aspyr tarafından geliştirilen guitar hero serisini bilenleriniz bilir. kırmızı gelsin kırmızıya basayım, yeşil çıksın yeşile dürteyim şeklindeki basit oynanışı sayesinde kısa süre içinde bağımlılsı olunan ritim tabanlı video oyunudur kendisi. gitar aparatını da duymuşsunuzdur belki. bunun
gibson tarafından üretildiği, gavur diyarlarında yok satıldığı ve kablosuz gitarları kapıp
youtube'a video upload eden büyük bir kitlenin var olduğu da kulağınıza ulaşmıştır bir ihtimal.
devam edelim.
günü gelen taksitlerim, artan alkol masraflarım ve apansızın baş gösteren kundura ihtiyacım dolayısıyla ben bu aleti alamadım. bu yüzden guitar hero'daki gelişimim akranlarımda göründüğü kadar hızlı olmadı. ne yalan söyleyeyim, normal zorluk seviyesinde oyunu bitirene kadar anam ağladı.
ancak gerek motor kabiliyetlerimin zamanla artmış olması gerekse msn yazışmalarımdan "ay çok hızlı yazıyorsun, yetişemiyorum" şeklindeki tepkiler almam muvaffak olabileceğime dair umutların filizlenmesine yol açtı. oyuna ayırdığım zamanı arttırdım. şarkılar üzerine çalışmaya devam ettim.
zamanla meyvaları toplayacaktım. zorluk seviyesini kademe kademe arttırdım. sonunda video upload etmenin zamanı gelmişti. kardeşimin eline kamerayı tutuşturdum. süreç başladı.
kendimi rockstar gibi hissedebilmek maksadıyla bir süre sahne arkasında (antreden bahsediyorum)
robdöşambrımla dolaştım. bir yandan da bardağıma doldurmuş olduğum viskiyi yudumluyordum. sex, drugs and rock and roll ...
uyuşturucuya karşı bir kimse olduğumdan ilk faslı aspirin alarak geçiştirdim. rock and roll birazdan başlayacaktı. sekse gelince, o her zaman olduğu gibi yine ötelenecekti.
hala kendimi tam bir rockstar gibi hissetmiyordum. klavyeyi sökerek kardeşime verdim. "al bunu salona götür sonra da geri getir" dedim. nedenini sordu. "lan, hani grupların gitarlarını taşıyan oğlanlar oluyor ya o hesap işte" dedim. sağolsun. götürüp getirdi. artık herşey hazırdı. kayıt başladı.
-abi sana birşey söylemem gerekiyor.
+saçlarım mı bozulmuş?
-yok o değil. şey...
+bıyıkları mı diyorsun. oğlum
lemmy kilmister'de de var. adam şimdi rockstar değil mi? allah için söyle! hem şimdi youtube'a girip moustache diye arattırdılar mıydı biz çıkıcaz işte. sen işine bak.
-tamam abi. başla.
***
"performansımın gerçekten çok üst düzeyde olduğunu söyleyebilirim. parmaklarım tendonları koparcasında klavye üzerinde dolaştı. bir anlığına görünmez oldular sanki. sanki dünya dışından gelen mega hızlı bir örümcek vardı da kıvılcımlar saçarak dolaşıyordu tuşların üzerinde. işin olanca zorluğuna rağmen kameraya dönüp karizmatik bakışlar atmayı da ihmal etmiyordum. sahne şovum mükemmele yakındı."
videoyu izleyene kadar bunları düşünüyordum. ta ki
eric johnson,
slash veya
jesper strömblad'dan ziyade bir
arif susam bir
ümit besen gibi göründüğümü farkedene kadar . kameraya attığım bakışlarla mikrofona yutacakmış kadar yaklaşan bir tavernacı tadı yakalamıştım malesef.
sinirlenip kardeşime çıkıştım :" şark köşesini niye kadraja aldın gerizekalı? tüm ambiyansı bozmuşsun!" . öte yandan ,bunun işin ufak bir ayrıntısı olduğunun ben de farkındaydım tabi ki.
telefonum çaldı. arayan eski kız arkadaşımdı. kendisiyle bir süre tartıştık. "
bir çılgınlık eder vururum seni" dememe takiben telefonu suratıma kapattı.
sakinleşmek için msn'i açtım. evlendikleri için engellediğim insanlara tekrar can verdim. kendilerine sırayla asıldım. saçmaladığımı söylediler. bense onlara "
evliler de sevebilir" şeklinde vurucu bir yanıt verdim.
sinirimi hala atamamıştım. hava almak için yürüyüşe çıktım. o esnada da alt sokaktaki lisenin dağılmakta olduğunu farkettim. kapısına geçip mırıldanmaya başladım.
"seninle bir kalem bir kağıt gibi
seninle bir defter bir kitap gibi"