığı muhteşem karakter. entelijansiyaya girmeye çalışan eski bir yeşilçam yönetmenidir, bol bol güldürür, ama sonunda öyle bir ağlatır ki kendinize gelemezsiniz.
son filmini merakla beklediğim arkadaş canlısı sözlük yazarı...ilerde senaryolarımı yönetmesi için kandırmayı düşündüğüm ama henüz bundan haberdar olmayan şahsiyet..
meçhul kahraman, porno yönetmeni, öğretim görevlisi, posta gazetesi başmuharriri, antifenerci, hatır için bile yenmeyen çiğ tavuk, bahtsız bedevi.
an itibariyle istatistiklerde görünen 629 girisinden en azından 400ü sinema, edebiyat, siyaset üzerine bilgi ya da yorum içermesine rağmen genelde can sıkıntısıyla girdiği geyik girilerle prim yapan tuhaf insan.
üstüne üstlük bir de ikizler burcu erkeğidir kendisi, görüldüğü yerde yüzüne tükürülesidir. o derece.
cengaver tarzı atıldığım bir giri ile sinema üzerine bilgisine gıpta ettiğim yazar. iyi bir sinema sever olduğu muhakkak ve çok kibar bir insan. sinema üzerine yazacağı daha çok giri olduğunu düşündüğüm (beklediğim) yazar. sözlükte kaliteyi fazlasıyla artırabilen sinema hakkında soru sorabileceğim (konuşabileceğim) bir insan olarak listeme eklenmiştir.
takibe almasamda denk geldiğim girilerinde ' abi benim anlatmak isteyipte anlatamadığımı ne güzel anlatmış. yuh yani!!' diyerek kıskandığım yazar. gülümsettiği kadar düşündürdükleri içinde teşekkürler.
@2593261 bu girisiyle beni düşüncelere salmış yazardır.
takside başından geçen bir olayı anlatmış, sonra bu hikâye üzerinden bir tespitte bulunmuş ve bunu sözlükteki arkadaşlarla paylaşmış. bu yazıyı okuyan arkadaşlarım da, ben pek gülümsenecek bir şey bulamasam da, onlar gülümseyen tuşa basıp bu giriyi bir numara yapmışlar, yani çok sevmişler. ben ise canım kardeşim, ağzı hayretle bir karış açılmış o suratı tıkladım. neden biliyor musun?
çünkü benim canım kardeşim, oturduğun koltukta susmuşsun.
kavruk tipik türk erkeğinin, o ağdalı "yurdum erkeği"nin hamile kadını sikebileceğini söylediğinde, bluz gördüğünde deliye dönen o garabet herifin sözlerine karşı şaşkınlık göstermişsin, rahatsız olmuşsun ama susmuşsun benim canım kardeşim. niye sustun? siki beyninden büyük bu adama, gelip de buraya anlattıklarının yüzde birini bile neden söylemedin? neden "sen kim oluyorsun be adam da hamile bir kadını sikebilecek kudreti ve hakkı kendinde görebiliyorsun?" diye çemkirmedin? hangi toplantı senin kızgınlığını geçirebilirdi benim canım kardeşim? neden sustun? bebeği bile gözü görmeyen o pislik torbasına, ayaklarını yere basa basa neden bağırmadın benim insan kardeşim?
liseli çocukların sarmaş dolaşlığı karşısında yaratıklaşan bu beyin kıvrımları meni dolu adama çıkışıp neden "sana ne insanların sevgisinden, güzelliğinden, birbirilerini öldürseler hoşuna mı gidecek?" diyemedin? neden sustun, o adam salyalı ağzıyla liseli kızı sikeceğini söylerken? belli ki sahile ineceklerini, tavla atacaklarını ve evet bunları biz biliyoruz, o yaratık bilmiyor benim canım kardeşim, ona neden anlatmadın? neden sustun? belki bir tane pippa bacca, bir tane güldünya'yı kurtarırdın; belki taksim'de bir sonraki yılbaşında bir kadını tacizden kurtarırdın benim canım kardeşim, bir sözün adamı belki kendine getirebilirdi neden sustun? neden buraya yazdıklarının; namusla, aşkla vardığın tespitlerinin birini bile o adama söylemedin? hangi toplantı benim canım kardeşim, hangi toplantı telaşı bunun üzerine çıkabilirdi?
itü sözlük'te parçalara ayırdığın, analizler yaptığın adamı, neden taksisinde, kendi çöplüğünde darmadağın etmedin? biz zaten bunları bilmiyor muyuz güzel ve iyi kardeşim, o canavara neden anlatmadın bunları? niye sustun o herkesi orospu bellerken, önüne geleni bebekli hamile, çocuk liseli demeden sikmeye gayret ederken? neden benim canım kardeşim? sustukça meselenin sıra bize geleceğini unuttun mu bir an; bir an ne diyeceğini mi bilemedin; bir an toplantıya geç kalmaktan mı korktun benim canım kardeşim, neden sustun? bir sonraki yolcusuna da aynı keyifle ve kudurmuşlukla bunları anlatabileceğini aklına getirmedin mi? o ikinci yolcusunun da bunlara aklının yatabileceğini; günün birinde yolda tutup hamile bir kadını köşeye sıkıştırıp sikebileceğini, olmadı liseli bir çifte sarkıp güzel kızı ve güzel çocuğu sıkıştırabileceğini hesap edemedin mi? niye nutkun tutuldu, neden benim güzel kardeşim?
2005 sonundan bu yana bu sayfalarda arz-ı endam eden kişi.
iki şeyden hazzetmedim bugüne kadar bu sayfalarda: birincisi, sadece kışkırtma amacı güden, gerçek hayatta yaşamayadıklarının acısını burada insanları sinirlendirerek çıkartmaya çalışan provokatif sahte-kahramanlar, diğeri de yazarların sidik yarışları. birbirine kafayı takıp polemiğe giren (neyin polemiğine giriliyor anasını satayım, televole kültürü mü empoze etti bunu, altı üstü birkaç bin kişinin girip kafasına göre bir şeyler karaladığı bir mekanda birbirini yeme kavgasının ego mastürbasyonundan başka ne anlamı oluyor, bilen biri anlatsın lütfen) yazarlardan olmadım hiçbir zaman. olmayacağım da.
birkaç gün önce, bahsettiğim ‘kışkırtıcı’ türden bir başlık ve altında hastalıklı fikirler gördüm, içimden geldi, karaladım birkaç satır. çok oylanmış, istatistiklere girmiş, ilgilenen herkese teşekkür ederim bir kez daha. ama hepsi bu. bir birey olarak fikrimi belirttim, katılanlar katıldıklarını belli etti, katılmayanların eli eksi butonuna gitti. olay bundan ibaret. ama bir arkadaşımın uyarısı sonucu nick altımda bir yazıyla karşılaştım, ilgimi çekti, mesaj fasilitesi yerine giri yazmayı tercih eden arkadaşımız doğrudan bana sorular sorunca cevap vermeden edemedim.
yazdığım yazının aldığı oylardan dem vurarak açmış konuyu arkadaşımız. öncelikle canım kardeşim, kendi kendime oy vermiyorum, ‘oy’ denen hadise çok umurumda olsaydı da seni ‘derin düşüncelere daldıran’ popülist bir şeyleri çok daha önce yazmış olurdum. için rahat olsun, senin yorduğunun yarısı kadar bile yormadım kafamı ben oylara, ne yazarken, ne de yazdıktan sonra. içimden geleni anlattım sadece.
takside geçen bir anı anlatacağım için, ‘bohem entel ayağı’ çekmediğimi belirtmek amacıyla taksiye niye bindiğimi açıklayayım dedim. yavuz donat tarzı halka üstten bakış tribi olmasın diye yazıda. yazdıklarım anlaşılabilsin diye, okuyanların zihninde otomatikman oluşacak bir ön yargıyı baştan kırmak istedim. ancak sen bu sefer de yazıda bir iki kez lafını ettiğim toplantıya takılmışsın. oraya sonra değineceğim. ama önce söylemek istediğim birkaç şey var.
canımdan çok sevdiğim kardeşim, imrendim sana. çok samimiyim bunları yazarken. gerçekten, o kadar çok imrendim ki! her şeyden önce, saf ve temiz bakış açına imrendim. şiirlerle, alıntılarla, linklerle, edebi bilgilerle doldurduğun girilerine baktım şöyle bir (bizim buralarda tek bir giriden yola çıkarak adam yargılamak ayıptır, yanlış anlama. sen tek bir giriden karakterimi analiz ettin diye sitem de etmiyorum, dedim ya, imrendim), edebiyat kokan temiz dünyana imrendim. ama en çok neye imrendim biliyor musun? anlattığım anıdaki taksiciye çemkirseydim her şeyin güllük gülistanlık olacağına inanmana. çocukluğum geldi aklıma, ‘yatağın altından canavar çıkarsa babam duvarı yıkar onu döver’ dediğim günlere nasıl imreniyorsam, senin bakış açına da öyle özendim. yalanım yok, kardeşler arasında yalan olur mu hiç?
canım kardeşim, bizim buralarda işler bildiğin gibi değil. çok sevdiğini tahmin ettiğim kitaplardaki gibi hiç değil maalesef. burada insanlar filmlerdeki gibi anlık aydınlanmalar yaşayamıyorlar, ve hiçbir cümle bir insanın dünyaya bakışını bir anda değiştiremiyor. çünkü insan diye bir şey var bizim yaşadığımız dünyada. ve o insanın psikolojik katmanları, bastırılmış cinselliği, öfkesi ve tepkisi, hiç tanımadığı bir adamın edeceği iki cümleyle yok olabilecek nitelikte değil.
sustum kardeşim. çemkirmedim o adama.
çünkü çok konuştum zamanında. ‘susma sustukça sıra sana gelecek’, heyecanlı lise yıllarında bizim de mottomuzdu. ama anladım ki sadece konuşmak hiçbir işe yaramıyor. hele ki içten gelen dürtüleri ‘akıl alarak’ bastırabilen bir insan türü gelmedi daha bizim dünyamıza. belli ki tanımıyorsun insanları, ama kardeşine güven, birkaç basit cümleyle değiştirilebilseydi çok sapık efendi adama dönmüştü sayemde şimdiye kadar.
sustum kardeşim.
çünkü konuşsam, hatta dövsem de bildiğini okuyacağını biliyorum o adamın. sen bilmezsin, bizim buralarda herkes ahlak bekçisidir zaten, ve herkes birbirine her türlü fırsatta fazlasıyla çemkirir. ama bu sadece işleri daha da saman altından yürütmeye sebep olur. belki bir sonraki müşteriye anlatmazdı içinden geçenleri, ama hiçbir cümle o adamın cinsel tatminsizliğini ve bu yüzden patlayan öfkesini yok edemezdi.
sustum kardeşim. kardeşimden gizleyecek değilim.
çünkü tepki göstermem o adamın içindeki azgın dürtüyü daha da körüklemekten başka hiçbir işe yaramayacaktı. belki öfkesi iyice kudurup patlama noktasına gelecekti, belki de sadece susmam liseli bir kızı tacizden kurtardı. küfrederek bir anlık da olsa boşalttı içinde biriken hezeyanı, tepki göstermem öfkesini daha da arttıracaktı. hele bir de başkasına anlatmaktan çekinirse, o azgın cinselliği nereye boşaltmak isterdi, düşündün mü hiç sorarken?
vallahi de sustum, billahi de. ama senin sandığın gibi toplantının heyecanından değil.
çünkü orada çemkirseydim bu benim egomu okşamaktan başka hiçbir işe yaramayacaktı. kahramancılık oynamayı da ben sevmem, huy işte. senin gibi romantik bakamıyorum, imrenmem boşa değil ya! çemkirseydim kahraman gibi hissederek inecektim taksiden, tıpkı senin nick altımda bana yazdığın yazıyı gönderdikten sonra hissettiğini tahmin ettiğim türden bir zevk kaplayacaktı bedenimi. ama neyi değiştirirdi bu be kardeş? bir cümlemin dünyayı değiştirebileceğini düşünmek hoş bir hayal, ama o adam içindeki azgın hayvanla uzaklaşırken benim ‘oh be ne laf soktum’ türünden bir zevkle ortalarda kalmamın egomdan başka kime ne faydası olacaktı?
sustum kardeşim.
çünkü insanlar anlamak istediklerini anlar sadece söylediklerinden. kendine bakarsan anlarsın. oturup uzun uzadıya bir şeyler anlatmışım, kitaplardan okuduğum tespitleri işin içine katıp inandığım birkaç şeyi söylemişim. sen ne yapmışsın güzel kardeşim? muhtemelen istatistiklerde buldun giriyi, oylardan bu kadar dem vurmana sebep bu. taksi – toplantı – suskunluk üçgenine takılıp sonuca vardın, ayar vermeye giriştin. iyi de güzel kardeşim, benim anlattığım o değildi ki? belki de adamı dövmüşümdür öykünün sonunda, belki böyle bir şeyi hiç yaşamayıp açıklayıcı olsun diye bir öyküyle süslemişimdir girimi. bunları belirten bir cümle etmiş miyim? niye saldırdın güzel kardeşim? ve sen bu kadar mesnetsiz saldırılarda bulunabilirken, elalemin sapığını birkaç cümleyle adam etmekten nasıl bahsedersin canım benim?
sustum kardeşim. allah çarpsın ki sustum.
bin dört yüz yıldır dünyaya anlatılan bir din var çünkü, ve o din yüzlerce yıldır bu ülkedeki insanlar için çok önemli. o taksici için de öyleydi, emin ol. ve o din zaten yasaklıyor bütün bunları. tanrının buyruğunu dinlemeyen bir adam, beni dinler miydi sence? yüzlerce yıllık gelenekleri hiçe sayabilecek kadar azgın bir adamı durdurabileceğime inandığın için çok teşekkür ederim kardeşim, ama inan bana, ben o kadar yüce bir şahsiyet değilim.
ve ona ağzımı bile açmazken, burada senin pek de hoşuna gitmeyen uzunca bir yazı yazdım. neden, biliyor musun canımın diğer yarısı?
çünkü münferit suçları tek tek önlemek bir şey kazandırmaz hiçbir topluma, birini engellesen diğerini önleyemezsin. sorun sistemdedir çünkü, zihinlerdedir. suçları, çarpıklıkları engellemek istiyorsan, sistemi değiştirmek zorundasın. sistem düzelince, yeni bireyler otomatik olarak düzgün yetişir zaten. ve bir toplumun geleceğine yön verecek olan, o toplumun eğitimli, görece aydın, parlak zekalarıdır. gençleridir. burada fikrimi anlattım, çünkü belki ileride topluma fayda sağlayacak birilerine bir şeyler çağrıştırır, belki bu hataları temelden çözebiliriz, gelecek için faydalı bir şeyler yapabiliriz diye düşündüm. hesap edemedim senin bu kadar içerleyeceğini, özür dilerim.
hala anlatamadıysam sevmediğin anılarımdan birini daha anlatayım sana.
birkaç gün önce bir yerde oturuyorduk. gençten bir dilenci geldi, dilenirken kadınlara sarkmaya başladı. kahveci de tam senin kafada adam, çemkirdi, kovdu. daha da sinirlendi dilenci, küfretmeye başladı sağa sola. ite kaka uzaklaştırmaya çalıştılar. demirlere tutundu, oraları komple yakacağını bağırmaya başladı. sürüklediler. kenara çekip dövdüler dört kişi. şansa bir polis arabası geçiyordu, yakalayıp arabaya tıktılar. arabaya götürülürken bağırıyordu: ‘kimseyi öldürmedim. hırsızlık yapmadım. mafya değilim. benden ne istiyorsunuz?’
ve ne oldu, biliyor musun canım kardeşim? hayallerinde yaşattığın gibi olağanüstü bir insana dönüşmedi bunca baskıdan sonra o eleman. ertesi gün yine geldi, yine kadınlara sarkmaya, etrafı taciz etmeye başladı. nedenini bir kere daha söyleyeyim: çünkü hiçbir söz, hiçbir baskı, hiçbir çemkiriş, değiştiremez içinde eksiklik duyan insanı. o eksiklik bakidir ve patlar. bizim buralarda böyledir insan psikolojisi. adama senin istediğin türden bir rahatlama sunmak için yapılabilecek en iyi şey, arzusunu tatmin etmekti. ve kusura bakma, senin güzel hatırın için dahi olsa kadın ticaretine ya da eşcinselliğe bulaşamazdım. o kadar fedakarlık bekleme kardeşinden.
ha, şu kafayı çok taktığın toplantı var ya…
saklayacak bir şeyim yok. bir dizi görüşmesiydi, heyecanlıydım. ilk iş hevesi sanma ha, çok oldu ben bu piyasaya gireli. peki neden o kadar heyecanlıydım biliyor musun? çünkü ilk defa bir dizide, ülkenin en güçlü medya sektöründe inandığım cümleler sarf edebileceğim bir iş satmıştım da ondan. ilk defa ‘herkes bir bireydir’ dedirttik biz karakterlerimize, muhtemelen senin de başına bela olacak olan 25 yaş sendromundan bahsettik. gündelik kaygılar, korkular yüzünden hayatını karartan insanları gösterip ‘korkmayın, savaşın’ dedik. dostluğu övdük, paylaşımı. nazım hikmet şiirleri dinlettik bu ülkenin gençlerine, seversin, tahmin ediyorum. onlar da sevdiler. ilk defa duydukları halde. ülkeyi karamsarlığa iten onca işin arasında, renkli ve umutlu bir dizi yapmaya gayret ettik. uyardık geriden gelenleri, ileridekilere ‘vazgeçmeyin’ dedik. hayatla savaşın dedik, yenilseniz de tekrar savaşın. yani canım kardeşim, sandığın gibi ‘susan’ bir insan değilim. aksine, sesim çıktığı kadar haykırdım inandıklarımı. sadece istediğin gibi egosantrik amaçlarla ve sadece havaya uçacak cümleler sarf etmeyi sevmiyorum, o kadar. kahramancılığı da sevmem dedim ya. bunları buraya yazmaktan da bir o kadar nefret diyorum, ama vallahi sordun diye anlattım, bütün bu hikayeden kendime pay biçiyorsam namerdim. (dizi de 5 bölümde kalktı yayından, merak etme. zengin filan olmadım, ya da dünyam değişmedi. sıradan biriydim, sıradan biriyim.)
umarım biraz olsun su serpebilmişimdir içinde kanayan yaraya, canım kardeşim…
dilim döndüğünce anlattığıma göre, şimdi benim tek bir sorum var sana.
benim güzel kardeşim… pippa bacca’lardan, güldünya’lardan bahsedene kadar, burada, gözünün önünde neler oldu, farkında mısın? bir sürü saçmasapan insan gelip seninle aynı mecrada kalem sallayan insanları aşağıladılar, gördün mü hiç? o çok şaştığın yazım vardı ya, onun tepesinde bütün kadınları aşağılayan saçmasapan cümleler vardı, fark ettin mi? çok uzaklara gitmeden önce bir bulunduğun mecraya bakmanı rica edeceğim. sanal bir ortamda bile kan gövdeyi götürdü, faşizan düşünceler havada uçuştu, küfürler, karşılıklı aşağılamalar, cinsel, siyasi ve dini tartışmalar savaş alanına döndü. bilmem haberin var mı.
peki sen güzel kardeşim… sen bu kadar duyarlı ve hassasken, sözlükteki binlerce yazardan biri olan benim bin küsür girimden biri hakkında bile satırlarca yazı döşenebilecek kadar tepkiselken, şairane üslubunla etkileyici dil kurabilecek yetiye sahipken, ve yazarlarla birebir çatışmaya girebilecek kadar kahramanken, gözünün önünde kadınların aşağılanmasına, fikir ayrılıklarının herkesin canını yakan kavgalara dönmesine nasıl tepkisiz kalabildin?
sana beğendiremediysem de, bulunduğum sözlükteki problemlerden yola çıkarak yazmıştım o yazıyı ben.
peki ya sen canım kardeşim?
bana ayar vermek için cengaverce öne atılan sen… asıl konuşman gereken yerde, sen neden sustun?
az yazıyor, uzun aralar vererek hemde. yazılarında doğru tespitler ve güzel tasvirlerin mevcut olmasının, gerçek hayatında da yazıyla yakından haşır neşir olmasından kaynaklandığını yeni öğrendim. önümüzdeki sene için kurduğu hayaller umarım gerçek olur, ki benimde ünlü bir tanıdığım olmuş olur böylece. * ünlü olunca bizi unutmazsın artık değil mi?
zaman bizi bir yerlere sürükler, kendi kararlarımızla hayatımızı yönettiğimizi zannederiz ama bir yerlerde mistik güzel birşeyler vardır avucumuzun içindeki kader çizgilerini ilmek ilmek birleştiren. çünkü inanılır gibi değil, bu kadar iyi uyuştuğunuz birini milyonlarca insan ve zilyonlarca olasılık içinden bulabilmeniz. bunda mistik birşeyler olmalı, tüm permütasyonları, matematik fonksiyonlarını, olasılık hesaplarını, gülümseyerek bir kenara iten birşeyler.
her ne iseler o şeyler, onlara teşekkür ediyorum.
ve şanslıyım biliyorum, çünkü haşmet asilkan ile birlikte dışarıdayız.
içeriye girmek için biletimi ben kendim yaktım, istersem camları kırar içeri girerim istersem partinin esasını dışarıda veririm içerideki herkesi oraya kilitlerim gelemezler dışarıya. yukarıda gümüşî bir samanyolu, yumuşacık esen bir rüzgarda bir deniz kokusu, güzel bir müzik belki ve birbirinin kuyusunu kazmaya çalışmayan, içten, dünyaya güzellikler getirmeye çalışan insanlarla dolu bir sonsuz bahçe. dünya işte.
iyi ki dışarıdayız seninle haşmet asilkan.
ama asla yalnız değilsin, koskocaman bir dünyada sadece senin sınırladığın özgürlüğünle kimse seni önemsemezmiş kimse seni benimsemezmiş gibi hissetsen de arada sırada, yalnız değilsin asla. bu dünya senin oyuncağın, bu dünya benim oyuncağım, yaşamak ise kodlarını sezgiyle bildiğimiz bir oyun sadece.
hep dışarıda ve benimle kalman dileğiyle.
yazılan giriyi okuyorsun bir solukta, sonra sağda "haşmet asilkan" ismini görüyorsunuz, önce şener şen sonra film gözünüzün önüne geliyor. müjde ar'ı ikna etme çabaları falan. sonra haşmet asilkan'ın o naif kişiliğini düşünüyorsunuz. sonra yukarda yazılanlar işte o anda bir nick sadece yazdıklarından dolayı tanısamda bir insana anca bu kadar yakışabilir diyorsunuz.
hep buralarda görmek dileğiyle.
muhabbeti çok sağlam olan, yazılarını hayranlıkla okuduğum, ileride hakettiği yerlere geleceğinden hiç şüphe etmediğim, bu sözlükte ki yazılarını en çok sevdiğim yazar.
(bkz: nice yıllara)