zamanın birinde hastanede yapılan rutin kontrollerimin 1 gün sonrasında hastaneden eve gelen telefonla aile bireylerimin aniden çöküşe uğramasına, üzüntüden gebermesine yol açan hastalıkımsı bir şey.
şöyleki efendim, hastanenin daha olgunlaşmamış doktorlarından x bey tahlil raporlarımı görüp 3(yazıyla üç) saniye içinde
sarılık teşhisi koymuştur bana. bizim ev telefonla aranır aileye haber verilir. tabi aile orda şok! sonra apar topar bana hiçbir şey söylenmeden hastaneye gidilir. x bey bizi hocası prof. dr. y bey'e havale etmiştir, y bey ailemle odasında görüşürken ben hiçbir şeyden habersiz dışarda beklemekteyim tabi bu arada. neyse daha sonra prof. dr. y bey beni içeriye odaya ailemin yanına davet etmiştir. içeri girdiğimde annemin salya sümük ağlayışı gözümün önünden hiç gitmez, buda anti parantez olsun arada. ben hala hiçbir şeyden habersiz melül melül bakmaktayım tabi. neyse daha sonra prof. dr. y bey aileme yaptığı tüm açıklamaları bana da yapar. tabi zeki bir insan olduğum için her şeyi anlamışımdır. anne yatıştırılır. doktor tarafından verilen bir belge ile
gilbert sendromu sahibi olduğum kanıtlanır. sonrasında yapılan ilk iş ise bilip bilmeden teşhis koyan, herkesi heyecanlandıran, ailemi ufak çaplı depresyona sokan doktor x beyin ağzına sıçmak olmuştur.
sonuçta, artık her doktora görünüşümde '' benim
gilbertim var, sarılık değilim. ona göre '' diyip öle muayene olmaya başlıyorum
*