doğum gününde hiç bir sevdiğinin yanında olmaması,yağan karla başbaşa kalmak,ne yapacağını bilememek ve de nasıl mutlu olacağını bulamamak..işte hüzün *
bu duyguya sahip kişiye sımsıkı sarılınır ve 'ömür boyu seni seveceğim' denir. böyle alırsın başını göğsüne yaslarsın; her zaman yanında olacağını ona hissettirirsin. *
hüzün kişilere farklı yoğunluklar taşıyan bir içlenme...
ve tanımı benzeri birçok kelime tanımıyla karıştırılan kavramlar arasında (melankoli, elem, karamsarlık vs.)
şair “içlenme sanatı” demiş adına...
hafif melal kokulu ama içinde ironik bir mutluluk bulunur, geçmiş adına duyulan hislerdir esasında. iki uç noktayı bir arada yaşama sanatıdır. evet, sanattır aslında hüznü yaşamak.
ahmet inam da demiş: “hüzün, yoğun yaşamlara yağar. süzülmüş yaşam tortusudur. hüzün melankoli değildir. başımıza gelmez. biz gideriz hüzne. biz hüznü beklemeyiz. hüzün bizi bekler. damıtıktır.
oysa hüzün işçilik ister. çaba. ustalık. hüzün doyuran toplumlarda, kültürlerde uğrar bize. osmanlının son dönemi örneğin hüznü solur.
...
yoğun acı, ama mütebessim; akıl, ama duygu komşusu; isyan, ama edebli; bir sonbahar ikindisi ama, uzun; bir güneşli kış sabahı ama, sıcak; uçurumdan aşağı, ama göğe tırmanıyormuşcasına.”
gözlerimizi yaşanmışlıklara, geçmişe çevirdikçe duyduğumuz hüzün kaçınılmazdır elbet ama faydasız, bunun garip ironisini alain’ın satırlarından anlamak mümkün:
“düşünce hüzne kanat takar ve onu göklerde süzülen bir keder haline getirir: oysa kafamı çalıştırıp da bu kanatları koparabilirsem yalnızca yerlerde sürüklenen bir kederim olacak demektir; hep ayaklarımın dibindedir, ama gözlerimin önünde değildir. yalnız, işin kötüsü şu ki, biz hep çok yükseklerde uçan bir kederimiz olsun isteriz.”
hüznü kabullenmek, onunla barışık yaşamak verdiği elemin yanında ruhun diriliğini görüp mutluluğu tatmak...
hüznün dnası çözülmüştür.
“... hüzün söz olur yarı yolda bırakılmış yeminlerin ve vaadlerin pençesinden yüz gösterir kimi, kimi bir elyazmasının derkenarına yazılır bir ayrılık türküsü niyetine
... sabahların kokusuna karışan bir pişmanlığın terennümüdür bazen ve hazan da gecelerin korkusunu damıtan bir şarkının dizesi.”
“...hüzün bazan en büyük umutlara gebedir.
fuzuli’lerin galib’lerin kinayeleri ve tevriyeleri onun üstüne yazılır.
hüzün, her hale şükretmenin diğer adıdır. hüzün seyerandır maverada. hüzün, özleyiştir.
hüzün ki en ziyade yakışandır bize!”
ahmet hamdi tanpınar “mavi, maviydi gökyüzü” adlı şiirinin son iki dörtlüğünde yaşanmakta olan hüznü konuşturmuştur:
“...
birden gülümseyen yüzün
sabahların aynasında
ve beni çıldırtan hüzün
iki bakış arasında
kimbilir şimdi nerdesin?
senindir yine akşamlar;
merdivende ayak sesin
rıhtım taşında gölgen var.”
sait faik yaşama dolanmış hayat dolu hikayelerinin yanında “yeis” adlı şiiriyle ufak ayrıntılardan mutlu olan kimliğini bırakmış ve hüznü: eski aşkını taze sevgilisini sevmeye çalışırken gördüğü anlarda duyduğu isyanı kendi edebiyatına zıt bir dille sunuyor:
“akşam üstleri geliyor
tam insanlar işte çıkarken.
salkım salkım tramvaylardan
bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
namussuz, akşam üstleri geliyor.
neremden yakalıyor; bilmiyorum
ben tam sevmeğe hazırlanırken
on altı yaşındaki sevgilimi.
elini elimle tutmak
yirmi dört saatte bir
sıcak bir laf dinlemek isterken..
rezil... tam o saatlerde geliyor!”
hüznün insana verdiği kırılganlığı tatmak... fakat bu kırılganlık hoş bir havadadır hem tatlı hem de oldukça acıdır. “çakıl” adlı şiirinde bedri rahmi eyüboğlu betimler bu bu güzelliği:
ölüm korkusunu nefesinde ve dizelerinde yaşatan cahit sıtkı tarancı’nın eserlerinde de yaşam aşkına karşı duyulan ölüm korkusunun yarattığı kaçınılmaz hüznü bulabilirsiniz:
“
...
uzak bir iklimin ılık havasında
bütün sevdiklerim hulyamı paylaşır;
bense camlar, camlar, camlar arkasında!”
esasında hüznü kabullenmek ve onu parlatmaya alışmak gerekir: melal değildir ki o bize gelsin, bir alıştık mı koşarız hüzne yaşamın zevkine karşı bir durak gibi atilla ilhan demiş:
bazen bir çekmeceden çıkar gelir, bazen bir ezgiden..
bazen bir su birikintisinden bazen unutulmaya yüz tutmuş bir çocukluk anısından..
en çok, ama en çok da susam sokağını hatırladığımda gelir oturur yüreğimin en orta yerine...
hüzün ki en çok yakışandır bize der ya şair, öyle işte..
büyüyoruz ne çare..
5 ay yurtdışında geçirdikten sonra geldiğinizde annenizin evi büyüdüğünüz yerden ve şehirden çok uzaklara taşıması, arkadaşlarınızın birer birer mezun olması ve yurtdışına gitmesi ya da çalışmaya başlayıp sırra kadem basması veya taşınması, 5 aylık istanbul özlemi sonunda geçirilen 40 günün ardından yeniden geriye dönülecekken arkadaşlarınızla vedalaşmanız, annenizle tartışmanız, annenin sizi havaalanına bile götürmeyeceğini söylemesi, siz geldiğinizde zaten borçlarını zor ödediği evden vazgeçerek şehirden gitmesi ihtimalinin yüksekliği, gitmese bile şu an oturduğu yerde onla birlikte yaşamanız halinde hayatınızın ulaşım nedeniyle çok zorlaşması sebebiyle zaten aynı şehir içinde ayrı yaşayacağınız, babanız sizi terk ettikten yıllar sonra bir de beklemediğiniz bir anda hızlıca gelişen bu olaylar ve olayların eşiğinde tekrar yurtdışına gidecek olmanız, döndüğünüzde nasıl, nerede yaşayacağınızı bile bilmemeniz, geleceğe dair tüm planlarınızın bir anda alt üst olması ve buna karşı hiçbir şey yapamamanız, yeni planlar kuramayışınız yani kısacası; 5 ay gibi kısa bir süre içinde ailenizin yok olması ve arkadaş çevrenizin giderek daralması ve de yurtdışı çıkış günü ile birlikte yoğunca hissetiğiniz ümitsizlik ve depresyonla birleşen duygu.
' hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
gönlümün kıyısına vurur
aşınan kayalar gibi ruhum, suskun, yorgun öylece durur
ıslak kumlara yazılmış hikayeler ummana karışır, silinir, yavaş yavaş
her damla ömrümden bir şeyler koparır
ağır ağır sönen gönlüm
sakin koyları bekler
son kum tanesi olana kadar
hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
gönlümün kıyısına vurur'
hüzün günbatımında hissetirir kendini
akşamüstü yükselip alçalan ateş gibi
karşılaşan iki dost, zamanın değirmeni
bir sahil lokantası, ege’nin zeytinleri
uzakta
hüzün hep yanımda
geçmişten gelen sesler, gözümden kaçan gözler
ne kadar çok tırmansam benden yukarda gizler
bir gelincik tarlası, güneydoğu vakası
tv’de kan banyosu, neden ölür bu gençler
bilemem
hüzün seni silemem
bu oyun nerede biter, hangi yol dosta gider
ben sevmeye alıştım, muhabbet bana yeter
hüzün gün batımında bir an koluma girer
en sevdiğin kuş olur sonra da uçar gider
tutamam
hüzün sensiz yapamam
tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
sonbahar geldi hüzün
kış geldi kara hüzün
ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
kimi sevsem
kim beni sevse
gri olan duygudur.damlalardan olsa gerek en çok sonbaharla anılır.sesizdir.sakindir. buğuludur.hiç kimseyi barındırmaz yanında, ne nefret vardır içinde ne de öfke, hüzün yalnız takılır.trajedi meyilli insanlarızdır bunun içindir ki içinde yaşadığımız bu acımasız dünyanın su götürmez yanıdır hüzün...