ilk olarak rönesans dönemi avrupasında ortaya çıkan ve kapitalizmin gelişmesi için gerekli olan bir ideoloji. ne kadar ülkemizde ve dünyada insancılık olarak lanse edilmeye çalışılsa da aslında özünde bencillik, fırsatçılık, hedonizm ve pragmatizm felsefeleri yatmaktadır.
marx’ın da pek sevdiği bir latin sözünü anımsıyorum
"nihil humanum mihi alienum est"
bu sözün altına ben de imzamı basıyorum
insana ilişkin ne varsa kabulüm
şu hümanistler hariç
(bkz: can yücel)
hümanizm*: insandan ve insanın içinden geçenlerden yola çıkarak, insanı anlamaya çalışmak, ve buna insanı ve toplu yaşamı hümanite idealine uygun olarak şekillendirmeyi eklemek. hümanite burada en geniş anlamıyla kullanılmıştır, yani sadece etik olarak değil, bilimsel ve estetik olarakta.
avrupa da hümanizme bakarsak bunu ilk temelinden günümüze yedi ana kategoriye ayırabiliriz:
bu kavram insanın aklında olumlu mesajlar çağrıştırır "insan sevgisi, barış, kardeşlik" gibi, ancak felsefi anlamda hümanizm kavramı; insanların yegane amaç ve odak noktası haline getirilmesidir. zaten ingilizce deki sözlük anlamı, " en iyi değerler, karakterler ve davranışların doğaüstü bir otoritede değil de, insanlarda olduğuna inanan düşünce sistemi" dir. hümanizmin en açık tarifi ise önde gelen hümanistlerden biri corliss lamont şöyle demiştir; " hümanizm, tüm gerçekliğin bizzat doğanın kendisinden ibaret olduğuna inanır, evrenin temel materyali, zihin değil madde-enerjidir...(hümanizme göre) doğaüstü varlıklar gerçek değildir; yani insan düzeyinde, insanlar doğaüstü ve ölümsüz ruhlara sahip değildirler ve tüm evren düzeyinde, evrenimizin doğaüstü ve sonsuz bir yaratıcısı yoktur."
görüldüğü gibi, hümanizm; doğrudan doğruya ateizme dayananan bir akımdır.*
hümanizm:tür faşizmi.
insan:doğada görevini yerine getiremeyip aynı zamanda kendisinin dışındaki doğayı berbat eden yegane varlık.
börtü-böcek sevmek daha mantıklı olabilir.
şöyle der bulantı'da sartre, roquentin'in iç sesinden:
“belki de insanlardan tiksinen bir kimsesiniz.” bu yanıltıcı uzlaşma çabasının altından ne çıkacağını biliyorum. benden pek az bir şey istiyor, bir yaftayı kabullenmemi istiyor sadece. ama bir tuzak bu; isteğine baş eğersem otodidakt kazanacak, beni sınırlamış, yeniden kurmuş ve aşmış olacak. çünkü hümanizm, bütün insansal davranışları kendi malı haline getirir ve hepsini birbirine katıştırır. ona dosdoğru karşı gelirseniz oyununa düşmüş olursunuz; çünkü hümanizm, karşıtlıklarına dayanarak yaşar. dik başlılar, dar görüşlüler, yasa dinlemezler, onlar yenilip dururlar; onların bütün sertliklerini, bütün kötü aşırılıklarını, hümanizm sindirir ve köpüklü beyaz bir lenf haline sokar. düşünce-düşmanlığını, manşeizmi, mistisizmi, kötümserliği, anarşizmi, bencilliği sindirmiştir. bunlar, varoluşlarını ancak hümanizm içinde haklı çıkaran tamamlanmamış düşünceler ve aşamalardır. bu topluluk içinde, insanlardan tiksinen kimse de yerini bulur; bütünün uyumunu sağlayacak bir uyumsuzluktur sadece. başkalarından tiksinen, bir insanoğludur, öyleyse hümanistin de belli bir yere kadar başkalarından tiksinmesi gerekmektedir. ama o, tiksinme ve nefretini dozunda kullanan bilimsel bir insansevmezdir. insanlardan, onları daha iyi sevebilmek için önce nefret etmiştir. bir bütün içine sokulmak istemiyorum. kırmızı kanımın, bu lenfasal hayvana yem olmasını da istemiyorum. “anti-hümanist” olduğumu söylemek budalalığına düşecek değilim. hümanist değilim ben, hepsi bu.
hristiyanlığın grec ve latin sanatını yasaklamasıyla bin yıl kadar baskı altında kalan edebiyat ve sanat, sanatçıların yeniden "insan" konusu üzerine eğilmelerini sağlamıştır. grec ve latin edebiyatını örnek alan sanatçılar, " ideal insan" anlayışıyla eserler vermeye başlamışlardır. 13. yüzyılda ortaya çıkan ve latince "hümanistos"* sözünden esinlenerek oluşan ve kendisine "insan"ı merkez alan bir edebiyattır. bu dönemde kilise latince'sinin yerini ulusal dil almaya başlamıştır.
sanıldığının aksine insan ve insan sevgisi temelli olmayan düşüncedir. tüm gerçeklerin doğanın bir yansıması olduğunu temel alır. yaradılışı ve yaratıcı otoriteyi keskin bir dille reddeder.
hayal et ki, hiçbir cennet yok
eğer denersen kolaydır bu,
altımızda bir cehennem yok,
üzerimizde sadece gökyüzü var
hayal et ki, tüm insanlar
bugün için yaşıyorlar...
hayal et ki hiçbir ülke yok
bunu yapmak zor değil
öldürecek ya da uğrunda ölecek bir şey yok
ve hiçbir din de yok...
benim bir hayalperest olduğumu söylebilirsin
ama tek başıma değilim
umarım bir gün sen de bize katılırsın
ve tüm dünya tek olur.
hümanizm, aslında evrenin merkezinde neyin olduğuna verilen "insandır" cevabıdır. rönesansla beraber doğanın keşfi, insan doğasının ve vücudunun keşfiyle birlikte evren gizemlerinden sıyrılmış, hükmedilebilir bir alan olarak algılanmaya başlamıştır. insan önemli hale gelmiştir evet, toplumsal sistemlerin de insanı temel alarak kurulmasını sağlamıştır bu durum. ama söz konusu "insan" moderniteyle birlikte soyutlanmış, rasyonel aklıyla tanımlanan bir varolan olmuştur. sonuç olarak, insan sevgisiyle alakası yoktur, insan ırkının doğanın hükmedicisi olduğunun, ve sırf insan olmasından kaynaklanan hakları olduğunun düşünülmesidir ki aslında kabullenilmiştir. sahip olduğumuz demokratik temayüller, adalet sistemi, eğitim sistemi temelini buradan alır. hem akıl hem de duygu (ki bu kısmını kullanma yeri özel alandır, kamusal alanda rasyonel akıl kullanılmalıdır) varlığı olan insan bazı haklarını devlete devretmiştir ki, eşit rasyoneller arasındaki anlaşma gereği herkese hakedilen verilebilsin ve yasalar akıllıca koyulup uygulansın. bu yüzden bir ülkenin başbakanı vatandaş imkanı varsa kendisini savunacaktır diyemez çünkü insan aklının yanısıra duygularıyla da yönetilir, saf akla dayanan ancak devlettir, yasayla yönetilen devlettir veya olması gerekir. insanın eşitliği fikrinin rasyoneliteye dayanması hususunda (bkz: postmodernite)
pek dil, din, vicdan özgürlüğü bilen arkadaşlarca sadece 'kana kan' olarak görülmekte olan kavram. az önce de bir başlıkta sıçmıştım ya hani ' ne farkınız kaldı şimdi o faşist dediğinizden?' diye. lakin birden bir bbp fanı olmama vesileymiş hümanistliği savunuşum. her ne yapmışsa yapmış olsun sen o'na gene de kinsiz, ölüme düğün dernek kurmaksızın yaklaş. budur.
ben en baba sosyalist gördüm, türkeş'in cenazesinde "yaman bir rakibimizi kaybettik" diyen; en baba ülkücü gördüm, ecevit'in cenazesinde en ön saflarda ilerleyen...
meğer herkesin arayıp da bulamadığı bir anlayış imiş bu!
bak bak bak! biz ne çok insanseverler gördük efendim, kafalarına sıkılan üç kurşunla diğer "insanlar" tarafından öldürüldüler.
shakespeare'i bilirsiniz. adam rönesans hümanistidir. yani -bence- insanın ne denli nankör bir varlık olduğunu en iyi bilenlerdendir.
büyük tragedyalar yazmıştır. hatırladınız mı?!
shakespeare tragedyalarının en mühim özelliği bir insanın ölümüne sebep vermiş hiçbir karakterin sonunda huzura kavuşamamasıdır.
hümanizma anlayışı "insanlık"ı kapsar. insan olamamış, bunca aydınlık beynin ölümünü azmettirmiş "yaratık"lara insan dendiğini bilmiyordum ben. insanı sevmeyen,kendi anlayışından olmayan insanlara hiçbir şekilde değer vermemiş varlıkların diğer insanlar tarafından hayvanca sevilmeye çalışılması da absürt bir argümandan başka şey değildir.bu böyle biline.
kromozomsal açıdan insan tanımına giren her şeye sevgi ve şefkat ile yaklaşmak olduğu fikrine nasıl ve nereden kapılındı bilemiyorum. ama var böyle bir fikir, farkındayım. hümanizmin rönesanstan bu yana değişerek gelen sayısız tanımı olsa da, en kaba ve en her yola gelir tanımı şöyle bir şey olsa gerek: cevabı hümanitede, insanlıkta aramak. (neyin cevabını? tabi ki felsefenin temel sorusunun. yani: "sarımsaklasak da mı saklasak?")
hümanizm kendi dışındaki şeylerin hakimiyetinden bunalmış insanın kendine dönmesiyle ilgilidir daha çok. yani bırakın onu, bunu, şunu, herhangi bir şeyi sevmekle pek az ilgisi vardır. materyalizme giden yolda döşeli taşlardır hümanizm.
peki, hümanizm bir helikoptere binebilir, üzerine bir de onunla yere çakılabilir mi? ancak da vinci'nin helikopteriyle, belki.
yeni çağın pek çok düşünce akımı gibi, bu da akılcı (rasyonel) bir akımdır. hümanizm insanlara üzülüp acımak demek değildir. her duyduğu ölüm haberine "vah yazık! genç miymiş?" diyen anneanneler değildir hümanistler. daha çok, insanların mutlu bir hayat sürmesi için temel insan haklarına değer verilmesi gerektiğini savunanlara denir hümanist diye. bu temel insan haklarının başında da yaşama hakkı gelir.
gündemde diye muhsin yazıcıoğlu'nun ve yanındakilerin geçirdiği helikopter kazasına uyarlayalım bunu. dedik ya, hümanizm akılcı bir düşünce akımıdır; dolayısıyla oturduğunuz yerden ahkâm keserek hümanistliğinizi doğrulayamaz ya da çürütemezsiniz. hümanizm eylemdedir. o yüzden arama kurtarma çalışmalarında bir rolünüz olduğunu hayal edelim. şu durumda tutarlı bir hümanistseniz, kazazedeler hakkındaki düşünceniz ne olursa olsun herkesin yaşama hakkı olduğunu hatırlamanızı ve bu yüzden görevinizi eksiksiz yerine getirmenizi beklerim. hepsi bu. bunu yaptığınız zaman hümanistsinizdir benim gözümde. bunu yaparken söylediğiniz laflar, ettiğiniz küfürler, geçirdiğiniz sinir krizleri eyleminizi etkilemediği sürece önemsizdir.
şimdi bakıyorum, eğer aramızda bu kurtarma çalışmasında rol alabilecek birileri varsa fakat almayı reddediyorlarsa, bir insanı ölüme götürdükleri için hümanistliklerine laf edebilirim. fakat geri kalanlarımız oturduğu yerden ahkâm kesen tayfadan, ben de dâhil. oturan insandan hümanist olur mu? bence olmaz. benzer şekilde oturan insandan komünist ya da faşist de olmaz. oturan insan, oturan insandır. böyle bir insana "senin hümanistliğine sokayım!" diyen de oturan insanın başka bir türüdür. öyleyse ne bu hiddet ben anlamıyorum.
ek: olası bir itirazı kendi kendime yapıp, cevabını vereyim. yazmak ve düşüncelerini dile getirmek de eylem değil midir? evet, dediklerinize değer verip tartışmaya açanlar varsa öyledir. hegel'in, kierkegaard'ın, marx'ın yazıları birer eylemdir meselâ. fakat, itü sözlük'te yazmanın bir "eylem" seviyesine ulaştığına rastladıysam da çok nadir olmuştur bu. o yüzden "come on!" diyorum soruyu soran arkadaşıma.
insancılık, avrupa'da ortaya çıkan ve mücerred bir insan sevgisini esas alan görüş. 14. asırda yaygınlaşmaya başlayan, eski yunan felsefesinin incelenmesi esasına dayanan akım. yunan ve latin dillerine dayanan öğretim tarzı.
benimseyenlerin tek amacı, benimsemeyenleri insandışı(hayvan, bitki, mantar) gibi gösterme çabası olan dandik felsefe. ee bunu içine sindirmeyen antihümanistler ister istemez hümanist demek zorunda bırakılıyor... bu faşizm değil de nedir? yani, hümanistler bi bakıma faşisttir.