|
|
- siyah ile beyaz'in hikayesini bilirmisiniz? bilmiyorsunuzdur muhtemelen.
onların hikayesi çok farklıydı…
siyah zamanında hızlı yaşamış birisiydi. hani şu ortam çocuğu derler ya, işte öyleydi. yemediği halt kalmamış, her türlü şeyden nasibini almış ve yaşadıklarından, çevresinden bıkmış bir insan evladıydı. çok ah almıştı, çok kalp kırmıştı zamanında. belki de çevresi siyah’ın yaptıklarının daha fazlasını hak ediyordu. neyse.
siyah bilgisayarına çok düşkündü. oyun oynamaktan ziyade birşeyler yapmaya çalışan birisiydi. bilgisayarıyla ilk tanıştığı gün hayatının geri kalanını onunla geçirmeye karar vermişti zaten. her yurdum gencinin hazırlanmayı görev bildiği öss sınavına hazırlanmaya başladı o da. bazı elinde olmayan sebeplerden dolayı üniversite hayali 1 sene ertelenmek zorunda kaldı. uygunsuz ortam koşulları, olumsuz etkenler, eğlenceye olan düşkünlüğünün doruk noktasına ulaşması sonucunda hep hayalini kurduğu bölümden vazgeçti. ertesi sene tekrar girmiş olduğu öss sınavı sonucunda iktisat fakültesini kazandı ve okuluna başladı.
ıstediği bölüm/üniversite olmamıştı. tekrar sınava da hazırlanamazdı. mecburen gitti okumaya. en başından beri hiçbir şeyden memnun kalmadığı için, bir türlü mutlu olamadı. çevresindekilerin yaptıkları hep ona “saçma” geldi. edilen muhabbetler, yapılan davranışlar, hal ve hareketler oldukça çocuksu ve aptalca gelmeye başlamıştı ona. ya kendisi çok zekiydi ya da çevresinin davranışlarını algılayamayacak kadar aptaldı.
gün geldi, siyah bıktı birçok şeyden. yaptıklarının, yaşadıklarının, çevresinin aslında oldukça boş ve anlamsız olduğunun kanaatine vardı. artık oyunu kuralına göre oynamak yerine “sevemedim ben bu oyunu” diyip kenara çekilmeyi tercih etti. belki de olgunlaşmış olmanın, birçok şeyi yaşamış ve bıkmış olmanın verdiği bir rahatlıkla bu kararı aldı.
kendisini internete verdi…
ırc üzerinde çok vakit geçiren birisiydi siyah. bu vakit geçirme zaman içerisinde sohbet aracından öte bir uğraş halini almıştı, hatta kendisini bazı konularda geliştirmişti bile. aranılan insan olmuştu. birşeyler yapmanın vermiş olduğu mutluluk ile çevresiyle olan ilişkisini zaman içerisinde iyice koparttı. projeler üretti, çalıştı, çabaladı. kendisine bile ayıracak vakti olmamaya başladı daha sonra. ama pişman değildi bu olanlardan. çok harika dostluklar kurmuştu ırc sayesinde, ömür boyu sürmesini umduğu dostlukları kurmuştu.
beyaz çevresinden bunalmış, bu dünya için fazla iyi sayılabilecek birisiydi. o da vakit geçirme aracı olarak interneti ve ırc ortamını kullanırdı. siyah ile olan aralarındaki tek fark beyaz’ın interneti sadece eğlence amacıyla kullanıyor olmasıydı. beyaz internete girerdi, geyik muhabbeti yapardı, o günlük yeterince eğlendiğini düşündüğü zaman da kalkıp diğer işleriyle ilgilenirdi. beyaz bu internet ortamında tanımıştı siyah’ı.
ilk zamanlar geyik muhabbeti oldu aralarında sadece.
zaman içerisinde edilen sohbetlerin çok harika olmasından dolayı siyah bağlanmaya başladı beyaz’a. aradığı kişinin o olduğunu düşünmeye başladı. uğraştığı işi hiçbir şekilde ertelemeyen, iş haricinde bir önceliği olmayan siyah , beyaz’ın yollarını gözler oldu. o geldiğinde başka hiçbir şey ile uğraşmıyordu. hatta beyaz yokken bile kafasını toparlayıp birşeyler ile ilgilenemiyordu.
fakat ters giden bazı şeyler vardı. internet üzerinden tanışmışlardı. o zamana kadar çevresinde internet üzerinden yaşanmış, tanışılmış birçok ilişki görmüştü. hep çevresindekilere bu saçma şeyden vazgeçmeleri gerektiğini söylemişti. arkadaşlarının bu konu üzerindeki hassasiyetleriyle dalga geçecek kadar da küçülmüştü zamanında. dünya hali işte, kimin ne ile karşılaşacağı belli olmuyor.
ilk günler asosyalliğin vermiş olduğu bir bunalım ile beyaz’ın onun aradığı kişi olduğunu düşündü. sindiremedi bu internet üzerinden tanışma işini. kendi içinde yaşadı bir dönem bu sevgiyi. günlerce düşündü, bundan vazgeçmesi gerektiğini biliyordu; ama vazgeçemedi.
internetin sadece bir araç olabileceğini, internet ortamı sayesinde tanışmanın da normal hayatımızda birileriyle tanışmadan bir farkı olmadığı kanaatine vardı, uzun süren düşünceleri sonucunda… sonuç itibari ile kişiyi nerede tanıdığının pek bir önemi olmamalıydı. her neyse..
beyaz’a olan duygularını açıklamaya karar verdi. beyaz çok şaşırmıştı siyah’ın söylediklerine. inanamadı bir türlü. 1 hafta süren bir beraberlik yaşadılar. (nasıl yani?) daha sonra çok iyi iki arkadaş olabileceklerini, fakat iki sevgili olamayacaklarını söyledi beyaz. birkaç gün sonra da tatile gitti. bir telefon numarası bile bırakmadan hemde…
-
bekledim ölesiye, hünerli.
usturasında özlemenin kirli sarıydım.
son yazını düşündüm ömrümün,
en çokta sonunu yalnızlığın..
ben anlatmaya başladığımda,
uykusuz bölünmüşlüklerde,
simyalarına düş biçiyorum kelimelerin;
elleri ile henüz tanışıksız idim.
ben açık suları(mı) anlatacaktım size?
ufuklarımdaki huzursuz cennetlerin,
sergüzeştime eşlikçi albatrosların dirilişini(mi).?
elleri ile beni tanıştırmadan önce!
biz öyküsüne geri dönelim şiirin..
umulanın aksine pruvamda bir kör kelebek,
saniyelerin dönencesinde devrilirken asırlar,
eksiltiyordu atlasından ölümlü geleceğini.
burçlarına gerilirken çöl kalelerimin gün yıldızları,
unuttum geride kalan yolu ve çıngıraklarını habercilerin.
sislendi ormanlar denize doğru ve gün ışımadan önce,
elbet yeniden yosun tutacaktı ölü meşe gövdelerinin kuzeyi..
bilgeliğine soyunup baykuş yüzünü unutarak güzelliğin,
umut tacirliğinin armağını ilk zeytin ağacının fışkırdığı,
sarp kayalığa saklayacaktım çelimsiz gövdemi.
esir düşen tanrıçaların atlarına kanımı içirecektim..
ben size aşktan(mı) söz edecektim?
uyuşurken göğsüm alıkoyucu bir başınalığımda,
sesinde erirken benliğim ve yırtarken yazılarımı,
etini nasıl kanattığımdan(mı) yalnızlığın..
bir sevişme sonrası mecalsizliğinde,
ukteler aynı, aşk aynı aşksa;
sükun aynı, huzur aynı huzursa,
emindim ve önemi de yoktu artık yalnızlığın..
biz öyküsüne geri dönelim şiirin..
umulanın aksine cehennemin yüzünde yanıyordu duvak,
sorular soruluyordu arafta her firariye ve sanılanın aksine,
en derin kuyular hiç korkmayanlar için açılıyordu..
ben bir düşteki kalabalığı anlatabilir(miy)dim size?
ukte kalmışken kardeşlik ve tenhaya çekilmişken aşk;
siz henüz uyanmamıştınız fısıltı kulelerinizde,
esası usulden bozan yasaları vardı kitaplarınızın..
bazen hayallerime yenik düştüğüm sabah ayazlarında,
ustalaştırırken kafesinde hür atan yüreğimin ayrılıkçılığını,
suskun yüzünü özleyerek daldığım aksak uykularımdan,
en büyük sırlarını keşfedip aşkın sıçrayarak uyanacaktım..
bekledim onu, ölesiye hünerli.
usulsüzlüğünü giyinip olur olmaz susmaların,
süsleyerek sıralı sırasız sessizlikleri,
eksilip artarak aşktan, bekledim..
ben hep öyküsünden dönemediğim şiirlere sığınırım..
uğurladım artık esmer bir avazla orta yerinden kırık sessizliklerimi,
sonra düşünce kaleleri yalnızlığın, onun sevdasına soyundum usulca.
elinden masalını düşüren çocukların telaşıdır şimdi busesinde gizlediğim..
* * *
06.06.2006 / 03:40
-
siyah yıkılmıştı. kendi kendisine söz verdi o gün. birdaha ne olursa olsun beyaz ile görüşmeyecekti, bu defteri tamamen kapatmıştı. siyah oldukça inatçı bir insan oldu hep, ağzından bir söz çıkarsa ne olursa olsun o dediğini yapardı… haliyle yaz tatiline kötü başladı, ama güçlüydü, nelere dayanmamıştı ki. bu da geçer dedi hep, ama bir türlü geçmedi. belki de geçmesini hiç istememişti... tatil süresi boyunca sadece 1 adet e-posta yolladı siyah, onu da beyaz'ın doğum gününde. cevap gelmedi. belki de okumamıştır, hiç internete girmemiştir diye düşündü siyah, ama kendi kendisine de kızmıştı. her neyse...
beyaz tatilden geri döndü ve hiçbir şey olmamış gibi sohbet etmeye başladı siyah ile. beklediği karşılığı alamamıştı siyah'tan, siyah oldukça kırgındı beyaz'a karşı, öyle olmalıydı belki de.. soğuk başlayan sohbet gecenin ilerleyen saatlerine doğru hararetlenmeye başladı. beyaz siyah'ı çok özlediğini ve onu görmek istediğini söyledi. siyah onu kırmadı ve kamerasını açtı. bir süre sustular, sadece izlediler birbirlerini. daha sonra ağzından sevgi ile ilgili herhangi bir sözcük çıkması yasak olan beyaz dedi ki:
beyaz: şu anda ne yapıyorum biliyormusun?
siyah: ne yapıyorsun:) ?
beyaz: ekrandan yanaklarına dokunmaya çalışıyorum..
işte o saniye siyah'ın gözlerinden birkaç damla yaş aktı, ilk gözyaşlarıydı.
konuşarak yeniden başlama kararı aldılar.
beyaz, sert bir ailenin kızıydı. ailesinin sözünden kesinlikle çıkamazdı, çıkmazdı belkide. ailesi onu kendi çevresinden birisi ile sözlenmişti daha önce. beyaz, "ben bunun için hazır değilim" diyerek sözü bozmuştu. halbuki söz bozulmamış, sadece ertelenmişti belirlenmemiş bir tarihe. belki 1 sene sonra, belki 2 sene sonra bu konu tekrar açılacaktı ve bazı şeylerle yüzleşmek zorunda kalacaktı. aşklarının bir gün bozulacağını bilerek başladılar herşeye. gün gelecek ve gidecekti beyaz, gitmesi gerekecekti..
her ilişkide yaşanan şeylerin hemen hemen hiçbirini yaşamadılar. sadece bilgisayar üzerinden görüştüler, msn üzerinden... ne bir telefon görüşmesi yaptılar, ne de karşılıklı oturup birer kahve içebildiler. siyah hiç beyaz'ın gözlerinin içerisine bile bakamamıştı biliyormusunuz. bir kere bile bile o yeşil gözleri canlı canlı görememişti. sadece resimlerine bakabiliyordu.
ne kadar zor bir şey uzaktan sevmek. bir espri yaptığınızda bile size bakıp nasıl gülümsediğini göremiyorsunuz. sizi izlerken nasıl bir yüz ifadesi olduğunu bilmiyorsunuz. teninin kokusunu bilmiyorsunuz. mahrumsunuz her şeyden. birçok şey yasak size. vazgeçemiyorsunuz da, vazgeçilebilecek bir şey değil çünkü. alışkanlık desem, alışkanlık değil. her alışkanlıktan vazgeçilebilir elbet. kelimelerin bile tanımlayamadığı bir şeydi yaşadıkları. en yakın cevabı aşk olsa gerek. acıya şikayetsiz katlanmak...
imkanları vardı, isteseler görüşebilirlerdi. 1.5 senelik ilişkileri boyunca hep beyaz'ın " gel " demesini bekledi siyah. beyaz o üç harfi hiç kullanmadı biliyormusunuz.. hiç " gel " demedi.. hiç " sesini duymak istiyorum " demedi.. siyah bunun sebebini hiç anlayamadı. belki de sesini duyarsam daha çok bağlanırız birbirimize, belki elini tutarsam birdaha bırakamam gibi bir korkuya kapılmıştı beyaz. en azından bu şekilde düşündüğünü zannetti ilişkileri boyunca siyah. ama hiç sebebini öğrenemedi.
lanet olsun.
görüşme süreleri kısıtlı oldu hep. siyah ikinci öğretimde okuyordu, beyaz ise birinci öğretim; haliyle pek görüşemiyorlardı. beyaz uykusundan fedakarlık yapardı hep. sırf siyah ile konuşabilmek için hiç uyumadan okula gittiği oluyordu. uykusuz kalıyordu, sağlığı bozuluyordu.
her saniyesini dolu dolu yaşadılar ilişkilerinin. bir saniyesini dünyalara değişmezlerdi. ikisi de hayatlarındaki en güzel, en anlamlı, en mutlu dakikalarını yaşadılar birbirlerinde. birbirleriyle sohbet ederken güldükleri kadar hiç gülmemişlerdi hayatları boyunca. hatta konuşurken bazen mola verirlerdi, yanaklarımız ağrıdı diye. o kadar neşeli geçerdi vakitleri.
günler geçti, hem de oldukça hızlı. yaz gelmiş ve beyaz okulu bitirmişti. siyah ise daha yolun başında sayılırdı. üstelik yaz okuluna da kalmıştı. beyaz tatili değerlendirmek için yazlığa gitti ailesiyle beraber.
" al götür düşlerimi, beni göm dalgalara.. "
bir süre görüşemeyeceklerdi, görüşemediler de. bu süre zarfi siyah için pek iç açıcı geçmedi. daha önce de belirli aralıklarla birbirlerinden uzak kalmak zorunda kalmışlardı, fakat bu seferki siyah için çok farklıydı. birşeylerin ters gittiğini hissediyordu. zaten neredeyse 2 hafta boyunca haber alamamıştı beyaz'dan.
üç gündür kendisini alkole vermişti, nereden baksanız bir haftadır da aşırı bunalımdaydı siyah. bilirdi ki alkol sadece zayıf insanların kurtulma çaresiydi ve hiçbir şey için çözüm olmamakla birlikte sadece ve sadece yaşanacak şeyleri biraz erteleyebilirdi. acı gerçeklerle biraz daha geç tanışmayı sağlardı alkol..
aşırı alkollü olmasına rağmen uyuyamadı bir türlü siyah. yaklaşık iki üç saatlik bir uykunun ardından uyandı, küfrederek. cep telefonuna baktı ve bir ton cevapsız çağrı gördü. arkadaşı aramıştı. sonra tekrar çalmaya başladı telefon; açtı, konuştu.
arkadaşı: nerdesin abicim sen ya sabahtan beri arıyorum ulaşamıyorum bir türlü.
siyah: zaten sabaha doğru sızdım, hayırdır ne oldu.
arkadaşı: beyaz internette. sabahtan beri seni bekliyor.
siyah: tamam, hemen geliyorum.
yüzünü bile yıkamadan bilgisayarının başına oturdu siyah.
[16:48:55] siyah : selam :)
[16:48:57] siyah : naber
[16:49:12] beyaz : selam canım. ii diyelim iyi olalım
[16:49:17] beyaz : sen nasılsın?
[16:49:21] siyah : bilmiyorum
[16:49:24] siyah : basim felaket ağrıyor
[16:49:32] siyah : sızamadım da bi türlü :s
[16:49:53] siyah : varmi bir yaramazlik?
[16:50:05] beyaz : yaramazlık dolu memleket
[16:50:12] beyaz : bilirsin sen
[16:50:15] beyaz : hiç durulmaz bizim sular ::
[16:50:26] siyah : :) neler oldu, anlat
[16:50:45] beyaz : seni beklerken kötü haberler sıralaması yaptım 1 numaradan başlıyorum
.
.
.
[16:59:12] beyaz : ben bi kahwe alıp geleyim mi?
[16:59:16] siyah : tamam
[16:59:18] siyah : bekliyorum :)
[16:59:25] beyaz : sen de yüzünü yıka mendebur :=)
[16:59:31] siyah : tmmm
[16:59:38] siyah : kafami muslugun altina sokup geliyim
[16:59:41] siyah : ayilamicam baska turlu sanirim
[16:59:48] beyaz : güzel fikir ;)
[17:00:03] beyaz : 10 dakka sürmez 5 dakkabile sürmez
[17:00:07] beyaz : geliorum hemen ::
[17:00:12] siyah : tmm, gittim bende ::
oturup konuştular. beyaz ailesiyle tartıştığını, ağustosta nişanlanmak zorunda olduğunu söyledi. " ezemedim babamı siyah " dedi.. evet, beklenen gün geldi. aylarca uykusuz bırakan, çıkmaz düşüncelere sokan o gün geldi. siyah'ın dünyası başına yıkıldı. beyaz'ın zaten günler öncesinden yıkılmıştı. sonuç? iki kırık kalp, başka bir şey değil.
siyah biraz kendisini toparladıktan sonra artık görüşmelerinin uygun olmadığını söyledi.
" git, içimdeki melek sana dua edecek. "
siyah :hayatından tamamen çıkayım ben
siyah :sende bazı şeylere alışmaya başlamayi dene
beyaz :hemen mi?
siyah :en kisa surede olmali, sende kendine cekiduzen vermelisin
siyah :nişan var
siyah :şu andaki halini tahmin edebiliyorum
siyah :bu yuz halinin, bu ruh halinin nişan gununun geldigi zaman da ayni bu sekilde olmasini istemiyorum
beyaz :umurumda degil
beyaz :beni tamamen bırakma
siyah :ha belki uzun süre içimiz kanayacak
beyaz :hemen bırakma
siyah :ama en azindan kabuk baglasin için.. o gun de bu sekilde olma..
beyaz :sen bakma konuşma benmle
beyaz :ben orda durdugunu bileyim
beyaz :biraz daha
siyah :seni çok seviyorum
siyah :bunu hiç unutma
son gözyaşlarını da dökmüştü siyah bu ilişki için. son kez gözlerinden yaş geldi.
karşılıklı iyi dilekler söylendi, gözyaşları içerisinde.
geriye kalan,
sevgililer günü için günler öncesinden hazırlanan fakat -veril(e)meyen- "her saniyeni benimle yaşa " kutusu.
420 günlük log dosyası.
ömrün geri kalanına yetecek kadar birikmiş mutluluk.
ve hiçlik. beni benden çıkartırsan hiç "ben" diye bir şey kalır mı?
kalmaz.
sevgililer günü için günlerce düşünerek hazırlamış olduğu " her saniyeni benimle yaşa" isimli kutuyu, koymuş olduğu yatağının yanından aldı siyah. teker teker paketleri açmaya ve paketlere iliştirilmiş notları okumaya başladı.
makas:
bitanemin elleri paketleri açarken yorulmasın diye.
nazar boncuğu:
balıma nazar değmesin diye ;)
ayraç:
kitap okurken bile aklından çıkmak istemiyorum :)
peluş bebek(ayı):
kendime en çok benzettiğimi aldım, sarılırken beni düşünebilesin diye :)
kupa:
kahve içerken bile aklında olmak istemek çok abartı bir istek olmasa gerek?
çiçek:
aşkımın aşkı en çok papatya sever.. (hoş gerçi papatyalığından eser kalmamıştı)
ıslak mendil:
kabul ediyorum aşırı bir ayrıntıydı. hakim olamadım kendime.
snickers:
benden tatlı değil, yerimi de tutamaz biliyorum ama olsun. yerken beni düşün :)
mini yastık:
bu yastığa her sarılışında beni hatırla, olur mu?
.
.
.
.
.
.
.
ve klavyesinin tuşlarına bu gri aşk için dokunmaya başladı siyah. en sevdiği içkisini yudumlarken, sızana kadar yazarak, gözyaşları içerisinde aldı bu hikayeyi kaleme.. birkaç günde yazdı. adına gri bir aşk dedi. çünkü o, siyah'ın beyaz tarafıydı. onunla gri olmuştu siyah; onunla kötü, kara, pis olan siyah gitmişti. yin yang onlardı. şimdi beyaz gitti, geriye sadece kara tarafi kaldı.
gittin; oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum.
hazırdım gidişine.
kaçak zamanları yaşıyorduk, zaman bitecek ve sen gidecektin.
bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
"başlayamadım."
gittin; seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa..
tutkum seninle olmaktı.
hayatı seninle, sadece seninle paylaşmaktı;
"paylaşamadım."
kocaman bir yalnızlık kaldı şimdi benim payıma.
kocaman bir yalnızlık.
* yazi siyah'in olabildiğince ayık olduğu zamanlarda yazıldı.
siyah kim mi?
...
- pink floyd'un one of my turns'ünü hatırlatan aşk.
day after day love turns gray
- (bkz: @304085)
- (bkz: kırık bir aşk hikayesi)
şiirdeki akrostişi çözdüm buse
|