gerilla teriminin, "devletsiz kalmış silahlı ordu" ideolojik indirgemeciliğinden önce genel olarak zihinlerde uyandırdığı resim; üstün bir askeri güç karşısında görece yetersiz silahlı birimlerin savaş taktiği ve bu taktiğin uygulayıcısı olarak belirir. peki cenevre sözleşmesinde gerilla, neden doğrudan bir tür savaş yöntemi/neferi olarak değil de devletsiz kalmış ordunun (halkın) savaş yöntemi olarak ele alınır? çünkü tarihsel bir üretim-bölüşüm formasyonundan başka bir şey olmayan devletin (burada özel olarak burjuva devlet ve onun egemenliğini tehlikeye düşürmeyecek her türden monarşik, feodal, teokratik, oligarşik, komprador vs. yapı) tarihin içinde dondurularak simgeleştirilmesi yeni bir toplumsal formasyon imajını tanımamaya yönelik bir bariyer görevi görür. bu kısım şu maddeyle oldukça açıktır;
a) savaşçının uğruna savaştığı bağımsız bir ülke olmalıdır. bu ülke yakın zamanda işgal edilmiş ve bağımsızlığını bu yüzden kaybetmiş de olabilir, ama toplumsal hafızada varlığını koruyan bağımsız bir ülke olmalıdır. diğer bir deyişle olmayan bir ülkeyi kurmak veya hiç olmamış bir ülkeyi kurtarmak için yapılan silahlı faaliyetler gerilla faaliyeti değil terörist faaliyetlerdir.
buraya kadar cenevre sözleşmesinin savaş ve savaş suçları hukuğu alanında taraflar üstü salt etik-mutlak bir hareket zemini sunmadığı oldukça nettir, bizzat “olmayan” kapsamına aldığı “yeni”ye karşı ideolojik bir tutum takınmaya açık olduğu halde kendisini bağımsız bir adalet sahası olarak dayatma girişimindedir. elimizde tutuyoruz.
bunun dışında yine önemli bir ideolojik-hata gerilla savaş taktiklerinin hangi noktadan sonra terör kapsamına alınacağı hususunda yapılır. örneğin kendisini sivil halktan ayırıma/üniforma ve yaptığının sorumluluğunu açıkça üzerine alma olguları sözleşme metninin c, d maddelerinde gerillanın kendisini açık hedef olarak ortaya koyması gerektiği şeklinde bütün anlam kökenini yitirmesine vardırılan okumalara imkan tanıyacak elastikilikte betimlenmiştir.
“….elinde silah düşmanını bekleyebilecek kadar meşruiyeti olmayan, gündüz gezme bile gezemeyen, ancak gece karanlık çökünce bastığı köylerde silah zoruyla yiyecek bulabilen…”
“ 19° kırsal alanda bir eve ya da köylü kulübesine gelindiğinde, içeri girmeden önce gerillaların ilk olarak ne yapmaları gerekir?
- savaşçılardan yalnızca ikisi içeri girer, diğerleri kulübenin çevresini kuşatırlar. içeri girenler orada bulunanlara kulübenin sarıldığını bildirirler. kulübe ve civarı yeterli bir şekilde arandıktan sonra geri kalanlar da içeri girebilirler. yolları ve düşmanın yaklaşmasına uygun yerleri gözleyebilecek tepelere ya da yüksek yerlere nöbetçiler yerleştirilir. içeri girildikten sonra, düşmanın dikkatini çekmemek için hiç kimsenin dışarı çıkmasına izin verilmez. savaşçı toplama bölümünün başındaki subay köylü ile konuşur ve kendisinin gerçek duyguları ile gerillalara karşı bağlılık derecesini değerlendirir. daha sonra köylüden kendilerine muhbir olarak ya da bir köy gerillası olarak yardım etmesi istenir (not köy gerillası fiilen çatışmalara katılmaz. gerillacıların kurduğu yönetim içinde yaşamayı kabullenir ve onlara erzak yardımında bulunduğu gibi, gereğinde bedeni hizmetler de görür.) şayet köylü düşmanlara sempatisini açıkça göstererek işbirliği yapmayı reddedecek olursa, o bölgeyi terk etmek zorundadır. gerilla birliği bulundukları yerde kendilerine karşı çalışma olasılığı olan kişilerin serbestçe dolaşmasına asal izin veremez. köylüye o bölgeyi terk etmesi söylenir ve bütün malı mülkü hiçbir ödeme yapılmaksızın elinden alınır. kendisinin bütün malları halk kurtuluş silahlı güçlerinin mülkiyetine geçer….
….bu, gerilla savaşı ile ilgili başlıca sorunlardan birisidir. şu kural hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı ve daima uygulanmalıdır: mükemmel bir gerılla ne düşmanı savaşa davet eder, ne de düşmanın kendi şartları içinde savaşa tutuşur. iyi bir gerilla için en güvenilir savaş taktikleri, ani baskın, tuzağa düşürme, ufak çaptaki çatışmalar ve düşmanın kendisinden en emin ve hiçbir saldırı beklemediği anda yapılacak hücumlardır. düşman karşı saldırıya geçtiğinde gerilla birliğinin derhal gözden kaybolup daha emniyetli yerlere çekilmesi gerekir. böyle bir çekilme sırasında gerillalar düşmana kayıp verdirmekten de geri kalmamalıdırlar. gerillalar dürbünle gözetlemek suretiyle düşmanı izlemelidirler.” (*)
görüldüğü gibi bir yanda savaşın öğretmeni (che’nin hocasıdır) bayo’nun gerillayı tanımlayan taktikleri diğer yanda bu taktiklere bakıp siz ne biçim gerillasınız lan! burada dikkatimizi çekmesi gereken husus gerilla ve terörist kelimelerinin eylemsel anlamlarını ideolojik-simgesel yapıya devreden sembolik statülerindedir. gerillayı anlamlandıran gizlilik ve özel harp taktikleri önemsizleşerek gösteren olarak gerilla adı gösterilenin içine yerleşmiştir. örneğin sosyalist harekete en başından ideolojik olarak karşı olunmasına rağmen genellikle silahlı taktik/stratejisi ve bu taktik/stratejiyi uygulama biçimi eleştiri konusu edilir. böylece düşmanın siyasal, tarihsel haklılığını savlamasına yönelik tehlike baştan bertaraf edilir. işte gerilla terimi sembolik alanda belirli bir haklılığa (ve belki güçsüzlüğe) işaret ederken terörist tam zıttına yapışıktır. yazı epey dağıldı ancak anlatmak istediğim yere yaklaşıyorum. gerillanın alanından çalarak terör tanımının sınırlarını genişleten iktidar söyleminin marjinal çıkışları işine geldiği şekilde (genişletilen sınırların içine dahil edilerek) okutması, yukarıda elimizde tutalım dediğim konvansiyon maddelerinin klasik reddiyesi üzerinden bir eleştiriyle açıklanmaya çalışılabilirdi. ancak bu bize gerilla teriminin üzerindeki egemenlik savaşının nedenini açıkça göstermez, egemen-burjuva anlamlandırmanın gerilla üzerine eğilmesini/radikal-marjinal anlamlandırmanın terörist sıfatını kabul edemezliğini ıskalardı.
gerilla, toplumsal hafızada bir çeşit haklılığı bildiren ortak sıfır noktasıdır. örneğin demokrasi de böyledir. değer alanı göksel krallıktan yeryüzüne indiğinden beri (özellikle fransız burjuva devrimi) toplumsal ideolojik yapının üzerine oturduğu tarihsel etik-alan çeşitli söylemlerin, ortak sıfır noktalarını doldurma savaşının sahnesi olagelmiştir. kürdün dağ türkü olduğunu kanıtlama girişimleri hep burada aranmalıdır. lacan, kendisini kral zanneden bir kralın, kendisini kral zanneden bir deliden daha az yanılsama içinde olmadığını belirtirken gösterdiği bu yere inmiş (aslında hiçbir zaman göklerde olmayan) anlamlandırma düzeneğidir. türkün tanrısal alanda haklılığının kalmadığı, (ırk ideolojisi) yücelik argümanının suya düştüğü bir tarihsel planda elbette ulusal kader tayin hakkına karşı çıkışın başka bir araçla doldurulması gerekir. bu araç yeryüzüne indirilmiş ortak etik değerlerleştirmelerin (sıfır noktalarının) söylem egemenliğine dahil edilmesiyle mümkündür ancak. (tıpkı burjuva demokrasisinin demokrasi kavramına yaptığı gibi)
(*)
alberto bayo,
gerilla nedir?
not: skerim gerini gerillasını anarşik ibineler diyenlere hiç değinmiyorum zira yazının temasıyla ters düşecek şekilde devlet, kutsallık, göksel hakimiyet noktasının ilerisinde değiller.