80 öncesinde diyarbakır,dört kitap,partizan,gün olur gibi politik bestelerini bir evde grubuyla kasete seslendirmiş,şu an ezginin günlüğünün solisti olan kişi.
2005 yılında yapı kredi yayınları'ndan "uzun bir yolculuğun bittiği yer" isimli kitabı çıkmış büyük müzik adamı.. kitap; yüzbaşı olarak katıldığı sarıkamış muharebesi’nde ruslar’a esir düşen ve rusya’da geçirdiği uzun yıllar sonra doğduğu istanbul’a 12 eylül 1980 darbesi öncesinde bir “büyükdede” olarak dönen abdülhalim bey’in hikayesini anlatıyor..
bir reklam müziğinde sesini duyduğumu sandığım ve bu konuda çok büyük bir iddiaya girdiğim,o olmaması için gece gündüz dua ettiğim aksi taktirde madara olacağım, 10 yıldır her gün mutlaka dinlediğim ezginin günlüğü nün kulaklara bayram sesi.
sesine, müziğine, sakinliğine, kalemine hayran olmamanın mümkün olmadığı kişilik.
"menekşeler, atlar, oburlar" diye bir kitabını almıştım zamanında.
hayran kalmıştım.
bir masalı yaşar gibi şarkı söyleyen, bir masal dinler gibi dinlediğim. güzel ötesi insan. mimiklerine bitiyorum.
(bkz: düşünüze hiç girmez mi istanbul)
yorumcu kimliğiyle öne çıkmakta olan ama aslında on parmağında on marifet bir sanat insanıdır. yazardır, şairdir, muhalif bir bestecidir, yorumcudur, çoğu kimse bilmez ama karikatüristtir ve hukukçudur.
sesi kadife kıvamında olsa da özellikle bazı şarkıları tek başına sırtlar, eksik bir şey bu kadar can yakıyorsa, bana kalsın bu kadar kolay ve içten "hassktir!" çektiriyorsa hayata karşı, signomi bu kadar utandırıyorsa koca bir toplum adına bireyin ruhunu, düşler sokağı hayallere sürüklüyor, bunla yetinmeyip orada bırakıyorsa insanı uzunca bir süre ve karaköy'den kalkan her vapurda cebimde olsa dediği kurşunları çağrıştırıyor ve gülümsetiyorsa insanı, bu adamın sesi ve nadir göktürk'ün kalemidir bunların müsebbibi...
ne söylese masal gibi gelen. neyi dile getirse ruhundaki güzelliğin, aşk acısının, isyanın izlerini olduğu gibi hissettiren bir güzel adam..
muâllâkta kalır bazen bu güzel adam:
"sevmesen ölürdün, sevdin onu öldün
sevmesen ölürdün ama sevdin, gene öldün"
bazen ikircikli kalır, ne yapacağını bilemez ve isyan eder:
"kanayan dudağımdan sakın öpme!
ufka bak. ne zühre görünür artık ne kehkeşan
siz çok mu hak ettiniz kendi şehrinizi?
karanlıkta yıldızlar kadar ırak
ben şunu bilirim; siviller de birbirini vurdu
susarak.."
bazen umuda işçi tulumunu giydirir, bize de umut olsun diye:
"ölenlerin adını unutma, türkülerin, meydanların
ah, bırakmasın onlar seni
ne de çabuk yıktın kendini sarıldın yalanlara, boşluğa
hey! bak işçi tulumu giymiş umut!"
bazen yaşadığı aşk öyle güzel ve yoğundur ki, koyverir her şeyi, sonrasında ne olacağını düşünmeden dökülür cümleler o güzel kaleminden:
"aşk bir yangın
bırak tutuşsun aklım.."
bazen de usanır çevresinde olanlardan, canını yakanlardan. sessiz sakin söyler bu sefer:
"istemem
ziyaret etme kalbimi bir daha.."
hülâsâ; kırk yılda bir gelen, bir masal kahramanıdır hüsnü arkan.. çoğu masalımın kahramanıdır.