vermeme olanak yok, bana verdiklerini;
ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli...
geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak;
ben seni alayım, istersen sen de beni...
sayfalarca şey...biriktirsen bir araya getirsen kitap çıkarırsın,yok satar.en saf sözcükler konuşlanmıştır satırlara sayfalar dolusu.ama senin ne yok satacak kitapta gözün vardır ne de gelecek güzel(!) günlerde...giden sevgili genellikle bilmez o sayfalarda yazanları, onlar yazıldıktan sonra arazi;aradan uzun zaman geçince bulunduğunda ise yüzde bir tebessüm nedeni olmaya mahkumdurlar
beni sevmeyeni ben heç sevmem şimdi bi siktir git gibi ego koruyucu kalkan sözler yazılıp çizilse de terkedilmenin eziklikten bozma acısı içininizdedir.zamanla geçer.geçene kadar da yazdığınızla kalıverirsiniz ortada.
kimi zaman dökülen göz yaşı damlaları kimi zaman kağıda düşen şiir parçaları olarak görülebilen acı ve hüznü atmaya çalışmak için yapılan küçük rahatlama durumu yaratan yazana çizene özel güzel olgudur
üzerimizden bu hüznü ve şoku attıktan, kalbimizin odalarındaki gereksiz eşyaları çöpçüye verdikten ve oranın güzelce bir tozunu aldıktan sonra gözümüze kestirdiğimiz ,gönlümüzün salonunda güzel duracağını düşündüğümüz yeni sevgili adaylarıdır tabi ki yazılanlar. *
giden sevgilinin ardından yazılanlar genelde ilişki sonrasındaki boşluğun insana her şeyi yaptırabileceğini düşünen cingöz insanlar. bu insanlara fazla prim vermemek, hormonlara yenik düşmemek lazım. ama yalnız kalmaktan korkuyorsanız, o zaman hiç durmayın.
okyanusları kıskandıracak derecede mavi bir çift boşluktan geriye kalan nedir? ruhun karanlık bir odada sarhoş bir halde dans edişi. belki biraz rüzgâr. belki biraz gözyaşı. ya da hayır, hiçbiri. tüm kimsesiz çocukların ana adı havva’dır. ve kimsesizliğimin bu derece öksüz olması, bu derece yetim olması, kimsesizliğimin bu derece piç olmasıdır belki de çırpınışlarımı bu derece trajikomik kılan. son sigaranı içmek gibi. son bir nefes. ötesi yok. ötesi kayıp. ötesi, ötekilerce çalınmış, hırpalanmış, tecavüze uğranmış. bir de utanmadan fidye istiyorlar karşılığında, ne garip. kirletilmiş bir kaderin karşılığını nasıl verebilir ruhu çalınmış bir beden? hacze gelen hatıralar, son kırıntılara ağzının suları akarak saldırmaya çalışan ‘öteki’ler. dünyanın en güzel bestesini yaptım. şarkının sözleri mavi olacaktı hem. dünyanın en büyük aşkı olacaktı şarkı bir başına. kendine yetebilen, sonsuz bir evrende kendisi olmayı, kendisi olarak kalabilmeyi başaran koca bir şarkı. koca bir aşk. koca bir hiçlik. hiçliğin karşısında. duyuyor musun sesleri? benim için geliyorlar. arda kalan son parçalarıma, o öldürücü son vuruşu yapmak için. peki neden ölmüyorum biliyor musun? çünkü kaçmıyorum. çünkü daha fazlasından korkmuyorum. çünkü kaçacak gizli, küçük, karanlık bir deliğim yok. çünkü kimsesizlik budur. kimsesizlik, kendinden başka bir deliği olmayışıdır bitmiş tükenmiş bünyenin. belki biraz rüzgâr. belki biraz gözyaşı. ya da hayır, hiçbiri. tüm kimsesiz çocukların baba adı adem’dir. ve kimsesizliğimin bu derece öksüz olması, bu derece yetim olması, kimsesizliğimin bu derece piç olmasıdır belki de çırpınışlarımı bu derece trajikomik kılan. yaşıtlarının arasında yer bulamayan, kendinden küçüklerin yanında bir beden büyük kaçan, kendinden büyüklere karışmaya çalıştıkça ezilen, dengini bulamayan, dengi olmayan, dengi kötü adamlarca, pisliklerce, ruh tacircilerince kaçırılan ve mavinin olmadığı bir dünyada, kendine ait olmayan, kendine ait olamayacak kadar karalanmış, kullanılmış, kirletilmiş bir kader yaşayan zavallı bir ceset. ruhun karanlık bir odada sarhoş bir halde dans edişi. susadım. susuzluğumu dindirecek bir damla bile mavi yok. serap görüyorum. karşıma çıkan her adamın mavi gözleri olduğunu sanıyorum. yalan. en fazla turkuaz. olsa olsa turkuaz. maviye daha çok yaklaşamıyor hiçbiri. gözlerimi kapatıyorum. "görmüyorum ki, görmüyorum ki!" büyüdükçe küçülmek. yaşlandıkça, hayır, yaşlandırıldıkça çocuklaşmak. yanlış yaptığımı söylüyor kimileri. kimileri hiç susmadan, büyük bir iştahla delirdiğimi, kendime başka bir uğraş bulmam gerektiğini bu şekilde yaşanmayacağını, maviye tapmanın dünyanın en ahmakça uğraşı olduğunu, diğer renkleri de görmem gerektiğini, kendimi boş yere paraladığımı, ömrümü boş yere tükettiğimi, biraz kırmızıya kansam, biraz siyaha sarılsam mutlu olabileceğimi, her şeyin bende başlayıp bende bittiğini, bunun küçük, basit, ufacık bir kabus olduğunu, her şeyin geçtiğini, sadece kötü bir rüya olduğunu, gökyüzünün her zamankinden daha güzel, daha parlak olduğunu, kuşların sıradaki şarkıyı benim için söyleyeceklerini, bugün denizle bir randevum olduğunu, bulutların da seve seve eşlik edebileceklerini, her şeyin geride kaldığını, artık gözlerimi açmam gerektiğini söylüyor. "duymuyorum ki, duymuyorum ki! la la laa la!" herkes vazgeçtiğinde, son ses de tamamen kulaklardan silindiğinde, işte o zaman silahımda son bir kurşun kalacak. kilitli çekmecemde sakladığım o son parçayı, o tek nefeslik maviyi çıkaracağım aylardır saklı olduğu yerden. rus ruleti. tek kurşun. ya mavide patlayacak silah. ya bende. fark etmez. ikisi de benim ölümüm olacak. kuşlar son şarkıyı cenazemde söyleyecekler. okyanusları kıskandıracak derecede mavi bir çift boşluktan geriye kalan, karanlık bir odada sarhoş bir halde dans eden ruhum olacak. belki biraz rüzgâr. belki biraz gözyaşı. ya da hayır, hiçbiri. çünkü biliyorum. silah mavide de patlasa, bende de, ölen ben olacağım. çünkü biliyorum, eninde sonunda, bende o sonsuz, o karanlık, o ıslak mavide kaybolacağım...
gibi şeylerdir... yazdırmıştır. eminim ki daha fazlasını da yazmama sebep olacaktır.
üstteki metin, http://www.uyuyanquzel.com/... adresinde de bulunmaktadır, ama yazı bana aittir,
yanlış anlaşılmalara sebep olmasın.
seni sevmenin ne kadar güzel olduğunu fark ettim bu sabah bir kez daha. karşılıklı olmak zorunda değil. dolunayı, muzlu sütü ve pudra şekeri & çilek ikilisini de seviyorum, ama karşılık beklemiyorum. beni sevmiyor olması çikolatanın tadını eksiltmez ki! nefes almak için bir sebebim olması güzel. nefes alma sebebimin mavi gözlü bir prens olması güzel. güzel senin varlığın, ama benden uzakta, ama kalbimin en derin noktasında. tanrı’nın dünyaya senin kadar güzel bir varlığı bağışlamış olması benim her sabah gülümseyerek uyanmama yetiyor. tenin ben olmasam da güzel. gözlerin ben yokken de okyanus kokuyor. öpücüklerin benim olmasa da, başkalarına hayat veriyor. seni düşünerek çarpan birçok kalp var. saçlarına dokunabilmek rüzgârlar için yaşam sevinci. biliyorum. öyle ki, aşkım boyut değiştiriyor zamanla. alışıyorum yokluğuna ve öğreniyorum paylaşmayı seni başkalarıyla, zor da olsa. yine de leke kondurmadan, en temiz halimle seviyorum seni hala. şişman bir çocuğun pastayı sevdiği kadar…
***
uzakta olması çok da dert değildir bazen. insan kafayı sıyırmış polyanna moduna girer zaman zaman. "tenin benim olmasa da güzel" der. "gözlerin ben yokken de okyanus kokuyor. " alışabilmek zor, yine de uzakta da olsa, gitmiş de olsa bir yerlerde bir şekilde var oluşuna sevinebilmek acıklı...
şayet edepli ve de usturuplu ise ne hoş giden için, ama yok gayet alçakça ve haksızsa yazılanlar gayet boş yine giden için. son durumda cevaben (bkz: dağ dağa küsmüş dağın haberi olmamış).
bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. hani ağzınla kuş tutsan "bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. iyi halin cezanda indirim sağlamaz.
sen, "ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "peki o ne yaptı" deme. herkes kendinden sorumludur aşkta. sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? hayatı ıskalama lüksün yok senin. onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.yine içeceksin rakını balığın yanında. üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. elbet bitecek güneşe hasret günler. ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
nazım hikmet yapılabilecekleri çok güzel yazmıştır.