görseller
gone with the windgone with the wind
gone with the windgone with the wind
belki ilginizi çeker
  1. · rüzgar gibi geçti
  2. · because tomorrow is another day
  3. · koç burcu kadını
  4. · casablanca
  5. · sonunda vay anasını denilen filmler
  6. · romanların akılda kalan son cümleleri
  7. · scarlett o hara
  8. · avatar
  9. · samurai cinema
  10. · edebiyat uyarlaması filmler
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · köpekbalığı görünce yapılması gerekenler
  2. · sözlük yazarlarının hayalleri
  3. · tunceli alevileri dinsizdir
  4. · geniş aile
  5. · 2012
  6. · sözlük yazarlarının itirafları
  7. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  8. · çalışan annenin zararları
  9. · turkish defence

gone with the wind  

  1. bir ara türk versiyonunu çekmek için oyuncu seçimleri televizyondan yapılmış ancak sonradan çevrilmemiş olan efsanevi film.
    (esdora, 16.07.2004 10:41)
  2. 1939 yapımı victor fleming imzalı bir film. savaş sırasında sevdiği adamın kuzenini tercih etmesi sonucu kendini clark gable'ın kollarına atan vivien leigh'i anlatır. zamanında kadınları "ah keşke scarlet o'hara ben olsam" gibi fantazilere iten 4 saatlik bir hollywood klasiğidir.
    (nienna, 16.07.2004 10:42 ~ 10:42)
  3. amerikan iç savaşını analatn hollywood filmleri arasında savaş sahnesinin olmadığı tek film
    (stocky2001, 16.07.2004 10:54)
  4. (bkz. rüzgar gibi geçti)
    (azureel, 16.07.2004 11:15)
  5. 1939 yapımı, bir zencinin oscar kazandığı (dadı rolüyle hattie mcdaniel) ilk yapım.karakterleri ve öyküsüyle çok farklı ve başarılı, 4 saat olduğu halde ilgiyle ve beğeniyle izlenebilecek bir klasik.
    (pandora, 03.01.2005 12:33)
  6. scarlet'in en sonda ağladığı sırada birden yüzünün aydınlanıp because tomorrow is another day dediği kısmı etkileyen...
    (viola, 01.05.2005 14:43)
  7. roman ve aynı zamanda filme uyarlanan harika bir yapıt. baş kahramanı asi ve güzel scarlet, yumuşak huylu ashley e aşıktır. fakat o sırada ortaya çıkan scarlet gibi asi, vahşi ,kendini beğenmiş rhett butler da scarlete aşık olur. ashley nin başkasıyla evlenmesiyle olaylar ve kovalamaca başlar. en dikkat çeken ve en heyecanlı kısımları savaş yıllarında yaşanan inatlaşmalar ve ihtiraslardır. en sonunda scarlet doğru yolu bulur ve rhett i sevdiğini anlar fakat rhett artık çoktan gitmiştir.
    (bkz: ağlatan filmler)
    (scarlet, 01.05.2005 14:53)
  8. blackmore's night'ın under a violet moon albümünden harika bir parça.

    twisting turning
    the winds are burning
    leaving me without a name
    how will we ever find our way.

    snow was falling
    i could hear the frightened calling
    fear taking over every man
    life meaning nothing more than sand.

    wind will sweep away
    the traces i was here
    a story in a teardrop
    that's all i have to give.

    rage inferno swallowing the life that i know
    strength is the only way to fight
    you must look up to see the light.

    gone with the wind...

    take all i know
    turn it into darkened shadows
    they'll disappear in the sun
    when a new story has begun.

    she survived the nightmare
    began a whole new life here
    but i can see behind those eyes
    she still sees those fires in the night.

    twisting and turning
    oh, the winds are burning
    leaving me without a name
    how will we ever find our way.
    (aqua, 17.05.2005 03:41)
  9. (bkz: gone with the sin)
    (easy company, 17.05.2005 07:44)
  10. izlemek için büyük heves barindirdiğim; fakat, sonunu getiremediğim, bayıcı film. bu film, aynı isimli kitaptan uyarlanmıştır ve bu kitap da dünya genelinde hergün 25 bin adet satılmaktadır.
    (dearmarlon, 17.05.2005 09:19 ~ 09:19)
  11. (bkz: rüzgar gibi geçti) üç tane 75'er dakikalık vcd'yi doldurmuş, izlemek için tüm bir gece isteyen film.
    (organometallic complex, 17.05.2005 09:38)
  12. film her yönüyle efsane bir film. clark gable’ ı filmde oynatmak için mgm’ye ödenen yüklü paradan tutun, scarlet o’hara’yı oynayacak kadının seçimine, filmi çekerken üç yönetmenin değişmesine, senaryosunun yanılmıyorsam 25 kişi tarafından yazılmasına kadar…

    sinema tarihinin en iyi epik filmlerinden birisidir. zamana meydan okuyan yapısı ile bugün dahi büyük bir zevkle izlenen muhteşem bir klasiktir.

    film gerilimli bir aşk öyküsü (dört kişi arasında geçen) anlatmasına rağmen. fonda birçok şeyi anlatmakta; kuzey-güney savaşı, ırkçılık, yeniden yapılanan bir ülkenin yaşadığı zorluklar…
    (andreyrublyov, 29.10.2007 18:16)
  13. film hiç de rüzgar gibi geçmez velakin. saatler saatleri kovalar. dile kolay 3,5 saat.
    (cellman, 09.04.2008 03:03)
  14. margaret mitchell'in yayınlanan tek romanı imiş. romanı 3 yılda yazmış ancak yayınlatmak gibi bir fikir aklından bile geçmiyormuş. sonra birisi yayınlaması için onu teşvik etmiş, o da çekingen biçimde romanı yayıncılardan birine göndermiş.

    ortaya bir günde 50 bin satan, 25 dile çevrilmiş ve efsane haline gelmiş bir de filmi çekilen bir roman çıkmış.
    (wondrous, 13.04.2008 23:08)
  15. rüzgar gibi geçti. margaret mitchell'in aynı adlı romanından uyarlanan 39 yapımı amerikan filmi.

    -spoiler-

    film amerika'nın kuzey güney savaşının paralelliğinde ilerler. tek üstünlüğü pamuk ve siyahi köleler olan güney ile yeni ve güçlü amerikan'ın yani kuzeyin savaşı gölgesinde scarlett'ın ve çevresinin hayatını gözler önüne sürer.

    öncelikle daha önce bu kuzey güney savaşını kuzey tarafından hafiften görmüştük. amistad filminde hopkins bey köleliğin eline verip, bu uygulamanın güney ile savaş çıkarabileceği olasılığına "bırakın savaş çıkacaksa çıksın umalım da bu amerika'nın son savaşı olsun" gibilerinden bir şey söyleyerek tam puanları almıştı.

    şimdi ne oluyor? olaya farklı bir bakış açısı atılıyor ve sanırsam bu bakış azıcık yanlı. filmin bazı tavırları "la kölelik ne güzel bir şeymiş!" olayına sokmaya çalışıyor kişiyi. eskiye karşı bu bağlılık sanırsam azıcık düşünce tembelliğinden geliyor. (prensesler, konaklar, şovalyeler derken köleler de araya karışıyor.) evet beyazlar açısından bakılınca ne güzel bir hayat, zerafet bir yanda, soyluluk öte yanda ama bu, eskide kalmış bu dünyanın "değişmesi" gerektiğini değiştirmiyor. (hele de o şaşalı etekler -hareket edemiyor kadınlar- ve korseler -nefes almak mümkün değil-)

    elbette ki dünya tarihinde değiştirmek savaş ile aynı kapıya çıkınca filmde de konu edilen felaketler ortaya çıkıyor. filmde bu sahneler, fedakar güneyli, vahşi kuzeyli olarak geçiyor ki bu kısımlarda yanlılık artık olağanlaşıyor. (dev bir alana yayılmış güneyli askerler ve tepelerinde yırtılmış bir bayrak) kısa sözün özü film hiç nesnel değil daha savaşın nedeni bile tam olarak ortaya konmuyor bir anda kuzeyliler güneylilere savaş açıyor o kadar.

    (aslen güneylilere azıcık haksızlık da yapıyor olabilirim, kuzeyden gelen yeni amerika'nın getirip tüm dünyaya yaydığı ve hala gündemde olan düzenin içinde adı olmasa da tadı yok mu köleliğin?)

    yani film tema olarak bizi güneylilere ısındırmak konusunda sorunlar yaşıyor hele de öğle uykusuna yatan soylu kadınlara hizmet eden siyahi kız çocuklarını görünce adamın "sizin de yapacağınız işin de" diyesi geliyor. bu yüzden film azıcık ırkçılık ve soyluluk takıntısı filtresi istiyor izleyenden. bu filtre düzgün çalıştırılabiliyorsa film çok güzel gidiyor. uzun hatta upuzun olmasına rağmen oldukça rahat izleniyor.

    senaryo koskocaman bir ekip tarafından hazır edilmiş ve sonraki filmlere esinlenme kaynağı olacak kadar hacimli ve yoğun yazılmış. yalnız görsel olarak bir ayrıntı var ki; şu rengarenk gün batımı ve gerileyen kameranın gözler önüne serdiği salt gölgeden manzaralar tarihin 39 olması eşliğinde düşünülürse büyü gibi geliyor.

    kısa sözün özü izlenilmesi gereken güzel bir klasik.
    (hiçmiyok, 16.08.2008 12:20)
  16. amerikalı yazar margaret mitchell'in romanı. yazar bu romanı yayınlanıp büyük sükse yapıncaya kadar adı sanı duyulmamış, kendi halinde bir ev kadınıdır. bu romanından sonra uzaktan yakından kutlamalar yağmaya başlamıştır.
    bu kutlamalarla ilgili küçük bir anektod:

    yazarın komşusu bir kadın kıskançlık duygusuyla karışık bir kutlama mesajı gönderir:

    -"kitabın tahminlerin ötesinde güzel. kime yazdırdın??

    margaret mitchell cevap verir:

    -"begendine sevindim. kime okuttun?
    (asayisberkendal, 26.01.2009 22:05)
  17. tadına doyum olmaz bir sinema ziyafeti.
    (haarp131, 26.01.2009 22:19)
  18. ilk kez 10 yaşımdayken izlediğim, babamın klasik bir film olduğu düşüncesiyle videoya kaydetme hatasını göstermesi hasebiyle her gün izlemeye başladığım, bir süre sonra tüm repliklerini ezberlediğim ve üzerinde kendi kendime dublajcılık oynadığım filmdir. hala severim, herhangi bir kanalda denk geldiğimde mutlaka izlerim.

    filmle ilgili, bizimle de alakalı olan ufak bir bilgi: 1992 yılında ikincisinin çekilmesi kararının alınmasının ardından, dünya çapında scarlet o'hara'yı oynayacak aktristin bulunması için yarışma açılmış (ön şart vivien leigh'e benzemek idi, bir de mümkünse iyi kötü rol yapabilmek ) ve türkiye'yi bu yarışmada geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybeden derya arbaş temsil etmişti.

    izlenemeyecek kadar sıkıcı olan ikinci filminde scarlet tara'ya gidip orayı eski haline getiriyor ve rhett butler ile tekrar görüşmeye başlıyordu, falan filan...
    (feklavye, 09.03.2009 09:32 ~ 09:40)
  19. "kızlar davetlerde tabaklarındaki yemeği bitirmezler" tavsiyesini öğrendiğim film
    (çilek, 01.05.2009 01:55)
  20. jönün tüm kuralları yıkarak "mutlu sona ulaşan holivud filmi" şablonunu paramparça etmesiyle aklıma kazınmış şahane destan.
    (salieri ve çiğnenen onuru, 08.08.2009 01:19 ~ 01:21)
  21. "nasıl edecem de izleyecem" diye kara kara düşündüğüm ve aylardır hard diskimde izlenmeyi bekleyen film... acaip tırsıyorum yahu, 4 saat lan...
    (mgun, 11.09.2009 12:57)
  22. yıllardan sanıyorum ki 98 falandı. ailecek geçirdiğimiz bir yılbaşı gecesi. anne baba ve tek bir çocuktan oluşan çekirdek ailemiz ağzını sineklere yuva yaparcasına açıyor "e hadi artık yatalım, saat de ikiyi geldi de geçti zaten" moduna giriyordu ki, aklıma "zap" yapmak geldi. gelmekle kalmadı, o saatte -o zamanlar- yılbaşı eğlencesi vermeyen tek kanal olan trt 2'ye kadar zapladım.

    anam! ne göreyim? benim teyzemlerin evinde okurken bulduğum ve ikinci cildi ne hikmetse kayıp olduğundan birinci ve üçüncü cildini okuduğum "rüzgâr gibi geçti" televizyonda! daha yeni başlıyor hani, adı ekranda yeni göründü. bizimkileri yatağa postaladığım gibi oturdum filmin başına. esasında kitabını okuduğum bir şeyi de izlemeyi pek sevmem; ama sonuç olarak ikinci cildi kayıp bir kitabın filmiyle karşılaşmışsam da onu es geçmem. oturdum izliyorum; ama gözlerim kayıyor. her sahnede scarlett o'hara hırsını görüyorum. dedemin klark atması ile ilgili anlatılan komşu kadın hikayeleri gözlerimde canlanıyor. keyifli keyifli izliyorum filmimi. ashley hıyarından cacık bile olmayacağının farkına varan scarlett'in son dakikada redd butler'i tavlayıp tavlayamayacağının merakını içimde bir kere daha küllerinden yaratarak "the end" yazısını görüyorum ekranda.
    tuvalete ya da su içmeye kalkan annem kapıyı açıp "sen daha yatmadın mi" diye soruyor, "bu film bi daha ne zaman yayınlanır ki yau" diyorum. ancak bittiğine şaşırıyor...

    ve ben yine aynı kanalda, yine bir yılbaşı geçesi rüzgâr gibi geçti' yi seyrederken yine scarlett olmanın vicdanımla bağdaşamayacağını; ama onu bir şekilde takdir ettiğimi içimden geçiriyorum.


    izlemeyenin cükü kopabilir. some like it hot gibi bir klasiktir. klasik güzeldir.
    (mevlüt şekeri hüznü, 17.11.2009 17:54)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil